Header Ads

Anıtkabir'i Bilerek Gezelim Mi?


“Anıtkabir, Türk’ün Atası’nın, Atatürkü’nün, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusunun, yani Atatürk’ün Türkiye’nin kalbi Ankara’da yattığı yerdir.
Tüm Dünya Milletlerinin ve Türk Milleti’nin Türkiye’ye bir bakış attığında görebildiği vatanın en orta yerinde, bayrağımızın hilâlinin içinde, Anıttepe’de Dünya Barışı’na adanmış bir orman içinde, şanlı Türk tarihini anlatan yapılar, heykeller, kabartmalar, sözler, Türklüğün maddi manevi değerleri içinde yattığı yerdir.

Böyle bir anıt hiçbir devlet adamına nasip olmamıştır, çünkü dünyaya bu büyüklükte, bu değerde , bu yüce, yüksek özellikleri taşıyan bir devlet adamı ve komutan gelmemiştir! “
Anıtkabir yine göndemde bugün. 7 Şubat tarihli bir haber:
“Anıtkabir İstatistikleri de Kaldırıldı”
Haber akıl ve mantık dışı bir gerekçeyi veriyor. Son beş yılda ilk kez yıllık ziyaretçi sayısı beş milyonun altına düşmüşmüş de bu yüzdenmiş.
Yılda beş milyon kişi. Gözönüne getiriniz. Geçen yıl dört milyon kişiymiş ziyaretçi sayısı. (3 milyon 902 bin 149 kişi.)
Bu sayı 2007 yılındaki ziyaretçi sayısının üçte birinden azmış. Beş milyonun altında kalmışmış. Ha bir de bu ziyaretçilerin 275 bini yabancıymış. Bunu neden diyorlarsa. Yani Atatürk’ü Türkler kadar yabancılar da ziyaret ediyor mu demek istiyorlar, Türklerden çok yabancılar mı ilgileniyor demek bu, ne demekse bunu da yazmışlar habere.
2007 yılıyla karşılaştırıyorlar bir de. Anımsayın milyonların Cumhuriyet mitingi yaptığı, AKP’nin ciddi bir sarsıntı yaşadığı yıl. Sonra da Türk’ün Diriliş Destanı’nın adıyla Ergenekon tertibinin başlatıldığı, bu mitingi tertipleyenlerin tek tek bir bahaneyle içeri toplandığı yıl…
Bu haberin arkasına bakalım:
Dört milyon ziyaretçi sayısı dünya rekorudur. Dünya devletleri, zamanında kendi liderlerine silah zoruyla bile, böyle yüksek sayıda bir halk ziyareti gerçekleştirememişlerdir.
Genelkurmay, internet sitesinden bu istatistiği neden kaldırmıştır? Kim kaldırtmıştır? Bu sayıdan kim rahatsız olmuştur? Niye halk bilgilendirilmeyecek artık?
Halk Anıtkabir’e ilgi göstermiyor mu demek isteyecekler? Bunu mu şırıngalayacaklar kafalara? Anıtkabir ziyaretleri unutturulacak mı, yok mu sayılacak? Görmezden mi gelinecek? Önemsizleştirilecek mi? Neden?
Bunun arkasından ne gelecek? Sırada ne var, sırada?
Durup dururken bir iki hafta içinde ikinci kez niye Anıtkabir’e saldırı var?
Bu soruların yanıtını siz bulunuz.
Cumhuriyetin okullarında okumuş, yatılı okullarında bu halkın lokmasını yemiş biri olarak, sorumluluğumu yerine getirmek, halkımızın Anıtkabir’i bilerek gezmesine yardımcı olmak adına üstüme görev bildiğim aydınlatma işine, Anıtkabir’i tanıtmak için yazmaya başladığım yazıya devam edeceğim.
Anıtkabir birilerini neye rahatsız eder? Neresi batar? Neden gocunurlar?
Bunu anlamak için Anıtkabir’in kim için yapıldığına, nereye yapıldığına, Anıtkabir’i kimin elbirliğiyle yaptığına, Anıtkabir’in anıt bölümünün, diğer bölümlerinin tek tek ne anlama geldiğine, neleri anlattığına bakınız.

