Erdoğan Özel'in iftar misafiriydi

Salı, Ağustos 14, 2012 |

Başbakan Tayyip Erdoğan, dün gece sürpriz bir isimle iftar yemeğinde bir araya geldi. Erdoğan, eşi Emine Erdoğan ile birlikte Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel'in misafiriydi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın dün gece önce SETA Vakfı’nın iftar yemeğine katılacağı duyurulmuştu. Ancak daha sonra Başbakan'ın "özel" bir iftar davetinde yer alacağı bilgisi geldi.

Erdoğan önce başbakanlık resmi konutuna gitti. Kısa süre sonra Erdoğan konuttan ayrıldı. Ancak korumalar gazetecilerin önünü kesip takibi engelledi. 10 dakika sonra konvoy Başbakan olmadan konuta döndü.

Erdoğan'ın sır gibi saklanan daveti kısa süre sonra netleşti. Başbakan'ın Çankaya Köşkü içinde Genelkurmay Başkanı’nın konutuna gittiği ortaya çıktı.


(NTV)




Devamı..…

İstanbul hükümeti psikolojisinden kurtulun

Salı, Ağustos 14, 2012 |

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında gündeme dair açıklamalar yapıyor.Kılıçdaroğlu, Türkiye'nin içinde bulunduğu durum gereği Meclis'in tatil yapmaması gerektiğini belirterek hükümete, "İstanbul hükümeti psikolojisinden kurtulun, en son tatil yapacak yer TBMM'dir" dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun konuşmasından satır başları:

-Normal demokratik düzenlerde bizim yaptımız çağrı iktidar partisi tarafindan yapilir

-Kendilerini bir batakliğa sürükledirler. Onları o bataklıktan ancak TBMM kurtarır.

-Ülkemizin iç ve dış güvenliği tehdit altındayken en son tatil yapması gereken yer TBMM'dir

-Olağanüstü günler yaşandığı bugünlerde TBMM’yi kapalı tutmak halkın iradesine saygısızlıktır.

-TBMM, yan gelip yatanların oturduğu bir yer değildir.

-İktidar partisinin TBMM'yi bilgilendirmesi esastır

-Korkmayın, cesur olun ve sorunların çözüm adresinin TBMM olduğunu unutmamalırdlar.

-Savaş koşullarında bile meclisimiz acik kalmistir. Ama kimse TBMM'yi toplantiya cagirma cesaretini gostermedi. Biz tarihi sorumluluk aldik.

-TBMM'yi toplamayı terör örgütü propagandası olarak görenleri milletin vicdanına havale ediyorum

--Biz hiçbir zaman muhalefete muhalefet etmedik ve hep özenli davrandık. Hep nazik bir dil kullandım.

-Benim hedefim bu ulkede barış ve kardeşliği yeniden tesis etmektir.

-İktidar hedefi olmayanlar muhalefete muhalefet eder. İktidar yanaşmalığı yapilarak iktidar olunmaz.

-Biz Mustafa Kemal'in Gençliğe Hitabesi'ni şiir gibi ezberlemişiz



Cumhuriyet
Devamı..…

Sevgili Hüseyin seni bekliyoruz

Salı, Ağustos 14, 2012 |

CHP'li kadın milletvekilleri, PKK tarafında kaçırılan CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün'ün Meclis'teki odasına üzerinde "Sevgili Hüseyin seni odanda umutla ve inançla bekliyoruz" yazan kartı bıraktılar.

CHP'li kadın milletvekilleri, TBMM Basın Kapısı önünde açıklama yaptılar. CHP Genel Başkan Yardımcısı Şafak Pavey, "Arkadaşımız Hüseyin Aygün için buradayız. Hüseyin Aygün'ün uğradığı kabul edilemez bu durum karşısında çok endişeli olduğumuzu söylemek istedik. Kendisi ne hüzündür ki bu toplumda gördüğü her türlü haksızlığa her türlü karşılaştığı ahlaksız siyasete karşı duran ve sokakta en önde yer alan bir kişidir. Ondan öğrendiğimiz bu duruşu bugün onun için kamuoyuna hatırlatmak istiyoruz. Onun odasına geri dönüşünü büyük bir umutla ve inançla bekliyoruz ve kendisine bu kartı yazıyoruz ve hep beraber imzalayarak odasına bırakacağız. Odasına döndüğünde bulmasını umut ederek" dedi. Pavey, kartta, "Sevgili Hüseyin seni odanda umutla ve inançla bekliyoruz. Arkadaşların" ifadelerinin yer aldığını söyledi. CHP'li vekiller daha sonra Aygün'ün odasına giderek imzaladıkları kartı bıraktılar. Öte yandan daha önce yapılan basın duyurusunda Aygün'ün masasına çiçek bırakılacağı ifade edilmişti ancak çiçek bırakılmadı.


ANKA
Devamı..…

Meclis olağanüstü toplanacak

Salı, Ağustos 14, 2012 |

Meclis Genel Kurulu, CHP'nin terör ve Suriye'deki olayları değerlendirmek üzere yaptığı çağrı üzerine saat 15.00'te olağanüstü toplanacak. Genel Kurul'dan önce CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu saat 13.30'da partisinin grup toplantısında konuşacak.

TBMM Genel Kurulu, CHP'nin terör ve Suriye'deki olayları değerlendirmek üzere yaptığı başvuru üzerine saat 15.00'te olağanüstü toplanacak. Oturumu AKP'li Meclis Başkanvekili Sadık Yakut yönetecek. TBMM İçtüzüğü'ne göre, olağanüstü toplantının başlayabilmesi için birleşimin başında yapılan açılış yoklamasında en az 184 milletvekilinin Genel Kurul'da hazır olması gerekiyor. Aksi halde çağrı düşecek ve Meclis aç-kapa yapacak.

CHP'nin çağrısı üzerine olağanüstü yapılacak toplantıya AKP ve MHP katılmayacak. BDP ise Genel Kurul'da yerini alacak. Ancak CHP ve BDP'nin sandalye sayısı olağanüstü toplantının başlayabilmesine yetmiyor.

AKP, Genel Kurul'a girmeyecek ancak Başkanlık Divanı'nda Meclis Başkanvekili Sadık Yakut ile Katip Üye Bayram Özçelik olacak. Başkanlık Divanı'nda yer alacak bir diğer isim de CHP'li Katip Üye Rıza Yalçınkaya.


ANKA
Devamı..…

Sözlerimin arkasındayım

Salı, Ağustos 14, 2012 |

"Birkaç Mehmet şehit oldu diye Meclis toplanmaz" açıklaması tepkilere neden olan AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, sözlerinin çarpıtıldığını savunarak, "İstifa ve özür söz konusu değil. Sözlerimin arkasındayım" dedi.

AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, eleştirilere neden olan “Birkaç Mehmet şehit oldu diye PKK’nın gündemi oluşturmasına izin vermeyiz” şeklindeki sözlerinin çarpıtıldığını iddia etti.

Bir televizyon kanalında konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Hüseyin Çelik, istifa çağrılarına tepki göstererek, “İstifa ve özür söz konusu değil. Sözlerimin arkasındayım” dedi.

Çelik şunları söyledi:

“Ben gündemi PKK’nın belirlemesine karşı çıktım. Meclis her zaman toplanabilir. Şehitlerin ailelerini rencide edecek bir ifade kullanmadım. Bu sözlerimi çarpıtanlar şeref ve ahlaktan nasibini almayanlardır.”


Cumhuriyet
Devamı..…

Birkaç Mehmet şehit oldu diye Meclis toplanmaz

Salı, Ağustos 14, 2012 |

AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, CHP'nin TBMM'nin toplanmasına yönelik çalışmalarını eleştirirken, ''Birkaç Mehmet şehit oldu diye Meclis'i toplamayız'' ifadesini kullandı.

Habertürk'e konuşan Çelik, CHP'nin terör olayları nedeniyle Meclis'in olağanüstü toplanması girişimini şöyle değerlendirdi:

"- Özellikle PKK'nın oluşturduğu bir gündemin peşine takılarak TBMM'yi toplantıya çağırmanın ne kadar çok yanlış olduğu, kanaatimizi biraz daha pekiştiriyor. Bu gelişmeden (CHP Milletvekili Aygün'ün kaçırılması) sonra Ak Parti tavrında değişiklik yapmayacaktır.

