Silah arkadaşına en acılı gününde bunca eziyeti çektirene ne denir?


Ergenekon sanıklarından emekli Yarbay Mustafa Dönmez 23 yaşındaki oğlunu bir trafik kazasında yitirdi. Dönmez evladının cenaze törenine katılabilmek için cezaevinden izinli olarak çıkarıldı ama Jandarma’nın akılalmaz engellemeleri sonunda cenaze namazına yetişemedi.

Şimdi sizlere aşama aşama neler yaşandığını anlatmak istiyorum. Başlıktaki sorunun cevabını siz kendi vicdanınızda verin.

Yarbay Dönmez’in 23 yaşındaki oğlu Alp Dönmez 31 Ağustos günü Azerbaycan’da geçirdiği trafik kazası sonucu hayata veda ediyor. Ailesi ve Dönmez’in avukatları olayı cuma akşamı öğreniyorlar. Cenazenin ancak cumartesi gece yarısı gelebileceği de öğrenilince, avukat Celal Ülgen “Mustafa Dönmez tek kişilik hücrede kalıyor, şu anda söylersek kendisi için yıkım olur, ayrıca hafta sonu olduğu için izin almak da mümkün değil, pazartesi izni aldıktan sonra söyleyelim” önerisi getiriyor. Aile ve avukatlar bunu doğru buluyor.

Pazartesi sabah saat 08.30’da Silivri Cezaevi Müdürlüğü’ne izin başvurusu yapılıyor. Cezaevi Müdürlüğü saat 10.30’a kadar başvuruyu tutup cevaplamıyor. Saat 10.30’da izin veriliyor.

Bunun üzerine avukatlar oğlunun ölümünü Yarbay Dönmez’e haber vermeye karar veriyor. Ancak hiç kimse bu acı haberi vermek istemiyor. Sonunda Tuncay Özkan “Birinin söylemesi gerek” diyerek bu görevi üstleniyor.

Ardından devreye Jandarma giriyor. Yani Yarbay Dönmez’in silah arkadaşları.

Jandarma Bandırma’ya gitmek için ring aracı olmadığını (ki cezaevinde var) başka yerden araç temin edileceğini söylüyor. Bunun için Jandarma Alay Komutanlığı’na yazı yazılıyor. Ancak Alay Komutanlığı bir türlü olumlu cevap vermiyor.

Durum o sırada Balbay ve Haberal’ı izlemek için Silivri’deki Duruşma Salonu’na gelen CHP heyetine bildiriliyor. CHP’li Akif Hamzaçebi’den “valiyi araması” rica ediliyor.

Hamzaçebi Vali’yi arıyor ve iznin çıkarılması için girişimde bulunmasını talep ediyor. Vali konuya hassasiyetle yaklaşıyor ve Jandarma Alay Komutanı’na “araç temini için talimat” veriyor.

Ancak bu kez de Jandarma’nın talep ettiği “ulaşım ve harcırah bedeli” sorunu çıkıyor ortaya.

Avukatlar üzerlerinden çıkan 1700 lirayı Silivri’ye giderek bankaya yatırıyorlar ve dekontunu getiriyorlar. Jandarma ise paranın yetersiz olduğunu 800 lira daha yatırılması gerektiğini söylüyor.

Bu kez Ergenekon sanıkları aralarında toplayıp 800 lirayı denkleştiriyorlar ve bir avukat tekrar Silivri’ye giderek parayı bankaya yatırıp dekontonu getiriyor.

Sonunda Jandama Yarbay Dönmez’in getirilen araca binmesine izin veriyor, ama bu kez de araç komutanı olan teğmenin Maslak’taki karargahta olduğu ve bu nedenle aracın önce buraya gideceği belirtiliyor.

Bunlara rağmen araç saat 14.00’teki Bandırma feribotuna yetişiyor. Ancak bu kez de karşılarına İDO çıkıyor. Yetkililer aracın büyük olduğunu ayrıca bu durumun bir güvenlik sorunu yaratacağını belirterek cezaevi aracını gemiye almıyor.

Bunun üzerine araç kara yolundan Bandırma’ya gidiyor. Ancak ikindi namazından sonra kılınan cenaze namazına yetişemiyor. Aile cenaze namazından sonra Alp Dönmez’in naaşını, babası gelene kadar bekletip toprağa vermiyor. Yarbay Dönmez ancak oğlunun mezarı başına yetişebiliyor.