Anıtkabir, Türk Milleti’nin, önemli tarihi günlerinde, ulusal bayramlarında, gelecek kuşaklarına Cumhuriyetin nasıl kurulduğunu öğretmek adına, dara düştüğünde, yöneticilerini şikayet etmek, avunmak, geçmişinden güç almak, dua etmek ve bunun gibi pek çok nedenlerle ziyaret ettiği bir yerdir.
Anıtkabir’e giden yol bile öyle ince bir düşünceyle yapılmıştır ki döşenen taşların arasında bilerek bırakılan beş santimetrelik aralıklar yüzünden başlar istemeden öne eğilir. Daha yolun başında Türk’ün Atası’na O’nu ziyaret etmeye kalkan herkesin başı bükülür. Düşündürülür, elini yüreğine koyması, tarihi düşünerek bir sarsılması sağlanır.
Aslanlar dikkat ederseniz oturur durumdadır. Ben Aslanım, güçlüyüm ama barış istiyorum, bu yüzden uysal uysal oturuyorum demektir bu. Niye 24 tanedir bunlar? 24 Oğuz boyunu gösterir bu sayı da ondan! Çift çift oturtulmaları birlik ve beraberliğimizin, millet bütünlüğünün göstergesidir.
Yapılar eski Türk halı ve kilim desenleriyle bezenmiş, Selçuklu Çadır mimarisinden esinlenilmiş, yapıların her yanı Türk Kurtuluş Savaşını, Türk Milleti’nin karakterini, özelliklerini, yüksek duygularını anlatan tasvirlerle süslenmiştir. Atatürk’ün önemli sözleri her yanda karşımıza çıkar. Müzesinde de geçmişimizi yeniden gözümüzde canlandırabiliriz.
Anıtkabir Türk’ün Atası’nın, Atatürkü’nün, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusunun yani Atatürk’ün Türkiye’nin kalbi Ankara’da yattığı yerdir.
Tüm Dünya Milletlerinin ve Türk Milleti’nin Türkiye’ye bir bakış attığında görebildiği vatanın en orta yerinde, bayrağımızın hilâlinin içinde, Anıttepe’de Dünya Barışı’na adanmış bir orman içinde, şanlı Türk tarihini anlatan yapılar, heykeller, kabartmalar, sözler, Türklüğün maddi manevi değerleri içinde yattığı yerdir.
Anıtkabir’in sütunları sert , yapı heybetlidir. Ankara’nın yumuşak tepeli, düz ortamında bu dik, sert ve keskin görünüşlü yapı iyice belirginleşir, insanı etkiler. Eğer bu yapı yuvarlak sütunlu, kubbeli bir yapı olsaydı şimdiki etkisi olmazdı derler.
Anıt yapı iki katlıdır. Alt kat kale bedeni gibidir. Atatürk bu katta toprağa verilmiştir. Şeref Holü bu katın üstüne kurulmuştur. Dört yanında köşeli sütunlar dizilidir, üstü düzdür.
Böyle bir anıt hiçbir devlet adamına nasip olmamıştır, çünkü dünyaya bu büyüklükte, bu değerde, bu yüce, yüksek özellikleri taşıyan bir devlet adamı ve komutan gelmemiştir!
İnönü’nün cenazesi de buraya gömülmüştür. Halk ayrıca ziyaret edeyim, İnönü’yü anayım diyor mu? Onu da diğer komutanlarımızla, Atatürk’ün silah arkadaşları ve şehitlerimizle birlikte anıyor.
Turgut Özal’a büyük tantanayla bir yerlere anıt mezar diktilerdi. Hani kim ziyaret ediyor, kim oraya gidiyor?
Menderes ve arkadaşları gömüldükleri yerden çıkarıldı, anıt mezarlarına gömüldü. Böyle yaptılar da ne oldu? Kim o anıt mezara gidiyor? Gitse de neden gidecek? Hangi hizmeti, hangi yaptığı büyük devlet işi var? Türk Milleti’ne hangi hayrı olmuş?
Şimdiki yöneticiler de öldüklerinde aynısı olacak. Kaybolup gidecekler. Ne adları , ne sanları kalacak.
Sel gidecek ama kum kalacak. Türk Milleti’nin büyük Atası kaya gibi, aşınmaz bir dağ tepesi gibi Türkiye’nin bağrında kalacak… Türklük düşmanlarına , Türkiye’de gözü olanlara meydan okuyacak!


ANITKABİR’İ GEZELİM (2)

(Bu yazı birinci bölümü okumayanlar da düşünülerek önceki yazıdan kısa bir özet verilerek yazılmıştır. Anıtkabir gezilirken verilen bilgilerle, Atatürk’ün özlü sözleriyle Türk tarihini yeni baştan yaşayacaksınız. Yazıyı bitirdiğiniz de Anıtkabir’i gezmiş, üzerinde daha çok düşünmeye başlamış olacaksınız, eminim değerlerinizi korumaya da, daha çok önem vereceksiniz.)
Anıtkabir etrafındaki yeşillik alan (Barış Parkı) ve anıt bölümlerinden (Aslanlı yol, Tören meydanı, Mozole (Anıt Mezar), Kuleler) oluşur.

Anıtkabir


Anıtkabir, yalnızca bir anıt mezarın adı değil, tüm bu yapıların ortak adıdır. Anıt Mezar bölümü( mozole) ise bu yapıların en önemli yeridir.
Atatürk’ün kabri, tek parça mermerden yapılmış, 40 ton ağırlığındaki mermer lahtin yedi metre kadar altında yapılan mezar odasında, vatan toprağındadır. Burası Selçuklu- Osmanlı künbet mimarisine göre inşa edilmiş köşegen bir odadır. Buraya Genelkurmay’ın izni olmadan girilemez.
Anıtkabir’i gezmeye Aslanlıyol’la başlamıştık. 260 metre uzunluğundaki bu yoldan Tören alanına varılıyordu. Aslanlı yolun girişinde asıl yapının bulunduğu yere merdivenle çıktığımızda Anıtkabir’in ilk bölümüne girmiştik. Merdivenin iki yanında da yapısı birbirinin aynı olan iki kule vardı. Çatısında eski Türk çadırlarının tepesindeki mızrak uçlarından takılı, basık, tepede birleşen çatılı bu kuleler Ortaasya’daki Türklerin yaptıkları ve yurt dedikleri çadırlara benzer, Selçuklu çadır mimarisi tarzında taş yapılardır.
Yolun sağ ve sol yanında yapılan bu iki kuleyi gezmiştik. İstiklâl Kulesi ve Hürriyet Kulesi. Bu kulelerin önlerinde kadınlar grubu heykeli ve erkekler grubu heykelini görmüştük. Türk kadınlarını ve Türk ulusunu- ordusunu anlatan bu heykellere görerek bakmıştık.

Tören Alanı


Aslanlıyol’dan sonra Tören Alanı’na ( Tören Meydanı veya Büyük Toplantı Alanı) ) geliriz. Burasının boyu ortalama 103 metre, eni 85 metre kadardır. Alan, kırmızı, beyaz, sarı, siyah renkli taşlarla örülmüştür. Bu renkli taşlarla yere halı, kilim desenleri yapılmıştır. Bu desenlerin sayısı 373 tanedir.
“Tören Alanı’nına varınca buranın solunda Müdafaai Hukuk Kulesi, karşısında Mehmetçik Kulesi bulunur.