- TBMM, CHP'nin çağrısı üzerine toplanacaktır ancak Ak Parti grubu orada olmayacaktır. Hükümet işinin başındadır ve terörle mücadele etmektedir. Şemdinli'deki operasyonlar esnasında CHP bir manada PKK'nın propagandasına ve emellerine hizmet edercesine Türkiye'de olağanüstü bir durum varmış gibi panik havası yaratmıştır.

- Bizim ilk günden itibaren tepkimiz aynıdır. Biz bu toplantıya katılmayacağız. Çünkü terörle mücadeleyle ilgili yasal bir alt yapı boşluğu mu var, TBMM toplanıp yeni bir kanun mu çıkaracak?

- Gerekli olursa Meclis tabii ki toplanabilir ama PKK bomba patlattı diye, bir yeri bastı diye, birkaç Mehmet'i şehit etti diye örgütün her gün Türkiye'nin gündemini oluşturmasına müsaade etmemeliyiz. Bizim hassasiyetimiz budur."


Cumhuriyet
Devamı..…

Erdoğan'dan Kılıçdaroğlu'na geç gelen telefon

Salı, Ağustos 14, 2012 |
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün'ün kaçırılmasıyla ilgili olarak CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nu telefonla aradı.

Başbakanlık yetkililerinden alınan bilgiye göre Başbakan Erdoğan, CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu'na, ''Olayı şiddetle kınıyorum'' mesajını iletti. Erdoğan ayrıca, ''Olayı, güvenlik birimleri ve ilgililer takip ediyor'' dedi.

"Hükümet oturup düşünmeli"

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ün PKK tarafından kaçırılması hakkında sabah saatlerinde yaptığı açıklamada "Terörün geldiği nokta düşündürücü. Hükümet oturup düşünmeli. Biz yarın Meclis'te olacağız" dedi. Kılıçdaroğlu, Başbakan Erdoğan'ın kendisini arayıp aramadığının sorulması üzerine de "Hayır, kendisi beni aramadı. Duyguların tutsağı olanlar sağlıklı yönetici olamaz" ifadesini kullanmıştı.

Özel'den telefon

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel'in, Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün'ün kaçırılması nedeniyle CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nu arayarak, geçmiş olsun dileğinde bulundu.

Konuyla ilgili Jandarma Genel Komutanlığı'ndan bilgi aldığını belirten Orgeneral Özel, Kılıçdaroğlu'na olayın takipçisi olduğunu söyledi.


CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Koç

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Haluk Koç, Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün'ün teröristler tarafından kaçırılmasına ilişkin, ''Önemli bir süreç yaşanmıştır, daha önceki benzer durumlarda sayın Başbakan'ı ilgilendiren aile sorunları ve sağlık sorunları dahil, CHP Genel Başkanı hemen üzerine düşen görevi yapmıştır. Ama sayın Başbakan bu konuda bilgilendirme gereği duymamıştır'' diye konuştu.

Basın mensuplarına açıklamalarda bulunan Koç, dün geceden bu yana herhangi bir gelişme olmadığını, 6 CHP milletvekilinin ise kentte çalışmalarını sürdürdüğünü söyledi.
Dün gece yarısı kente ulaşan CHP'li milletvekillerinin Aygün'ün ailesini ziyaret ettiğini belirten Koç, ''Aile de tedirgin. Arkadaşlarımız Tunceli Valisi ile tekrar görüşüp bilgi alacaklar. Ondan sonra da basın açıklaması yapacaklar, gelişmeleri bizde göreceğiz'' dedi.

''Asıl hedefin Kılıçdaroğlu'nun eşi Selvi Kılıçdaroğlu olduğu'' iddialarının hatırlatılması üzerine de Koç, ''Değişik söylentiler artık köşe yazılarına kadar yansımış. Böyle bir şeyi Genel Başkan bizimle paylaşmadı'' ifadelerini kullandı.

CHP Merkez Yönetim Kurulu'nun (MYK) öğle saatlerinde Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığında toplanacağını anımsatan Koç, ağırlıklı konunun ise Aygün'ün kaçırılması ve Meclis'in olağanüstü toplantıya çağrılması olacağını anlattı.
Hoş bir süreç yaşanmadığının altını çizen Koç, Başbakan'ın Kılıçdaroğlu'nu aramamasına ilişkin ise, ''CHP'nin kurumsal kimliğini kim temsil ediyor, sayın Genel Başkan. Önemli bir süreç yaşanmıştır, daha önceki benzer durumlarda sayın Başbakan'ı ilgilendiren aile sorunları ve sağlık sorunları dahil, CHP Genel Başkanı hemen üzerine düşen görevi yapmıştır. Bir siyasi nezaket çerçevesinde ve insani görev boyutunda üzerine düşeni yapmıştır. Ama sayın Başbakan bu konuda bilgilendirme gereği duymamıştır'' diye konuştu. Koç, bir soru üzerine BDP ile bir görüşmelerinin olmadığını söyledi. Koç, AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik'in konuya ilişkin açıklamalarını da eleştirdi.

MYK'ya ilişkin öğleden sonra bir açıklama yapacağını da bildiren Koç, gelişmeleri yakından takip ettiklerini kaydetti.

Tanrıkulu: ''Aygün'ün şahsına değil, parlamenter sisteme karşı yaplmış bir eylem''

Parti Genel Merkezi'ne gelen CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu da gazetecilerin konuya ilişkin sorularını yanıtladı.
Tanık ifadeleri dışında kendilerinde herhangi yeni bir bilgi olmadığını belirten Tanrıkulu,

''Arkadaşımızın bir an önce can güvenliğinin sağlanıp serbest bırakılmasını bekliyoruz, talep ediyoruz'' dedi.

Tanrıkulu, bir soru üzerine ''asıl hedefin Selvi Kılıçdaroğlu olduğu'' iddialarına ilişkin bir bilgisinin bulunmadığını söyledi.

Yaşanan olayın kabul edilemez olduğunun altını çizen Tanrıkulu, ''Bu sadece Hüseyin Aygün'ün şahsıyla ilgili bir durum değil, parlamenter sisteme karşı yaplmış bir eylemdir'' dedi.

Tanrıkulu, Aygün'ün bölgede çalışmalarını sürdürürken güvenlik güçleri tarafından korunması gerektiğini de vurguladı.

''Bu eylemin, ülkenin barışına ve birliğine katkı sağlamayacağı açıktır''

CHP Tunceli İl Başkanlığı'ndan yapılan açıklamada, Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün'ün kaçırılması eyleminin, ülkenin barışına ve birliğine katkı sağlamayacağının açık olduğu vurgulandı.

Açıklamada, milletvekili Aygün'ün, 12 Ağustos 2012 tarihinde parti çalışmaları için bulunduğu Ovacık ilçesinden Tunceli'ye dönerken terör örgütü PKK mensuplarınca kaçırıldığı anımsatıldı.


Bu eylemin, ülkenin barışına ve birliğine katkı sağlamayacağının açık olduğunun vurgulandığı açıklamada, şunlar kaydedildi:

''Tam tersine diyaloğa en çok ihtiyaç duyulduğu bir zamanda gerçekleştirilmesi, şiddeti daha arttırıp, toplumu kutuplaştıracaktır. Aynı zamanda fikirleri ve duruşuyla barıştan yana, şiddete karşı kararlı bir tutum sergileyen, insan hakları savunucusu ve TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu üyesi olan sayın Hüseyin Aygün'e yönelik yapılmış olan eylem, kamu vicdanını yaralamıştır. Milletvekilimiz sayın Hüseyin Aygün'ün bir an önce serbest bırakılması gerekmektedir. Bu nedenle demokrasiye, barışa ve özgürlüğe katkı sağlamak isteyen tüm halkımızı saat 17.30'da Moğoltay Mahallesi Cumhuriyet Caddesi Yeraltı Çarşısı üzerinde yapılacak basın toplantısına davet ediyoruz.''