Rezaleti okudunuz. Jandarma bir silah arkadaşının en acılı gününde yardım etmek yerine eziyet çektiriyor. Bunun adı ne olabilir?

Ayrıca oğluna son görevini yapmak üzere çırpınan bir babadan “peşin para almak” da ne demek? 16 kişi görevlendirip sonra “bunların masraflarını siz ödeyeceksiniz” demek koca devlete yakışır mı?

Deyin ki mevzuat böyle, “peşin para” diye tutturmanın alemi ne? Henüz hakkında bir karar bile verilmemiş olan bir yarbay zaten hapiste değil mi? Para tahakkuk ettirilir sonra alınır, bu kadar mı zor?

Jandarma’dan Genelkurmay Başkanlığı’na atanan Necdet Özel acaba bu yaşananları vicdanına sığdırabiliyor mu?

*****


Fıkra yok Yıldırım Tuna var

Üst üste gelen şehit haberleri hepimizin yüreğini dağladı. Bu haftaya muhsus olmak üzere pazar fıkralarını koymuyorum. Ama Yıldırım Tuna yine var. Bu pazar sizlere Yıldırım Tuna’nın yazdığı “politik bir diyalogu” sunmak istiyorum;

- Arkadaşlar, yine bir yerlerde bomba patlattılar.. Milletin artık şurasına geldi.. Halk bizlerden bir şeyler yapmamızı bekliyor..

- Efendim daha ne yapalım?.. Olaylardan sonra Başbakanlığın merdivenlerinden hızlı hızlı çıkarken sürekli televizyonlar bizi çekiyorlar efendim..

- Kardeşim biraz daha hızlı çıkın.. Olaylar büyüdükçe o çıkışlar hızlanmalı.. Ne o elde ‘Pazar filesi’yle eve döner gibi tıngır mıngır çıkışlar?.. Ayaklar görünmemeli..

- Ama efendim, bazen günde 2 - 3 kere çıkıyoruz.. Bakanları gençlerden seçseniz.. Ben 62 yaşına geldim, artık dalak şişiyor.. Rekorum makam arabamım kapısından ilk basamağa kadar tam 32 saniye yani..

- Tamam, tamam.. Bir de çıkışta gazetecilere beyanat verirken “Bıçak kemiğe dayandı. Bizim sabrımızı sakın sınamasınlar” diyeni parçalarım.. Yaratıcı olun.. Mesela “Size sadece Ninova’nın son gününü hatırlatıyorum arkadaşlar, bunun üzerine zaten bir şey söylenemez” falan diyip çekilin mikrofonun önünden..

- Ne olmuş efendim “Ninovanın son gününde?”

- Elini körü olmuş.. Ne bileyim ben?.. Gazeteciler bunu 1-2 gün araştırırlarken biz de biraz rahat nefes alırız fena mı?.. Hadi bir-ki, bir-ki.. daha fuleli, daha fuleli..

*****


Gani Yıldız’dan

Ülke olarak moralimiz çok bozuk. Nasıl bozuk olmasın ki? İki gün önce basındaki tek olumlu haber; internet hızında Avrupa’da sonuncu değil, sondan ikinci olmamız.

***


Vatandaşın büyüklerinden beklentisi: Teröre lanet okurken onun canına da okumaları.

***


Yargıtay Başkanı Ali Alkan medyayı uyarmış, “Yargısız infazdan kaçının” demiş. Bir uyarı da uzun süren yargılamaların adeta mahkzmiyete dönüşmesiyle ortaya çıkan “yargılı” yargısız infazlar için gerekmez mi?

***


Bütçeyi “düzeltme” zamları gündemdeymiş. Yani başka bir söyleyişle; vatandaşı “dümdüz etme” zamları...

***


Başbakan’ın yeni adli yıl mesajı, “Tarafsızlığı teminat altına aldık” olmuş. Açıkçası tarafsızlık bir şeyin altına alındı ama o şey teminat mı yoksa ayaklar mı, emin değiliz!

***


İki yıl önce yapılan Tıpta Uzmanlık Sınavı’nın bazı soruları iptal edilince asistanların yerleri ve bölümleri değişmiş. Müthiş bir sistemimiz var; doktorluk yapmak isterken doktorluk oluyorsun...

***


İstanbul trafiğini rahatlatmaya yönelik çözümler (otobüslere özel şerit, içinde en az 3 kişi olan otomobile özel şerit) işe yaramaz. Çünkü yolda “şerit” olsa da vatandaşta “bilinci” yok!

Yorum Gönder

0Yorumlar
Yorum Gönder (0)