Müdafaai Hukuk Kulesi


Müdafaai Hukuk, bugünün Türkçesiyle “Hakkın Savunulması” demektir. Türk Milleti’nin kendi hakkını savunması, koruması.
Yurdumuzun Mordros mütarekesiyle başlayan işgali karşısında, askersiz, silahsız perişan bırakılan halkımız, bahanelerle her yanı işgal edilen vatan topraklarında kendi gücüyle yurdu savunma dernekleri kurdu. Birbirleriyle bağlantısı olmayan bu dernekleri 19 Mayıs’ta Anadolu’ya geçen Mustafa Kemal birleştirmiş, mücadeleyi tek elde toplamıştır. (23 Nisan 1920)
O zamanın devlet adamları başta Padişah olmak üzere hepsi bu esareti kabul etmiş, teslim olmuştu. İşgalciler, Rumları, Ermenileri kışkırtmış, ayaklandırmışlardı. Atatürk Erzurum’da toplanan Müdafaai Hukuk Kongresine askerlikten ayrılarak bu cemiyetin bir üyesi olarak katıldı. Kongre’nin başkanı seçildi. (23 Temmuz 1919) Burada alınan kararlar kurtuluşun yolunu gösteren çok önemli kararlardır. Bu kararlar milletimizi bağımsız bir Türk Cumhuriyeti’ne götürmüştür.
Bu kararlar şu anda da bizim ışığımızdır.
Alınan en önemli karar şudur:
Vatan bir bütündür; ayrılık kabul edilemez.
Kararlar şöyleydi:
Yabancı işgaline karşı millet hep birlikte karşı koyacaktır.
Gerekirse bir geçici hükümet kurulacaktır.
Ulusal gücü âmil ve millet iradesini hâkim kılmak esastır.
Azınlıklara imtiyaz verilemez.
Manda (boyunduruk) ve himaye kabul olunamaz.
Mebuslar Meclisi hemen toplanmalıdır.

Müdafaai Hukuk Cemiyeti, Kurtuluş Savaşı’nda çok önemli bir görevi yapmıştır. Bu yüzden önemlidir. Bu kuleye de bu nedenle bu ad konmuştur. Kulenin yüzünde millî haklarımızın savunulmasını anlatan bir kabartma işlenmiştir. Ordumuz ve halkımız burada elinde kılıç tutan bir genç olarak anlatılmış. Buradaki ulu ağaç da yurdumuzu anlatır. Genç kolunu ileri doğru uzatarak düşmana “Dur!” diyor. Kulede Atatürk’ün okuduğu okul, Harbiye’nin de maketi bulunur. İç duvarlarda Atatürk’ün Kurtuluş savaşı üzerine söylediği özlü sözleri yazılmıştır. Bu sözler ayraç içersinde bugünün Türkçesiyle:
“Kuvayı milliyeyi âmil (ulusal gücü etken) ve iradei milliyeyi hâkim kılmak (ulusal iradeyi egemen kılmak) esastır.” (1919)
“Millet bundan sonra hayatına, istiklâline (bağımsızlığına) ve bütün varlığına bizzat kendisi nigehban (sahip) çıkacaktır.” (1923)
“Tarih; bir milletin kanını, hakkını, varlığını hiçbir zaman inkâr edemez.” (1919)
“Türk milletinin kalbinden, vicdanından sânih (doğan) ve mülhem olan (onu esinlendiren) en esaslı, en bariz (belirgin) arzu ve iman malûm (belli) olmuştu: Kurtuluş.” (1927)

Kulenin içinde; Anıtkabir ve Atatürk ile ilgili çeşitli kitaplar ve hediyelik eşyalar ziyaretçilere sunulmaktadır.

Mehmetçik Kulesi


Tören Alanı’nına varınca buranın sağında da Mehmetçik Kulesi bulunur. Müdafaai Hukuk Kulesi’nin, karşısındadır.
Mehmetçik Türk askeri demektir. Türk Ordusu’ndaki erlere denir. Türk askeri, aslında Türk halkıdır. Mehmetçik, Türk tarihi boyunca merhameti, korkusuzluğu, cesareti, insanlığı, doğruluğu ile bütün dünyada tanınmıştır ve bu özellikleri ile ona saygı duyulur. Tarihteki Türk devletlerini de hep böyle yüksek karekterli, iyi yetişmiş Türk orduları kurmuştur.
Atatürk Çanakkale’de, Kurtuluş Savaşı’nda Mehmetçikle birlikte yanyana savaşmıştır. Mehmetçiğe çok güvenirdi. Mehmetçik de Atatürk’e güvenirdi, komutanına inanırdı. Mehmetçikler korkusuzca bu vatan için canlarını verdiler, isimsiz kahramanlar olarak Türk tarihine geçtiler…
Kulenin dış yüzünde askere giden Mehmetçik tasviri vardır. Anası elini omuzuna uzatmış, gururla oğlunu askere uğurluyor. Kulenin içinde de Mehmetçik ve Türk kadını üzerine Atatürk’ten sözler yazılıdır:
“Kahraman Türk neferi (eri) Anadolu muharebelerinin (savaşlarının) mânasını (anlamını) anlamış, yeni bir mefküre (ülkü) ile muharebe etmiştir (savaşmıştır).” (1921)
“Dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir milletinde Anadolu köylü kadının fevkinde (üstünde) kadın mesaisi (çalışmasından) zikretmek( söz etmek) imkânı yoktur.” (1923)
“Bu milletin evlâtlarının fedakârlıkları (özverileri), kahramanlıkları için vâhidi kıyasi (ölçü birimi) bulunamaz.”
Kulede ayrıca Atatürk ve Kurtuluş Savaşımız ile ilgili sesli film gösterileri yapılmaktadır.
Anıtkabir Komutanlığı