"Başbakan, önlem almak zorundadır''

CHP Grup Başkanvekili Muharrem İnce, CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün'ün teröristlerce kaçırılmasını değerlendirirken, ''Başbakan'ın görevi, 'böyle şeylere bekliyorduk' demek değildir. Başbakan, böyle şeyler bekliyorsa, beklenen bu gelişmelere karşı önlem almak zorundadır'' dedi.

İnce, yaptığı yazılı açıklamada, terör örgütü PKK'nın, ''birkaç Mehmet'' diye nitelendirilen askerleri, bir kaymakamı ve milletvekillerini kaçırdığını ifade etti.

Başbakan Erdoğan'ın, CHP'li Aygün'ün kaçırılmasının ardından yaptığı açıklamayı değerlendiren İnce, ''(Böyle şeyler bekliyorduk) açıklamasını yaptı. Başbakan'ın görevi, 'böyle şeylere bekliyorduk' demek değildir. Başbakan, böyle şeyler bekliyorsa, beklenen bu gelişmelere karşı önlem almak zorundadır ama kendi ilçe başkanının kaçırılmasını 'bunun CHP'ye veya başka partilere yapılmaması manidardır' sözleriyle değerlendiren ve adeta bundan yakınan Başbakan'ın bu gelişmelere karşı önlem almadığını, alamadığını bütün milletimiz görmelidir'' ifadesini kulandı.

Başbakan Erdoğan ve AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik'i şehitlerden özür dilemeye davet ettiklerini belirten İnce, şöyle devam etti:

''Milletvekilimiz Hüseyin Aygün ve PKK tarafından kaçırılan askerlerimiz, kaymakamımız için bir an evvel harekete geçmelerini istiyoruz ve soruyoruz; kaç Mehmet ölürse Meclis'i toplarsınız? AKP Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar'ın açıklamalarını büyük bir şaşkınlıkla okuduk. Anlaşılan o ki milletin değil Recep Tayyip Erdoğan'ın vekili olan Şamil Tayyar Erdoğan, başarılı bir operasyonla vicdanını aldırmış.

Şehide 'kelle' diyen Başbakan'ın yardımcısı Hüseyin Çelik, 'PKK bomba patlattı diye, bir yeri bastı diye, birkaç Mehmet'i şehit etti diye Meclis toplanmaz' demiş. Habur'da teröriste karşılama töreni düzenleyip devleti teröristin ayağına gönderenlerin, özel temsilcilerini Oslo'da PKK'lılarla görüştürenlerin, Erbil'de, ABD'de teröre çare arayanların Meclis'ten kaçmak için 'birkaç Mehmet şehit oldu diye Meclis toplanmaz' sözünü sarf etmeleri, şehitlerimize ve şehitlik mertebesine hangi kafa yapısıyla baktıklarının en açık göstergesidir.

Beğenmedikleri İsrail bir askeri için dünyayı ayağa kaldırırken, AKP'nin al bayrağa sarıp toprağa verdiğimiz şehit kardeşlerimizden 'birkaç Mehmet' diye söz etmesi kabul edilemez. Hüseyin Çelik, bu sözleriyle şehitliğin ne anlama geldiğini bilmediğini ortaya koymuştur. Biz kendisinin mini marketten dönüştürülen birkaç büyük iş yeri kurma işlerinden anladığını çok iyi biliyoruz. TBMM, 'birkaç Mehmet' diye küçümsedikleri, Mehmetlerin canları pahasına emperyalistlere ve işbirlikçilerine karşı verdikleri mücadele ile kurulmuştur.''

CHP Ankara İl Başkanı Zeki Alçın

CHP Ankara İl Başkanı Zeki Alçın, üyesi kaçırılan bir parlamentonun bu sorunu konuşmak için toplanamamasının vahim bir durum olduğunu savundu.

Alçın yazılı açıklamasında emperyalist güçlerin bölgede yeni planlarını devreye soktukları günümüzde, buna paralel olarak ülke içinde terörün tırmandırıldığını bildirdi. Halk her gün yeni bir şehit haberi almaktan bunalmışken, çözüm araması gereken siyasi iktidarın teröre teslim olduğunu, ne yapacağını bilemez durumda, çaresizliği oynadığını belirten Alçın, "CHP her konuda olduğu gibi çözüm yolu önermekte, sorunu tartışmak için TBMM'yi toplamak istemektedir. Ancak AKP iktidarı bunu da engellemek için elinden geleni yapmaktadır. Biz biliyoruz ki teröre karşı tek çözüm yolu demokrasidedir, Milli iradeyi, halkı göreve çağırmaktır. Sorunların konuşulacağı, çözümlerin aranacağı tek yer TBMM'dir. Milletvekilini bile koruyamayan bir devletle karşı karşıyayız. Üyesi kaçırılan bir Parlamento'nun bu konuyu konuşmak için toplanamaması son derece vahimdir" dedi.

Partisinin ülkenin en temel sorununu görüşmek için Yüce Meclisi toplantıya çağırdığını anlatan Zeki Alçın, Ankara halkını 14 Ağustos Salı günü saat:13.00 da Meclise davet ettiklerini ve milli iradenin tecellisine tanıklık yapmalarını istediklerini bildirdi. Alçın açıklamasını, "Teröre teslim olmayacağız. Her koşulda demokrasinin yanında olmaya devam edeceğiz" diye bitirdi.


Cumhuriyet
Devamı..…

Umarım iktidara ders olur

Salı, Ağustos 14, 2012 |

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, CHP'li Hüseyin Aygün'ün PKK'li teröristler tarafından kaçırılmasıyla ilgili açıklama yaptı.

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Aygün'ün PKK'liler tarafından kaçırılmasıyla ilgili "Bir milletvekilinin kaçırılması büyük bir olaydır. Milli iradeye karşı bir olaydır. Bu konuda biz, CHP olarak, bölgeye milletvekillerimizi gönderdik. Arkadaşlarımız şu an oradalar. Önümüzdeki günlerde kadın kollarımız gidecek. Sayın Aygün'ün annesi ve eşiyle beraber olacaklar. Resmi kaynaklardan sağlıklı bir bilgi gelmedi. Ama CHP heyeti bölgededir. Umarım bu durum iktidara ders olur" dedi.


Cumhuriyet
Devamı..…

Bu milli iradeye saldırıdır

Salı, Ağustos 14, 2012 |

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, İslam İşbirliği Teşkilatı'nın (İİT)Olağanüstü Zirve Toplantısı'na katılmak üzere Suudi Arabistan'a hareketinden önce açıklamalarda bulundu.

Gül açıklamasında şöyle konuştu:

Tarihi bir dönemden geçmekte olan Suriye'de bir geçiş sürecinin başlatılmasından başka yol görünmemektedir.

Mübarek Ramazan ayında gerçekleştirilecek İslam Zirvesi'nin bu doğrultuda sonuç vermesini umuyoruz.

Her şeyden önce herkesin gözü önünde bu kadar insan hayatını kaybediyor. Bunlar komşumuz. Şehirle yakılıyor yıkılıyor. Bunun biran önce durması ve yeni döneme geçişi sağlama konusunda üye ülkeler elimizden geleni yapacağız. Bunu için toplanıyoruz.

Suriye'nin üyeliğini askıyı alınıp alınmayacağı üye ülkelerin oyları ile belirlenecektir.

Bir milletvekilinin kaçırılması çok ciddi bir olaydır. Bu milli iradeye bir saldırıdır. Ciddi bir olaydır. Tüm siyasi partilerin gösterdiği dayanışmayı takdir ediyorum. İnanıyorum ki en kısa zamanda sayın milletvekili kurtarılacaktır.

Nasıl olacağıyla ilgili kararı güvenlik birimlerinin uzmanları verecektir. Doğru olanı onlar yapar.

En önemli olan şey sayın milletvekilinin hayatıdır.


AA
Devamı..…

TRT'de John Lennon'a din sansürü

Salı, Ağustos 14, 2012 |

TRT'nin yayınladığı Londra Olimpiyatları çarpıcı br sansür örneğine sahne oldu. TRT spikeri, efsanevi rock yıldızı John Lennon'un ünlü şarkısının sözlerini canlı yayınladı makasladı.