Zafer Kulesi


Mehmetçik Kulesi’nden sonra Anıtkabir Muhafız Bölüğü komutanlığı gelir. Bundan sonra da Zafer Kulesi karşımızdadır.
Türk ulusunun bütün dünyada kurduğu Türk devletleri hep kazanılan büyük zaferlerden sonra kurulmuştur. Türkiye Cumhuriyeti Devleti de Atatürk komutasında kazanılan büyük zaferden sonra kurulmuştur. Anıtkabir’deki bu kule Türk tarihinin zaferlerini temsil eder.
Kulenin içine, 19 Kasım 1938’de Atatürk’ün naaşını Dolmabahçe’den Sarayburnu’ndaki Donanmaya taşıyan tarihi toparabası konmuştur. DuvarlarındaAtatürk’ün zaferle ilgili sözleri ve bazı önemli zaferlerimizin adları, tarihleri yazılıdır.
“Zaferlerin payidar (kalıcı) neticeler vermesi ancak irfan (bilim, bilm,e anlama) ordusu ile kaimdir (mümkündür). “(1923)
“Bu vatan evlât ve ahfadımız için cennet yapılmaya lâyık, elyak (değerli) bir vatandır. “(1923)
“Hatt-ı müdafaa yoktur, sath-ı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı, vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz.”(1921)
30 Ağustos 1922- 13 Eylül 1921- 10 Ağustos 1915


Barış Kulesi
Zafer Kulesi’nden sonra Barış Kulesi’ne giderken arada sütunlu, üstü kapalı,yanı açık bir yoldan geçilir. Bu yolun sağ yanında Anıtkabir çiçekliği, fidanlığı, daha ötelerde de Ankara (Dikmen, Bahçelievler ) gözükür.
Sütunlu yolun tavanı yine Türk kilim desenlerinden alınan biçimlerle kabartma tarzında süslenmiştir. Sütunlar Şeref holündeki sütunlara benzer. Bu sütünlar da sert köşelidir. Bunun nedeni yapının biçimlerinin daha iyi belli edilmesi için diyorlar. Bunun Orta Anadolu bozkırının bol ışığına yakışan tarz olarak düşünülmesi.
Kulede barışı anlatan bir tasvir vardır. Üreten, tarlasını eken biçen köylüler. Ağaçlar… Bu üreten, çalışan Türk köylüsünün üstünde de onu koruyan Türk Ordusu’nu simgeleyen bir asker kılıcıyla durmaktadır. Ayrıca duvarlarda Atatürk’ün savaş ve barışla ilgili sözleri yazılıdır.

“Dünya vatandaşları haset (kıskançlık), açgözlülük ve kinden uzaklaşacak şekilde terbiye edilmelidir. “(1935)
“Yurtta sulh(barış), cihanda sulh!”
“Hayatı millet( ulusun hayatı) tehlikeye (düşmedikçe) maruz kalmadıkça, harb(savaş) bir cinayettir.”(1923)
Ayrıca kulede, Atatürk’ün 1935- 38 yıllarında kullandığı tören ve makam otomobilleri de sergilenmektedir.

23 Nisan Kulesi


Anıtkabir’in Çankaya yönündeki merdiveninin sağındadır.
Önce, 23 Nisan nedir, ne anlama gelir bunu anımsayalım.
23 Nisan 1920’de Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi açılmıştır. Bu tarih Kurtuluş Savaşı’nın en önemli tarihlerinden biridir. Saldırgan, işgalci düşmana karşı tek yönetimde birleşmek, düzenli ordunun yolunun açılması, halkın temsilcileriyle halkın duruma el koyması. Mustafa Kemal 19 Mayıs 1919’da kurtuluş savaşını başlatmak, Türk direnişini örgütlemek için Samsun’a çıkmıştı. O günleri Nutuk’ta şöyle anlatır: … “Osmanlı ordusu her yanda zedelenmiş, şartları ağır bir ateşkes imzalamıştı. Büyük savaşın uzun yılları zarfında milllet yorgun ve yoksul bir durumda. Milleti ve memleketi genel savaşa sokanlar, kendi hayatları endişesine düşerek memleketten kaçmışlar. Saltanat ve halifelik yerini işgal eden Vahdettin soysuzlaşmış, kendini ve yalnız tahtını güvenceye alabileceğini umduğu tedbirler araştırmakta….”
Erzurum Kongresinin o çok önemli kararlarını yazmıştık. 22 Haziran 1919’daki Amasya Genelgesi, Erzurum Kongresi’nden sonra toplanan Sivas Kongresi de önemlidir. 4 Eylül 1919.
Ankara’da bir meclis, İstanbul işgal altında olduğu, Osmanlı yönetimi iyice çöktüğü, dağıtıldığı için, milletin bu duruma el koyması için gerekliydi. İngilizlerin, İstanbul’da son toplanan Osmanlı Mebuslar Meclisini basıp dağıtması da halkı uyarmıştır. Seçilen üyeler 23 Nisan 1920’de Ankara’da Meclis’te toplandılar. Meclisin adı da bu yüzden Millet Meclisi’dir. Bu gün, yeni Türk Devleti’nin aslında kuruluş günüdür.
İşte bu yüzden 23 Nisan Ulusal Egemenlik Bayramı, ulusal bayramlarımızın en önemlilerinden biridir. 23 Nisan Kulesi’nde, bir elinde anahtar , diğer elinde kâğıt tutan bir kadın kabartmasıyla bu günün önemi, millî meclisin açılışı tasvir ediliyor. Atatürk’ün şu sözleri de duvarında yazılıdır.