Olimpiyatların kapanış töreninde John Lennon'ın 'Imagine' şarkısı çalınırken şarkının sözlerini canlı yayında çeviren spiker ilginç bir sansür örneğine imza attı. TRT spikeri, şarkıyı, "Hayal edin ki; hayal edin ki hiç sınır olmasın, aslında zor değil ki öldürmek veya ölmek olmasın, hayal edin bütün insanlar hayatını barış içinde yaşasın" diye çevirdi ve çok önemli bir bölümü atladı. Şarkının "No religion too" (Dinler de olmasın) kısmı spiker tarafından makaslandı.

Gazeteciler
Devamı..…

TÜBİTAK'a açık mektup

Salı, Ağustos 14, 2012 |

Odatv davasında bilgisayarlara virüs aracılığıyla girilip girilmediğini tespit için çalışan TÜBİTAK, raporunu 28 gün geçmesine karşın mahkemeye göndermedi.

Odatv davasında bilgisayarlara virüs aracılığıyla izinsiz girildiğine ilişkin TÜBİTAK raporunun 28 haftadır mahkemeye gönderilmediğine dikkat çeken avukatlar “Bu raporun gecikmesindeki ana neden Balyoz davasında karara çıkmasının beklenmesi olabilir mi” diye sordular. 16 Ağustos’ta Balyoz davasının son duruşmasının yapılacağını belirten avukatlar, TÜBİTAK bilirkişilerine yazdıkları açık mektupta “Sizden beklediğimiz raporunuzun 16 Ağustos 2012 gününe değin sunulmasıdır” şeklinde çağrıda bulundular.

Balyoz davasında Çetin Doğan’ın ve Odatv davasında Soner Yalçın ve diğer Odatv çalışanlarının avukatlığını yapan Celal Ülgen ile Hüseyin Ersöz, TÜBİTAK bilirkişilerine açık mektup yazdı. Ülgen ve Ersöz, Odatv bilgisayarlarına “Trojan” adlı virüs gönderilerek, bilgisayarlara izinsiz girildiğine ilişkin TÜBİTAK bilirkişilerinden rapor istendiğini anımsattılar.


Uzmanlar 1 haftada tamamladı

İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 8 Ocak 2012 günü tarihinde TÜBİTAK’tan inceleme istediğini belirten avukatlar “En son 2012 Mart’nin ayında dosyanın ve verilerin bilirkişi kuruluna teslim edildiği tarafımızdan bilinmektedir. Bu dosya içinde dijital verilerin imajları üzerinde yaptırdığımız incelemeler en çok 1 hafta içinde bitirilmiştir. Ancak şu anda dosyanın ve imajların size teslim tarihinden itibaren 28 hafta geçmiş bulunmaktadır” şeklinde açıklama yaptılar. Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün’ün TÜBİTAK’tan sorumlu olduğunu ifade eden avukatlar “Bakan Ergün, Odatv raporunun 1-1.5 ay içinde mahkemeye ulaşacağını açıklamıştı. Bakan Nihat Ergün’ün verdiği süre de doldu, söz yerine gelmedi” dediler.

Bilgisayarlara ilişkin raporun “Soner Yalçın, Barış Terkoğlu ve Barış Pehlivan’ın özgürlüğünün kısıtlanması ile ilgili olduğunun” altını çizen avukatlar “Bu raporun gecikmesindeki ana neden Balyoz adı verilen davanın karara çıkmasının beklendiği olabilir mi” diye sordular.

Balyoz davasına bakan İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nin taleplerini reddettiğine dikkat çeken avukatlar mektuplarında şu ifadelere yer verdiler: “16 Ağustos tarihinde Balyoz davasının son duruşması yapılacaktır. Özel yetkili mahkeme savunmayı da bertaraf ederek hükme gitmek istemektedir. Sizden beklediğimiz raporunuzun 16 Ağustos 2012 gününe değin Odatv davasına bakan İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi’ne sunulmasıdır.”

Avukatlar açık mektuplarında TÜBİTAK bilirkişilerine “Bu konunun ivedi olduğunu bilim namusunuza emanet ediyoruz. Sizden beklediğimiz bizim düşüncemiz doğrultusunda değil, bilimsel gerçekler doğrultusunda rapor vermenizdir. Bilimsel gerçekler neyi gösteriyorsa onu istiyoruz. Asla fazlasını değil” şeklinde çağrıda bulundular.

Cumhuriyet
Devamı..…

Ölü hayvan etini piyasaya mı sürdüler?

Salı, Ağustos 14, 2012 |

Ette vahim iddialar

Et Balık Kurumu'nun merkez ve taşrada görevli bazı yöneticileri dahil 15 kişi hakkında, "şaplı, veremli ve ölü hayvanların etlerini piyasaya sürmek" suçlamasıyla dava açıldı.

Et Balık Kurumu (EBK) merkez ve taşra yöneticilerinin de aralarında bulunduğu 15 kişiye yönelik yürütülen soruşturma sonrası hazırlanan savcılık iddianamesi, çarpıcı bilgiler ortaya çıkardı:

“Piyasadan temin edilen şap ve veremli hayvanlar ile ölü hayvanların etleri piyasaya sürüldü. EBK’ya ait sağlıklı etler alındı yerine hastalıklı etler Kurum’a teslim edildi. Yurtdışından getirilen hayvanlar zimmete geçirildi. EBK adına ithalat yapan Ürdünlü Hijazi firması eksik hayvan teslim etti."

Hürriyet'ten Dinçer Gökçe'nin haberine göre, Lüleburgaz Cumhuriyet Başsavcılığı’na geçtiğimiz 13 Aralık’ta gönderilen ihbar mektubunda, ‘EBK’ya ait etlerin çalındığı’, ‘kuruma ait sağlıklı hayvanlar yerine piyasadan hastalıklı hayvanların toplatıldığı’, ‘EBK’ya teslim edilmesi gereken sakatatların sahte belge düzenlenerek imha edildiği yönünde belge hazırlandığı’ gibi bir dizi iddiaya yer verildi. İhbar mektubu sonrası alınan teknik ve fiziki takip kararları sonrası ulaşılan veriler çarpıcı bir gerçeği ortaya koydu.

Lüleburgaz Cumhuriyet Başsavcısı Hüsnü Aldemir’in yürüttüğü soruşturma sonrası hazırlanan iddianamedeki çarpıcı bilgiler şöyle:

Çarpıcı iddialar

*Sakarya Kombinası ile hayvan kesim anlaşması yapan Turgut İtikyıldırım’ın sahibi olduğu mezbahanede kesilen etler çalındı, Kurum’a eksik et teslim edildi.

*Kuruma ait sağlıklı kilolu hayvanlar, piyasadan toplatılan hastalıklı zayıf hayvanlarla değiştirildi.

*Veteriner kontrolü yapılmadan kesim yapıldı, herhangi bir tutanak tutulmadan kesilen hayvanlara ait etler imha edildi.

*Sakatatlar bozuk olmamasına rağmen sahte veteriner raporu ile imha edilmiş gibi gösterildi, ancak söz konusu etler satıldı.

*Bozulmuş, kokmuş etler EBK’ya ait sağlıklı etler ile değiştirildi; bozuk etler Kurum’a teslim edildi.

*Piyasadan temin edilen verem veya şap hastalığına tutulmuş hayvanlar ile ölü hayvanların etlerinin bir kısım İstanbul’da piyasaya sürüldü. Bir kısmı ise sucuk ve kokoreç yapılarak piyasaya sürüldü.

*EBK’nın bir çok ihalesini kazanan Ürdünlü Hijazi firmasının Türkiye’deki yetkilileri Fırat Yıldırım ve Zafer Yıldırım kardeşler Kurum’a eksik hayvan teslim etti.

*Bütün bu olaylar, sanık konumunda bulunan EBK görevlilerinin bilgisi dâhilinde gerçekleştirildi.

Ölü hayvan etleri

İddianamede çarpıcı bir takım olaylar da anlatıldı. Buna göre Turgut İtikyıldırım’ın sahibi olduğu Büyükkarıştıran Mezbahanesi’nde şoför olarak çalışan Ahmet Birden’e 113 hayvanın nakli görevi verildi. Hayvanların nakli sırasında hayvanlardan üçü kamyondan atlayarak yola savruldu ve öldü.

Aynı esnada arabadan atlayarak kaçan bir hayvan ise silahla vurularak öldürüldü. Ölü hayvanlar kamyona konuldu mezbahaneye getirildi. Turgut İtikyıldırım’ın talimatı ile söz konusu hayvanlar kesildi ve derileri yüzülerek etleri alındı. Bu olaydan EBK görevlilerinin de haberi vardı.

Eksik et teslim ettiler

Olaylar ile ilgili hazırlanan müfettiş raporu yapılan yolsuzluğa da ortaya koydu. Sakarya Et Kombinası’nda kesilen hayvanların karkas ağırlığı 2011 için 232 Kg,

2012 için ise 232 Kg olarak kayıtlara geçti. Aynı hayvanların Büyükkarıştıran Mezbahanesi’ndeki kesiminde ise elde edilen et miktarı 2011 için 173 Kg, 2012 için ise 157 Kg olarak kayıtlara geçti. Bir başka deyişle özel mezbahanede kesilen her hayvan başında ortalama 75 Kg et çalındı.

Yapılan incelemeler sonrası 335 hayvana ait sakatatların Kurum’a teslim edilmediği anlaşıldı. Söz konusu etler için 13 adet sahte tutanak hazırlandı. Söz konusu tutanaklarda mezbahane veterineri Fatih Duran imza atarken, Lüleburgaz İlçe Tarım’da veteriner olarak görevli Fatih Tınaz ve Mustafa Ercan Sunar da tüm olup bitenden haberdardı.

Eksik hayvan teslim edildi

Davanın sanıkları arasında bulunan Ürdünlü Hijazi şirketinin Türkiye’deki iki yetkilisi Fırat ve Zafer Yıldırım kardeşler, ‘EBK’ya eksik hayvan teslim etmek’ ve

M. Sami Cüceloğlu ‘ihalenin gerçekleşmesine fesat karıştırmak’la suçlanıyor.
EBK’nın 2010’da başladığı hayvan ithalatı ile Türkiye’de adını duyuran ve geçtiğimiz yıl yapılan 5 ihaleden 4’ünü 261 milyon lira bedelle kazanan Hijazi’nin kazandığı son ihale 6 Mart 2012 tarihli. Şirket 3.600 ton canlı sığır ihalesini kazandı ve 4 Nisan’da EBK ile sözleşme yaptı.

EBK adına getirilen 2287 hayvandan 70’i Fırat Yıldırım’ın talimatı ile Hijazi’nin Çorlu’daki çiftliğine götürüldü. Bir süre sonra 70 kesimlik hayvan yerine 113 hayvan EBK’ya teslim edildi. 113 hayvanın nakliyesi sırasında bir bölümü kamyondan atlayarak telef oldu. Ölen hayvanların etleri de EBK’ya teslim edildi.

Mahkeme 28 Eylül'de

15 sanıklı iddianameyi kabul eden Kırklareli Ağır Ceza Mahkemesi ilk duruşma için 28 Eylül’e gün verdi.

Sanıklara, örgüt kurma, kurulan örgüte üye olma, bozuk gıda ticareti yapma, resmi evrakta sahtecilik ve kamuyu zarar uğratma suçlarından 18 ila 48 yıl arasında değişen sürelerde hapis istemi ile dava açıldı.

EBK Ticaret ve Pazarlama Daire Başkanı Mustafa Sami Cüceloğlu, Sakarya Kombina Müdürü Zekeriya Güler, Sakarya Kombinası İşletme Şefi Abdülkadir Demirel, EBK Lüleburgaz İşletme Müdürü İbrahim Karakuzu, mezbahane sahibi Turgut İtikyıldırım, veteriner Fatih Duran, EBK'nın bir çok ihalesini kazanan Ürdünlü Hijazi & Ghosheh şirketinin Türkiye’deki temsilcisi Fırat Yıldırım dosya kapsamında tutuklu bulunuyor.

Soruştuma kapsamındaki diğer sanıklar da şöyle: Sakarya Kombina Müdür Yardımcısı Sadık Bağatur, Mezbahane işletmecisi Ersin İtikyıldırım, Kasap Erkan İtikyıldırım, İstanbul'da bulunan Fatih Et'in sahibi Fatih Gülcan, Lüleburgaz İlçe Tarın'da görevli veterinerler Fatih Tınaz ve Mustafa Ercan Sunar, Hijazi & Ghosheh şirketinin Türkiye yetkililerinden Zafer Yıldırım ile Ahmet Turan Özgüner, Engin Daş, Yıldırım Ak.

Hayvanlar 'buharlaştı'

Soruşturmanın devam ettiği süreçte EBK bünyesindeki çiftliklerde yapılan sayımlarda yüzlerce hayvanın da eksik olduğu tespit edildi.

Eksik 178 hayvan için ‘öldü’ yanıtı verilirken söz konusu ölümlerle ilgili hiçbir belge sunulmadı. Çiftliklerdeki eksik hayvan açığının kapatılması için sanıkların birbirleri ile yaptıkları telefon görüşmeleri ise teknik takibe takıldı.

Sakarya Kombina Müdürü Zekeriya Güler ve İşletme Şefi Abdülkadir Demirel 7 Mayıs 2012 günü yaptıkları konuşmada, söz konusu açığı kapatmak için Avustralya’dan getirilen hayvanlardan her bir kamyon için iki adet eksik gösterilmesi öneri üzerinde durdu.

Yine Abdülkadir Demirel ile İbrahim Karakuzu arasında geçen 14 Mayıs tarihli konuşmada, üç hayvan ölmesine rağmen ölü hayvan sayısının 11 olarak gösterilmesi konusu geçti.

178 hayvanın iç piyasada 540 bin lira değerinde oldukları hesaplandı.


Cumhuriyet
Devamı..…

İktidar AKP'yi zehirlemiş

Salı, Ağustos 14, 2012 |

Alman Yeşilleri'nin lideri Roth işkenceci müdürün atanmasının sembol olacağını söyledi.

Türkiye’deki insan hakları ihlallerinin yurtdışındaki önde gelen takipçilerinden olan Almanya Yeşiller Partisi Eşbaşkanı Claudia Roth, geçmişte işkence yapan polis şefi Sedat Selim Ay’ın İstanbul Emniyet Müdür Yardımcılığı görevine atanmasının Türkiye’nin işkenceyi önleme konusundaki samimiyeti hakkında Avrupa’da bir “sembol” haline dönüşeceği uyarısında bulundu. Roth, cezaevlerindeki gazeteciler ve milletvekillerinin durumunun da Avrupa açısından kabul edilemez noktaya geldiğini söyledi. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın iktidarının ilk döneminde “daha de- mokrat, daha AB yanlısı ve daha az milliyetçi” olduğunu belirten Alman siyasetçi, “Türkiye bir ileri bir geri giden ülke konumuna döndü. İktidar AKP’yi zehirlemiş gözüküyor” dedi. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun Irak hükümetinden izin almadan Kerkük’e gidişini de geçmişte Avrupalı siyasetçilerin Diyarbakır’a gidiş taleplerine benzeten Roth, “O zaman biz düşman muamelesi görür, zor anlar yaşardık bu ülkede” diye konuştu.

Hatay’da Suriyeli göçmenlerin ikamet ettiği kampları ziyaret için Türkiye’ye gelen Claduia Roth gazetemize verdiği özel mülakatta şu değerlendirmeleri yaptı:

Eskiden az milliyetçi, çok demokrattı: Erdoğan’ı 1994’ten bu yana tanıyorum. AKP iktidar olduğunda muhalefetteki CHP’ye göre daha çok AB yanlısı, daha demokrat ve daha az milliyetçi bir görüntü çiziyordu. AB sürecinde AKP’nin daha fazla ilerleme sağlayacağını düşünüyorduk. Birçok adım atılmasına rağmen demokraside eksikler çok. 10 yıllık iktidar AKP’yi biraz zehirlemiş gibi. Türkiye insan hakları ve demokratikleşmede bir ileri bir geri adım atıyor. Demokratikleşme sürecinin Türkiye’yi iyi bir sonuca götüreceği yönünde ciddi umudumuz vardı. Ama çok ciddi geri gidişler var.

O gazeteciler katil değil: Cezaevindeki 100’ü aşkın gazeteci, güçlü ve ileri demokrasi söylemiyle çelişki oluşturuyor. Bu insanlar katil değil, hırsız değil. Sadece işlerini yaptıkları, halkı bilgilendirdikleri ve fikirlerini açıkladıkları için hapiste.