“Bir tek karar vardı: O da hakimiyetî millîyeye müstenit (ulusal egemenliğe) dayalı), bilâkayduşart müstakil (hiçbir koşula bağlı olmayan bağımsız), yeni bir Türk Devleti tesis etmek.(kurmak)” (1919)
“Türkiye Devleti’nin yegâne ve hakiki mümessili ( tek ve gerçek temsilcisi) yalnız ve ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir.”(1922)
“Bizim noktai nazarlarımız, (bakış açılarımız) kuvvetin, kudretin (gücün), hâkimiyetin(egemenliğin), idarenin (yönetimin) doğrudan doğruya halka verilmesidir, halkın elinde bulundurulmasıdır.” (1920)
Bu kulede de Atatürk’ün bindiği o yıllara ait bir otomobil sergilenir.

Anıtkabir’deki Bayrak


Türk Bayrağı Anıtkabir’de Çankaya yönündeki merdivenin ortasında tek parçalı, çelikten yapılmış 34 metre yüksekliğinde (4 metresi yer altında) bir direkte dalgalanmaktadır.
O dönemde Avrupa’nın en yüksek bayrak direğiydi, direk yaptırılırken özel olarak böyle olması, bayrak direklerinin en yükseği olması istenmişti.
Bu özel yapım direği yurtdışında yaşayan, orada fabrikası olan bir Türk vatandaşı fabrikasında özel olarak yaptırmış ve hediye etmiştir. (1946) Bayrak direğinin tepesindeki hilâl 22 ayar altın yaprakla kaplıdır. Direğin tepesindeki bronz parça döndüğü için bayrak direğe sarılarak dolaşmaz. Direğin tepesindeki bronz (pirinç) koç boynuzu da hareketlidir. Direğin ağırlığı beş ton kadardır. Direğin kaidesi mermer kaplıdır. Burada yapılan kabartmada belirtilen kılıç, ordumuzun savaşma gücünü, miğfer, savunma gücünü, meşe dalı, zaferi, zeytin dalı, barışı, yanan meşale, uygarlığı, çağdaşlığı anlatır.
Dinlenme Salonu: Bayrak direğinin bulunduğu yerden merdivenle inilerek dinlenme salonuna gidilir. Burada ziyaretçilere yiyecek ve içecek satılır.
Konferans Salonu: Burada seminer ve konferanslar düzenlenir.

Misakı Millî Kulesi

Anıtkabir’in Çankaya yönündeki merdiveninin solunda yer alır.
“Misakı millî” millî yemin, ulusal ant demektir.
Türk Ulusu’nu tarihten silmek, Türk vatanını işgal etmek için dört koldan saldıran düşmanlara karşı Anafartalar kahramanı Mustafa Kemal Paşa ulusu aydınlatmak için bildiriler yayımlamıştı. Padişah ve etrafındakiler O’nu “asî “ ilân etmişler ve yakalama emri vermişlerdi. Bundan sonra da Mustafa Kemal askerlikten ayrılmış, sivil olarak mücadeleye devam etmişti. Erzurum ve Sivas Kongrelerinde alınan kararlar bizim millî yeminimizdir.

Türk halkı tarih boyunca esir yaşamamıştır. Hele hristiyan egemenliğinde tek gün geçirmemiştir. Türkler, Hrıstiyan egemenliğine girmemiş tek müslüman millettir. Bu özelliğimizi Erdal Sarızeybek konuşmalarında hep vurgular.
Şimdiki sınırlarımızın bulunduğu yurdumuzu, bütünlüğü ve bağımsızlığı tehlikeye düşmüş olan Türk ülkesini, yine ulusun kendi iradesi kurtaracaktır, denerek, sınırları korunarak, yeni bir Türk devletinin kurulmasına yemin edilmiştir. Bu millî çağrı Erzurum’dan bütün dünyaya ilân edilmiştir.
Misakı Millî yemini kısaca:
“Düşmandan temizlenene kadar vatan savunulacaktır!” diye yemin etmektir.
Sonunda Türk Ulusu, bu yeminini yerine getirmiş, Misakı Millî yeminini yerine getirinceye kadar savaşmış, bu günkü sınırlarımızı kendi kanıyla çizmiştir…
Atatürk’ün o günlerde Padişah ve hükümeti için söylediği şu söz unutulabilir mi?
“Bir ülkenin, bir ülke halkının düşmandan zarar görmesi acıdır. Ama kendi soyundan, büyük tanıdığı insanlardan vefasızlık, fenalık görmesi ondan daha acıdır. Bu, kalp ve vicdanlar için onulmaz bir yaradır.”
Bu kulenin içinde, yemin ederek birlikte olmayı simgeleyen bir kabartma vardır. Milletin andı: Bir kılıcın kabzası üzerinde üst üste duran dört el. El el üstünde tutmak. Bu eski bir geleneğimizdir. Kuran üstüne el konarak yemin edilirdi eskiden. Silah üzerine yemin etme geleneği de çok eski bir Türk geleneğidir.
Misakı Millî Kulesi’nde Atatürk’ün şu sözleri yazılıdır:
“Düsturu halâsımız olan misakı millîyi (kurtuluşumuzun genel kuralı olan ulusal andı) safhai tarihe ( tarih safhasına) yazan milletin demir elidir.” (1923)
“Millî hudutlarımız dahilinde( ulusal sınırlarımız içinde)hür ve müstakil (özgür ve bağımsız) yaşamak istiyoruz.” (1921)
“Millî benliğini (ulusal benliğini ) bulamayan milletler (uluslar) başka milletlerin şikârıdır ( avıdır).” (1923)
Bu kule müzenin girişidir. Anıtkabir özel defterini imzalamak için hazırlanan imza kürsüsü buradadır. Törenlere ait fotoğraf sergisi de burada sergilenir.