Seçilmiş vekil cezaevinde tutulamaz: Üçüncü yargı paketinin, uzun tutukluluk sorununa çözüm olacağı sanılmıştı. Ama olmadı. Türkiye’deki uzun tutukluluk süreleri kabul edilemez. Seçilmiş milletvekillerini, aydınları, gazetecileri, öğrencileri sevmeyebilir, fikirlerini beğenmeyebilirsiniz. Ama bu, onların aylarca, yıllarca tutuklu kalmasını gerektirmez.

Keçiye bahçe bırakılmaz: Geçmişte işkence yaptığı bilinen bir ismin 2012 yılında hâlâ İstanbul gibi önemli bir kente polis şefi yapılması geçmişi anımsattı. İnanması çok güç. Almanların bir deyişi vadır, “Keçiden bahçıvan olmaz” diye. Gerçekten işkenceye karşı olan bir hükümet böyle bir adım atamaz. Bu atama Türkiye’nin işkenceye bakışı konusunda sembol haline gelecektir. Geçmişte işkence görenler için hakaret anlamı taşır. İşkence mağdurlarının acılarına karşı büyük saygısızlık.

PKK şiddete son vermeli: Şiddet hiçbir zaman çözüm olamaz. PKK şiddeti bırakmalı. Yaptıkları terör eylemleri toplumda barışın önünü açamaz. Türk hükümeti de sorunu müzakereler ile çözme konusundaki niyetini artık somut adımlara dökmeli. Daha fazla insan ölmeden tekrar masaya dönülmeli ve terör bitmeli. Türk dış politikasının başarılı olması için evvela içteki sorunların çözülmesi şart. Kürt sorunu barışçı ve demokratik yönden çözülmeden, Aleviler ve gayri müslim azınlıklar için eşit haklar tanınmadan Türkiye dış politikada güvenilir bir arabulucu olamaz.

‘Mezhepçi’ algısı yayılıyor: AKP hükümetinin ‘komşularla sıfır sorun’ politikası ilk gündeme geldiğinde “Avrupa’dan dışlandıkları için böyle bir alternatife yöneldiler” diye düşünmüştüm. Gelinen noktada “sorunsuz komşu kalmamış” gibi gözüküyor.

Benim ülkemde de insanlar Suriye konusunda Başbakan Tayyip Erdoğan ve Türk dış politikasının Sünnilerin temsilcisi gibi hareket ettiği algısına sahipler. Bu algı son dönemde daha da artmış durumda.

Cemevi yaklaşımı tehlikeli: Başbakan Erdoğan’ın Alevilere karşı yaklaşımı da tehlikeli. Cemevleri için söylediği son sözler birçok Aleviyi rahatsız etmiş. Bugüne kadar onları hiç bu kadar öfkeli görmemiştim. Hepsi bunu hakaret olarak değerlendiriyor.

‘Kerkük-Diyarbakır’ benzetmesi: Roth ile sohbetimizde, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun, Irak merkezi hükümetinden izin almadan Kerkük’e yaptığı ziyaret de gündeme geldi. Roth o ziyaret ile kendilerinin geçmişte Diyarbakır’a yaptıkları ziyaretleri şöyle kıyasladı: “Çok değil 15-20 yıl önce Türkiye’ye gelip Diyarbakır’a gitmek istediğimizde düşman muamelesi görürdük bu ülkede. O dönem oldukça zor anlar yaşadım Türkiye’de...”

Suriye mezhep çatışmasına gidiyor: Suriye mezhepler ve etnik gruplar arası çatışmaya doğru gidiyor. Aleviler, Sünniler, Kürtler arasında sıkıntılı gelişmeler olabilir. Uluslarası toplum birlikte hareket etmeli. Ülkem Almanya da dahil, Avrupalılar da mültecileri kabul etmeli.


Cumhuriyet
Devamı..…

Mehmetçik anne ve kızlarına siper oldu

Salı, Ağustos 14, 2012 |

PKK baskını sonucu 8 şehidin verildiği Geçimli Karakolu'nda, çatışmaların yaşandığı saatlerde bir anne ve iki kızı da vardı.

PKK'nin Geçimli Karakolu saldırısına ilişkin bir ayrıntı ortaya çıktı. Kendisine şiddet uygulayan oğlunu şikayete giden ana ve iki kızı da saldırı anında karakoldaydı.

Anne Şehzanem Ölmez o dakikaları anlattı: Öleceğiz sandım. Askerler üzerimize kapanıp kendilerini siper etti. İkisi yaralandı. Dışarıda cansız askerleri görünce yüreğim yandı...

Akşam gazetesinden Devrim Tosunoğlu ve Levent Albayrak, 4 Ağustos 2012'de baskına uğrayan Geçimli Jandarma Karakolu'na gittiler ve gözyaşartan ayrıntıyı askerlerden öğrendiler.

Anne Şehzanem Ölmez, oğlundan şiddet gördüğü gerekçesiyle karakolu aradı, Jandarma köye gitti; oğlu gözaltına alınan Şehzanem Ölmez ile iki kızı Geçimli Karakolu'na getirildi.

Aile, ifade verirken adeta kıyamet koptu. Saldırı başladığında büyük panik yaşayan anne ve kızlarını karakol komutanı, 'Korkulacak bir şey yok. Arkadaşlar tatbikat yapıyor' diye sakinleştirmeye çalıştı. Ama dakikalar içinde çatışma büyüdü. Her yandan kurşunlar yağdı.


'Canınız pahasına koruyun'

Karakol komutanı, korku içindeki anne ve kızlarının korunması için bir uzman çavuş ile iki askerini çağırdı. Askerlere 'Canınız pahasına bu aileyi koruyun' talimatı verildi. Anne Şehzanem Ölmez, dehşet dakikalarından küçük bir yarayla kurtuldu ve şunları söyledi:

"Çatışma başlayınca komutan bizi sakinleştirmeye çalıştı. Ancak bahçeden içeriye el bombası düşünce olayın ciddi olduğunu anladık. Askerler bahçede çatışırken bizi bir odaya kapatıp başımıza üç asker verdiler.

Onlar bizi korudu. Bize bir şey olmasın diye kendilerini siper ettiler. El bombası patladığında biri üzerime kapandı. İkisi yaralandı. Ben de hafif yaralandım. Yaralandığımı gören iki asker bana yardım etmeye çalıştı ve yerden kalkmamam için üzerime kapaklandı. 'Öleceğimi hissediyorum' dedim. 'Korkma, sizi buradan kimse alamaz' dediler."


'Hala yüreğim yanıyor'

O gece silah sesleri sustuktan sonra askerlerin, kendilerini dışarı çıkarttığını, etrafta bir sürü kişinin yerde yattığını gördüğünü belirten anne Ölmez, "Şok geçirdim yerdeki askerleri görünce kendimden geçtim. Halen yüreğim yanıyor. Şehit haberlerini televizyondan görünce içim yandı. O gece asker bizi hem oğlumdan hem de teröristlerin ellerinden kurtardı' dedi...


Cumhuriyet
Devamı..…

İzmir'de polis dehşeti!

Salı, Ağustos 14, 2012 |

İzmir'de bir polis tartıştığı gençlerin üzerine ateş açtı. Onlarca kişinin gözü önünde yaralanan 4 kişiden biri öldü, 3'ü yaralandı.

İzmir'in Limontepe semtinde dün öğle saatlerinde bir genç tartıştığı polis tarafından öldürüldü.

Asayiş Şube Müdürlüğü'ne ait ekip otosu, devriye görevini yaptıktan sonra yol kenarına park etmişti. Bu sırada, ehliyetsiz olduğu öğrenilen 17 yaşındaki Erhan Barlak'ın kullandığı otomobil ekip otosuna çarptı.

CNN Türk'ün haberine göre, polisler tutanak tutmak istedi. Ancak Emrah Barlak iddiaya göre karşı çıktı. Başlayan tartışma sırasında ekip otosundaki bir polis memuru silahını defalarca ateşledi.

Aracın şoförü ve yanındaki 2 kişi ile yoldan geçen 1 kişi kurşunlara hedef oldu.

Sürücü Erhan Barlak'ın 26 yaşındaki ağabeyi Emrah Barlak kaldırıldığı hastanede öldü.

Olayla ilgili soruşturma başlatıldı.

Gözaltına alınan polis memuru açığa alındı.

Emrah Parlak'ın naaşı, Buca Kaynaklar Mezarlığı'nda toprağa verildi.

Baba Nusrettin Barlak, gazetecilere yaptığı açıklamada, 8 kurşunun kullanıldığını söylediği olayda yaralanan diğer oğlu Erhan'ın da durumunun ağır olduğunu söyledi.

Yetkililerin, ''zanlının polis memuru olmasından dolayı ayrıcalık görmeyeceği'' sözü verdiğini dile getiren Barlak, ''Zaten istediğimiz de bu'' dedi.


Cumhuriyet
Devamı..…

Aygün'ün ailesi operasyon istemiyor

Salı, Ağustos 14, 2012 |

CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün'ün eşi Emine Aygün, "En son olabilecek kişi. Barış için hizmet ediyordu. Üzgünüm" dedi.

Emine Aygün, eşi Hüseyin Aygün'ün PKK tarafından kaçırılmasına ilişkin, "Bunu biz de bilemiyoruz. En son olabilecek kişi. Barış için hizmet ediyordu. Üzgünüm" dedi.

CHP heyetinin Tunceli'de olduğunu ifade eden Emine Aygün, kendisini TBMM Başkanı Cemil Çiçek ile Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker'in telefonla aradığını söyledi.

Ailesi operasyon istemiyor

Hüseyin Aygün’ün ailesi, yapılacak operasyonların Aygün'ün hayatını riske sokacağı düşüncesiyle operasyon yapılmamasını istedi. Aygün’ün eşi, Emine Aygün valiliğe bu isteğini söyledi. Vali, operasyon yapılıp yapılmaması konusunda değerlendirmede bulunacağını açıkladı.

Ailesi yazılı açıklama yaptı

Tunceli'de kaçırılan CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün'ün ailesi, Aygün'ün bir an önce serbest bırakılmasını istedi.

Hüseyin Aygün'ün ailesi adına yapılan yazılı açıklamada, Aygün'ün, memleketinde halkın sorunlarını dinlemek amacıyla gerçekleştirdiği köy ve ilçe gezileri sırasında Ovacık ilçesinden Tunceli merkeze dönerken 12 Ağustos'ta saat 19.00 sıralarında PKK mensuplarınca kaçırıldığı anımsatıldı.

Milletvekili Aygün'ün, gerek milletvekilliği döneminde gerekse vekillik öncesi avukatlığı dönemimde her zaman insan hakları mücadelesi verdiği, Kürt sorununun diyalog ve demokratik yöntemlerle çözümünden yana olduğu belirtilen açıklamada, Aygün'ün, işçinin, öğrencinin, Alevilerin ve tüm ezilenlerin hak arama taleplerine destek olan bir kişi olduğunun tüm kamuoyu tarafından bilinen bir gerçek olduğu ifade edildi.
Açıklamada, şunlar kaydedildi:

''Şiddet karşıtı düşünceleriyle tanınan bir kişinin bu anlamda maruz kaldığı olaydan ötürü büyük üzüntü içerisinde bulunmaktayız. Türkiye'de yaşanan Kürt sorunu, Alevilerin sorunları ve tüm sorunların tek çözüm adresinin demokrasi olduğu bilinmelidir. Biz Hüseyin Aygün'ün ailesi olarak, yaşanan şiddet ortamından mağdur olan herkesin acısını paylaşıyoruz ve Dersim halkının iradesinin bir temsilcisi olan Hüseyin Aygün'ün bir an önce bizlere kavuşması için serbest bırakılmasını istiyoruz.''


Cumhuriyet
Devamı..…

Yıldırım Türker Radikal'den niçin ayrıldı?

Salı, Ağustos 14, 2012 |

Yıldırım Türker'in son yazısı Radikal'de yayımlanmadığı için gazeteden ayrıldığı iddia edildi.

Yazar Yıldırım Türker, Radikal Gazetesi'nden "bugün yayınlanacak yazısı" nedeniyle ayrıldı.

bianet'e konuşan Türker, gazeteden ayrıldığını doğruladı ve şöyle dedi:

"Dün akşam Genel Yayın Yönetmeni Eyüp Can ile bugün yayınlanacak yazım üzerine anlaşmazlık yaşadık. Bu anlaşmazlığı karşılıklı çözemedik."

Türker, bundan sonra nerede yazacağı konusunu henüz düşünmediğini söyledi. Türker, gazetenin kuruluşundan itibaren Radikal'de yazıyordu.

Türker'in sözkonusu yazısı şöyle;

"Stratejistler, Gazeteciler, Devlet Kaynakları

Hakikatle aramızda bin bir özenle örülen duvar üzerine ileride sosyolog, tarihçi ve arkeologların hayli kafa patlatacağı kanısındayım.

Memleketin devletle ilişkisinin bir süredir bütün ikna ediciliğini, bütün algı ve kayıt sistemlerini kaybetmiş, dünya açısından da raflarda çürüyecek bir serüven kitabına dönüşmüşlüğü can yakıcı bir aleniyet kazandı.

Öte yandan kaşındırıcı bir heyecan verdiğini de itiraf etmeli yeri gelmişken. Bir kere acılı olmakla birlikte yaşanması elzem bir yüzleşmeler yumağı ile karşı karşıyayız. Geçici suretler birer birer yırtılıyor; dolunay kuşağındayız ya, kurtadamlar kurda dönüşüyor, bedbin bitkinler uyuya kalıyor. Muhasebe yapmanın, gelir gider dökümleri çıkarmanın tam zamanıdır.

Düşünmeyi, tartmayı, dile getirerek tanzim etmeyi tekinsiz bir eylem olarak yaftalamayı sürdürüyor iktidar. Kendi önerdiği dil ise en ufak bir analitik noktalama taşımayan, şu kadarcık tutarlı olma çabası yansıtmayan bir silsile.

Türkçenin hayat yorumu, hiçbir dile tercüme edilemeyecek, ancak bu kültürü paylaşanlarca anlaşılabilecek ilkel bir kodlama sistemine dönüştü.

Şemdinli'de 20 küsur gündür süren savaş karşısında dilini dolaşıma sokabilen zevatın yaklaşımları, gelmiş olduğumuz iletişim düzeyini aşikar ediyor.

Taha Akyol ve onun gibi kimilerince sağın entelektüeli ilan edilmiş yorumcular, nesebi gayrı sahih stratejistler ordusundan beslenen köşe yazarları ve hükümet kaynakları, karşımıza zillerini takmış zafer çiftetellisiyle çıkıverdi. Kendilerine besbelli kimi devlet kaynaklarınca aktarılmış hikayeleri tarihi bağlamına oturtan öz yorumları olarak yansıttılar. PKK, Arap baharından mülhem bir ayaklanma başlatmak için Şemdinli'yi işgale kalkıştı. Ama halktan beklediği yüzü bulamayınca, şükür kahraman ordumuza ve PKK terörü altında inim inletilen halkımıza ki bu işgal hedefine ulaşamadı. Ulaşmak ne kelime yanaşamadı bile. Muzaffer ordumuza, savaşından bir mermi taviz vermeyen hükümetimize şükürler olsun.

Başlamadan bittiği için bayram ilan edilen günlerin toprakları.

Toplu bir delilik adeta.

Gerçeklerin karşısında başka yere bakıyor da görmüyormuş gibi davranmak için olmadık taklalar atan masal ülkesi ahalisine duyurulur. Evet. Şemdinli'ye giremiyorsunuz. Orada kimin ölüp kimin kaldığını da bilemiyorsunuz. Orası sizin için toptan bir sır ülkesi. Sizin orada yaşanan üstünde en ufak bir müdahaleniz olamaz. Bu işin çözümünü silahlı büyükler ellerine geçirmiş. Dolayısıyla koskoca bir ordu olarak bir aya yakın zamandır çapulcu denilegelen, sayısı birkaç yüzle ifade edilen PKK gerillalarına karşı savaşmaktasın.