Anıtkabir Atatürk Müzesi


Misakı Millî ve İnkılâp Kulesi arasındaki bölüm yapılırken müze olarak düşünülmüş. Müze 1960 yılında açılmıştır. Atatürk’ün eşyaları, giysileri, kendisine armağan edilen eşyalar burada sergilenir.
İnkılâp Kulesi
Müzeden sonra bu kule gelir.
Osmanlı Devleti’nin çöküşünü, son yıllarında girdiği her savaştan yenik çıkmasını , o dönemin Türk aydınları, milletimizin bilim ve teknikte geri bırakılmasından dolayı olduğunu, Avrupa bilimde ilerlerken, medreselerde ortaçağın bilgileriyle cahil bırakıldığımızı görüyorlardı. Yobazlar, kitap basılmasına bile karşı çıkıyor, dinsizliktir diye her yeniliğe karşı duruyorlardı. Baskıcı idare kitapları yasaklıyordu. Mustafa Kemal böyle bir çağda yetişti, subay çıktı. Önce Vatan ve Hürriyet cemiyetini kurdu. Daha sonra İttihat ve Terakki Cemiyetine katıldı.
Atatürk gençlik yıllarından itibaren Türk milletinin içine düşürüldüğü durum üzerine düşünmüş, çok kitap okumuş, cephelerde çok tecrübe edinmiş, çok gözlem yapmıştı. Atatürk ayrıca yazardır. Nutuk onun eseridir. Ders kitapları da yazmıştır.(Medeni Bilgiler kitabı, Geometri kitabı, Tarih kitapları…)
Kurtuluş Savaşı boyunca da Ankara’da yeni kurulmuş bu Meclis, dış düşmanlar kadar iç düşmanlarımızla da uğraştı.İngilizlerin kışkırttıkları insanlar pek çok ayaklanma çıkarttılar. Atatürk millî mücadeleye başlarken gelecekte çağdaş bir ülke kuracağını biliyordu.
Atatürk Türk ulusuna güveniyordu. Şu sözleri ulusuna güvenini anlatır:
“Türk milletinin karakteri yüksektir. Türk milleti çalışkandır. Türk milleti zekidir… Türk milleti milli birlik ve beraberlik içerisinde güçlükleri yenmesini bilmiştir…”
Atatürk Türk ulusunu çağdaş bir seviyeye çıkarmak için bir çok yenilikler(inkılâp) yaptı.
Bunların en önemlileri:
Laiklik ve millîyetçilik (Atatürk Milliyetçiliği).
Saltanat ve hilâfetin kaldırılması, Cumhuriyetin kurulması.
Medreselerin kaldırılması, Medeni Kanun’un kabul edilmesi, Şer’i mahkemelerin kaldırılması ( hukukta yenilik).
Öğretimin birleştirilmesi (Tevhid-i Tedrisat Kanunu), çağdaş eğitim, yeni üniversitelerin açılması.
Türk kadınına tanınan haklar, kılık kıyafet düzenlemesi, tarikatların yasaklanması.
Yeni Alfabe (Türk harflerinin kabulü), Türkçenin yabancı dillerden arındırılması, Yeni tarih görüşü (Türk tarihi), soyadı yasası.
Takvim, saat ve ölçülerde değişiklik.
Ekonominin geliştirilmesi, yabancı şirketlerin tasviyesi (millî ekonomi).
Türk ordusu, millî savunma.
Kulede iç duvarda şöyle bir kabartma vardır. Sönmek üzere olan bir meşaleyi zayıf bir el tutmakta. Bu el yıkılan, sönen Osmanlı Devleti’ni temsil eder. Göklere ışık saçan diğer meşaleyi ise güçlü bir el tutmakta. Bu Cumhuriyet meşalesidir.
Burada yer alan Atatürk’ün sözleri:

“Bir heyeti içtimaiye aynı gayeye (bir toplum aynı amaca) bütün kadınları ve erkekleriyle beraber yürümezse terakki (ilerlemesine), temeddün etmesine (uygarlaşmasına) imkânı fenni (teknik imkân) ve ihtimali ilmî (bilimsel ihtimal) yoktur.”(1923)
“Biz ilhamlarımızı gökten ve gaipten( bilinmeyen alemden) değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz.” (1937)
Bu kule müzenin giysi bölümüdür. Burada Atatürk’ün balmumu heykeli de vardır.

Zafer Kabartmaları



Anıtkabir’de Şeref holü’ne çıkan merdivenin iki yanında, duvarda kabartma resim vardır.
Zaferle sonuçlanan iki büyük savaşı temsil eder bu resimler.
Sakarya Meydan Savaşı.
Başkomutanlık Meydan Savaşı.

Her iki savaşta da Atatürk başkomutandır.
Sakarya’da Atatürk’ün başkomutanlığında savaşan ordumuz , sayıca ve silah bakımından düşmana göre çok daha azdı ama kahramanlığıyla, haklı savunmasıyla Yunan’ı yenmiştir. Savaşın seyrini Atatürk’ün söylediği şu söz değiştirmiştir:

“Hatt-ı müdafaa yoktur, sath-ı müdafaa vardır( savunma bir çizgi üzerinde değil bir alan üzerinde yapılacaktır). O satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı, vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz.”

Sakarya Savaşı savunma savaşımızdır. 22 gün, 22 gece düşmanla göğüs göğüse savaşılmıştır.
Kabartmada başta oturan iki kadın ve çocuk işgal altındaki vatanı, esir alınan halkımızın acısını anlatır. Diğer baştaki ana tasviri ise vatanın simgesidir. Önünde çökmüş gence yani Türk askerine meşe ağacını (zaferi) gösterir. Bu bölüm zaferi müjdeler.

Başkomutanlık Meydan Savaşı’nda Atatürk’ün söylediği şu söz unutulmaz: “Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!”
Bu kabartmada başta bir kadın, bir genç çocuk ve bir at vardır. Genç çocuk çocuk yaşta savaşmaya gidenleri anlatır. Burada bir taş üzerinde Mustafa Kemal oturuyor. Sağ eliyle emir veriyor. Mustafa Kemal savaşın içinde, askerin arasındadır. Burada vurulup yere düşen bir askerin elindeki bayrağı başkası alıyor. Melek borusuyla verilen emri bütün yurda duyuruyor. Bir diğer melek de orduyu zafere çağırırken elinde Türk bayrağını dalgalandırıyor.
Cumhuriyet Kulesi
Şeref Holü’ne çıkan merdivenin sağ yanında Cumhuriyet Kulesi vardır.
26 Ağustos sabahı başlayan Büyük Taarruz, 30 Ağustos 1922’de Başkomutanlık Meydan Savaşıyla Yunan’ı yenmemizle son buldu. Kaçan Yunan denize kadar kovalandı. Yurdumuz düşmanlardan temizlendikten sonra 23 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Antlaşmasıyla Türk Ulusu bağımsızlığını bütün dünyaya kabul ettirdi.
28 Ekim 1923 akşamı da Mustafa Kemal, yanındakilere: “Yarın Cumhuriyet ilân edeceğim.” demişti.
29 Ekim 1923 günü de atılan 101 pâre top atışıyla Cumhuriyet ilân edildi. Atatürk,Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Cumhurbaşkanı seçildi.
Cumhuriyet Kulesi’nde şu sözler yazılıdır:

“En büyük kuvvetimiz (gücümüz), enşayanı emniyet mesnedimiz( güvenilir dayanağımız), hakimiyeti millîyemizi (ulusal egemenliğimizi)idrak etmiş (kavramış) ve onu bilfiil (eylemli olarak )halkın eline vermiş ve halkın elinde tutabileceğimizi fiilen ispat eylemiş( gerçekten kanıtlamış) olduğumuzdur.”
Bu kule içinde önemli tarihi binaların maketleri vardır.Ayrıca tarihi fotoğraf lar sergilenmektedir.
Kitaplık (Sanat Galerisi)
Cumhuriyet Kulesi’nden sonra buraya girilir.
Burada Atatürk’ün özel kitaplığı sergilenmektedir. Türkçe ve yabancı dillerde 3119 kitap. Dünya tarihi ve Türk tarihi konuları ağırlıklıdır. Atatürk’ün hangi konulara ilgi duyduğunu, düşünce ufkunu bu kitaplardan anlayabiliriz…
Duvarlarda yağlıboya tablolar vardır.
Şeref Holü
Anıtkabir yapılarının içinde burası en önemli, en gösterişli bölümdür. Anıt bölümüdür. Şeref Holü buradadır. Şeref Holü’nde sembolik olarak mermer mezole (kabir) bulunur. Bunun tam bir kat altında da asıl kabir vardır.

Anıtkabir’in sütunları sert, yapı heybetlidir. Ankara’nın yumuşak tepeli, düz ortamında bu dik, sert ve keskin görünüşlü yapı iyice belirginleşir, insanı etkiler. Eğer bu yapı yuvarlak sütunlu, kubbeli bir yapı olsaydı şimdiki etkisi olmazdı denir.
Şeref Holü Anıtkabir’in asıl bölümüdür. Buraya gelinceye kadar gezilen, görülen diğer bölümler bizi buraya hazırlar. Geçmiş tarihimizi ta Hititlerden, Ortaasya’dan başlayarak günümüze kadar anımsarız. Kurtuluş Savaşımızı yeniden yaşarız. Vatanın milletin kurtuluşuyla sevinirken huzuruna geldiğimiz bu büyük insanı, Bozkurt’u, Türkün Atasını, şehitlerimizle birlikte saygıyla, minnetle, şükranla, övgüyle, gururla anarız… Çoluğumuza çocuğumuza geçmişimizin izlerini gösterir, geçmişiyle övünmesini, geçmişinden şeref duymasını sağlarız.

Anıt yapı iki katlıdır. Alt kat kale bedeni gibidir. Atatürk bu katta toprağa verilmiştir. Duvarları sert özel bir taşla döşelidir. Tabanı siyah, beyaz, kırmızı mermerle kaplı olan attaki odada ortada etrafı sekiz köşeli bir yıldız şeklinin içinde kıble yönünde bir mermer sanduka görülür. Çevresinde yurdun bütün illerinden, Kuzey Kıbrıs’tan gelen toprakların konduğu vazolar dizilidir. Atatürk ise kurtardığı yurdumuzun sınırlarından, doğduğu topraktan, şehitliklerden ve düşmanla savaştığı savaş meydanlarından getirilmiş vatan toprağında yatar. Burası Selçuklu- Osmanlı mimari tarzında yapılmış köşeli, tavanı Selçuklu tarzı konik künbet şeklinde bir odadır.
Şeref Holü bu katın üstüne kurulmuştur. Yüksekliği 20 metredir. Dört yanında köşeli sütunlar dizilidir, üstü düzdür, kurşun çatıdır. Sütunların sekizi önde, ondörder tanesi de yanlardadır. Sütunların gövdesi beton, üstü taş kaplama. Yer ve duvarlar ise mermer kaplıdır.
Yapı dikdörtgen şeklindedir. Yapının temelinin bir geminin su altındaki kısmı gibi toprağın içinde yapıldığı anlatılır.
Birinci kat, bahçeden, yanlardan görülür. Önden bakınca görülmez.
Şeref Holü’ne yüksek merdivenlerle çıkılır. Merdivenlerin iki yanında meşaleler vardır.
Merdivenin ortasında bir mermer kürsü, kürsüde Atatürk’ün:
“Hakimiyet Kayıtsız Şartsız Milletindir “ sözü yazılı bir büyük levha bulunur. Bu levhanın bir eşi de TBMM’ndedir.
Merdivenden sonra bir düzlük gelir. Ziyaretçiler bu düzlükte durduklarında Şeref Holü’yle karşı karşıya gelirler.
Duvarda solda, Atatürk’ün “Gençliğe Hitabı” yazılıdır.
Duvarda sağda, Atatürk’ün 10. Yıl Nutku yazılıdır.
Girişte sağda, Atatürk’ün 1938 yılında söylediği, “Türk Ordusu’na Son Mesajı ” yazılıdır. Sol yanda ise, İsmet İnönü’nün Türk Milleti’ne başsağlığı mesajı bulunur. Bu iki yazı Cumhuriyetin yüzüncü yılı anısına sonradan konmuştur.(1981)
Girişin karşısında geniş, büyük pencerenin önünde Atatürk’ün renkli mermerden tek parçadan yapılmış lâhdi bulunur. Bu mermerAdana-Osmaniye’den getirilmiş. Etrafı Afyon’dan gelen beyaz mermerle döşelidir. Yerdeki, duvarlardaki diğer mermerler Adana, Hatay, Afyon ve Bilecikten gelmiş. Tavan
ve yan bölümlerin tavanı mozaik bezelidir, 16’ncı yüzyıl Türk halı desenleri mozaik şeklinde işlenmiştir. Duvarlarda meşaleler vardır.
Atatürk’ün sembolik lâhdinin önüne konduğu Şeref Holü’nün penceresinden Ankara’ya bakarsanız şunu görürsünüz:
Ankara Kalesi!
Büyük Kurtarıcımız, bir yanda Türkiye’nin başkenti Ankara’yı simgeleyen Ankara kalesi’ne , Ankara’ya , bir yanda göklerimizde dalgalanan şanlı bayrağımıza, bir yanda Tüm Türkiye’ye bakmakta ve hepimizin gönlünde yatmaktadır.
Atatürk’ün bu sözlerini ise hatırlamanın tam zamanıdır!
“Ne Mutlu Türküm Diyene!”
“Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir…”
“Cumhuriyeti kuranlar onu korumaya da muktedir olmalıdır.”
“Ey Türk Gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.”
“Herkes ulusal görevini ve sorumluluğunu bilmeli, memleket meseleleri üzerinde o düşünceyle, düşünüp çalışmayı görev edinmelidir. “
“ Kendiniz için değil, bağlı bulunduğunuz ulus için elbirliği ile çalışınız. Çalışmaların en yükseği budur.”

Atatürk’ün Ordu’ya Son Mesajı:
Gençliğe Hitabe’yi bilmeyenimiz yoktur ama bu hitap nedense okul kitaplarına hiç alınmamıştır. Atatürk’ün sonsuzluğa ulaşmadan on iki gün önce hem de ağır hastayken vatan için söylediği bu sözleri yavaş yavaş anlayarak , ders alarak okuyunuz:

29 Ekim 1938
“Zaferleri ve mazisi insanlık tarihiyle başlayan her zaman zaferle beraber medeniyet nurları taşıyan kahraman Türk ordusu!
Memleketini, en buhranlı ve müşkül anlarda zulümden, felaket ve musibetlerden ve düşman istilasından nasıl korumuş ve kurtarmışsan, Cumhuriyet’in bugünkü feyizli devrinde de askerlik tekniğinin bütün modern silah ve vasıtalarıyla mücehhez olduğun halde, vazifeni aynı bağlılıkla yapacağına hiç şüphem yoktur.
Bugün, Cumhuriyet’in 15. yılını mütemadiyen artan büyük bir refah ve kudret içinde idrak eden büyük Türk milletinin huzurunda kahraman ordu, sana kalbî şükranlarımı beyan ve ifade ederken, büyük ulusumuzun iftihar hislerine de tercüman oluyorum.
Türk vatanının ve Türklük camiasının şan ve şerefini dahilî ve haricî her türlü tehlikelere karşı korumaktan ibaret olan vazifeni her an ifaya hazır ve âmade olduğuna, benim ve büyük ulusumuzun tam bir inan ve itimadımız vardır. Büyük ulusumuzun orduya bahşettiği en son sistem fabrikalar ve silahlarla bir kat daha kuvvetlenerek büyük bir feragat-i nefs ve istihkâr-ı hayatla her türlü vazifeyi ifaya müheyya olduğunuza eminim. Bu kanaatle kara, deniz, hava ordularımızın kahraman ve tecrübeli komutanları ile subay ve eratını selamlar ve takdirlerimi bütün ulusun muvacehesinde beyan ederim.
Cumhuriyet Bayramı’nın 15. yıldönümü hakkınızda kutlu olsun…”
Mustafa Kemal ATATÜRK

Son Söz
Anıtkabir’in bu geniş arazisini o zaman devlet adına alarak kamulaştıran, her dönem hiç eksilmeyen açgözlü çıkarcılardan burayı kurtaran, Ankara’nın nefes alan tek yeri olmasını sağlayan yetkililere, anıtın düzenlenmesinde, dünyaya açılan yarışmalarla özenle yapılmasında emeği geçenlere, herbir ayrıntının üzerinde durarak, kılı kırk yararak burayı yaptıranlara, bu konuda kendilerini ulusa karşı sorumlu hisseden isimsiz görevlilere, vatandaşlarımıza, anıtı koruyan Mehmetçiğimize yürekten şükranlarımızı sunarız…
Atatürk’ün her dediği gerçekleşmiştir. İleriyi görmüş, tüm dediklerini yapmıştır. İçinde bulunduğumuz şu günlerde Atatürk’ün bu sözü bize umut veriyor. Anıtkabir’e bile göz dikmeye kalkışacak kadar gözü dönmüşlere bu söz yanıt veriyor. Ahdımız olsun, Cumhuriyet yıkıcılarına fırsat vermeyeceğiz…

“Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır”
Gazi Mustafa Kemal Atatürk


Feza Tiryaki

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.