İlk olarak, evet başbakanım, Fırat haber ajansından, bunun için bir de benden özür bekliyorsun ama, sözgelimi bir Özgür Gündem'den, Nuçe'den duyduklarımız, okuduklarımız var. Bizim ana akım basında yok sayılan bir iç savaş süregitmekte. Artık kaçınılmaz olduğundan, köylerinden kopartılmış vatandaşın kaymakam kapısı önünde toplandığını biliyoruz. Köylerine dönmek istiyorlar. Ama köyleri onlara kapalı. Köyleri gazetecilere de kapalı. Köyleri bütün dış dünyaya kapalı. Ne emniyet ne kaymakamlık, devletin hiçbir kurumu oradaki vatandaşa hizmet götüremiyor. O topraklar Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarından arındırılıyor ve bu durumun ne zaman sona ereceği, nelere malolacağı bilinmiyor. Bildirilmiyor. Tenezzül gösterilmiyor.

Ama başarısız kalmış PKK için çocuklar gibi 'oh, oh' çekmemiz isteniyor.

PKK Şemdinli'yi işgal edememiş. Ne mutlu biz Türk milletine. Ama Şemdinli'nin köyleri, bir kısmı yakılarak boşaltılmış. Kimse o topraklara ayak atamıyor.

Kurtarılmış toprakların, boşaltılmış tampon bölgelerden farkı olmaz mı? Meğer o toprakları PKK işgal edememiş. Gitmesek de, görmesek de, o köyler bizim köylerimizdir...

Bu parçalı, hatta paramparça algı kendine olan, olması gereken uzak açıyı tamamıyla kaybetmiş muktedirler ve yandaşları tarafından hoyratça paylaşımımıza sunuluyor.

Suriye'de öyle, Şemdinli'de böyle.

Uludere'yi boşver, Suriye'ye bak. Şemdinli'den sana ne, Halep'i dinle.

Tutarlılık gayreti bile fuzuli geliyor efendilere. Tutarlı olma gayreti, ar ve edep duyguları muhaliflere, eziklere ve kaybedenlere yakışır zaten. Ne tenezzül buyuracaklar.

Körlükleri, karşılarındaki halkların körlüğüne inançlarından, sonsuz özgüvenlerinden kaynaklanıyor.

Devlet kaynaklarının servis ettiği burkulmuş mantık müsamerelerini, o kaynaklara biat edip gazetecilik, yorumculuk kisvesi altında okura ileten, bir kez daha devletine aracı ve kefil olan gazeteci müsveddeleri artık fütursuzca saçmalıyor.

Bu akıl fikir erozyonu sürer giderken dün Hürriyet'in manşeti, "Ona kalbimi açmıştım" idi. Emine Erdoğan'ı Suriye olayı çok yıkmış. "Dost olarak insanları kalbimize sokuyoruz. Esma Esad'a kalbimi açmıştım. Benim için büyük hayal kırıklığıdır" demiş.

Hürriyet'in bomba manşetine göre Emine Erdoğan, "Esma Esad asla kibirli değildir. Çok candan bir insandır. Ülkesinde demokratikleşme, çağdaşlaşma isteyen bir kadındı. O nedenle olup bitenlere bu kadar duyarsız kalmasına inanamıyorum" diyesiymiş.

Derdimi anlatabildim mi?

(bianet)
Devamı..…

Bayramda köprü ve otoyollar ücretsiz

Salı, Ağustos 14, 2012 |

Şeker Bayramı'nda 18-22 Ağustos tarihleri arasında köprü ve otoyollar ücretsiz olacak.

Cumhuriyet
Devamı..…

Asıl hedef ben değildim

Salı, Ağustos 14, 2012 |

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu'nun eşi Sevim Kılıçdaroğlu, CHP'li Milletvekili Hüseyin Aygün'ü kaçıran PKK'nin asıl hedefinin kendisi olduğu yönündeki iddiaları yalanladı.

"Bu iddiaların aslı yok" diyen CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlunun eşi Sevim Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu: “10 gün orada kaldım, dün döndüm. Gayet güzel geçti. 5 yaşındaki torunum yanımdaydı. Ben böyle bir duyum almadım. Bu tür iddialara şaşırıyorum, bana iletilen bir şey olmadı. Bir gece önce Hüseyin Aygün'le birlikteydik, umarım hiçbir şey olmadan döner. Herkes endişeyle dönmesini bekliyor.”

(NTV)"Bu iddiaların aslı yok" diyen CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlunun eşi Sevim Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu: “10 gün orada kaldım, dün döndüm. Gayet güzel geçti. 5 yaşındaki torunum yanımdaydı. Ben böyle bir duyum almadım. Bu tür iddialara şaşırıyorum, bana iletilen bir şey olmadı. Bir gece önce Hüseyin Aygün'le birlikteydik, umarım hiçbir şey olmadan döner. Herkes endişeyle dönmesini bekliyor.”

(NTV)
Devamı..…

Bayramda hükümlü ve tutuklulara açık görüş

Salı, Ağustos 14, 2012 |

Adalet Bakanlığı, kapalı ceza infaz kurumlarında Şeker Bayramı dolayısıyla açık görüş yapılacağını açıkladı.

Adalet Bakanlığı tarafından Cumhuriyet Başsavcılıklarına gönderilen yazıda, "Hükümlü ve Tutukluların Ziyaret Edilmeleri Hakkında Yönetmelik"in, "bayramlarda ve özel günlerde açık görüş" alt başlıklı 15. maddesi gereğince, kapalı ceza infaz kurumlarında Şeker Bayramı'nda açık görüş yapılacağı belirtildi. Açık görüşten, disiplin cezası almış ve bu cezası kaldırılmamış hükümlü ve tutuklular dışında kapalı ceza infaz kurumlarında bulunan tüm hükümlü ve tutukluların yararlanacağı bildirildi.

Görüş süresi yarım saatten az olmayacak

Açık görüşler aşağıda belirtilen tarihlerde ve her hükümlü bir kez yararlandırılmak üzere yapılacak: "Adana E Tipi, Ankara 1 ve 2 Nolu L Tipi, Alanya ve Antalya, Balıkesir L Tipi, Bursa E Tipi, Çorum L Tipi, Denizli D Tipi, Eskişehir H Tipi, Gaziantep E Tipi, İzmir-Buca, Maltepe 1, 2 ve 3 No.lu L Tipi, Mersin E Tipi, Silivri 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7 ve 8 No.lu L Tipi kapalı ceza İnfaz kurumlarında kalan hükümlü ve tutuklulara 21-25 Ağustos'ta, 5 gün, diğer bütün ağır ceza merkezi ve müdürlük teşkilatı bulunan bağlı kapalı ceza infaz kurumlarında kalan hükümlü ve tutuklulara 21-23 Ağustos tarihleri arasında 3 gün açık görüş yaptırılacak. Müdürlük teşkilatı bulunmayan bağlı kapalı ceza infaz kurumlarında kalan hükümlü ve tutuklulara ise 22-23 Ağustos tarihleri arasında ve Cumhuriyet Başsavcılıklarının görüşü alınarak kurum tarafından belirlenecek bir günde yapılmak suretiyle açık görüş yaptırılacak."

Açık görüşler, görüş süresi yarım saatten az ve bir saatten fazla olmamak kaydıyla, 09.00-17:00 saatleri arasında yapılacak. Ziyaret süresi, görüşmenin fiilen başladığı andan itibaren işleyecek. Hükümlü ve tutuklular sadece anne, baba, eş, çocuk, torun, büyükanne, büyükbaba ve kardeşleriyle görüştürülecek.


ANKA
Devamı..…

Suriyelilerin sayısı 60 bin'e yaklaştı

Salı, Ağustos 14, 2012 |

Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD), Türkiye'de bugün itibarıyla 59 bin 710 Suriye vatandaşı bulunduğunu bildirdi.

AFAD'dan yapılan açıklamada, Hatay'da 5, Şanlıurfa'da 2, Gaziantep'te 1 olmak üzere toplam 8 çadır kent ve Kilis'te 12 bin kişilik konteyner kent kurulduğu hatırlatıldı.

Ülkelerindeki iç karışıklıklar nedeniyle Türkiye'ye gelen 90 binden fazla Suriye vatandaşının bir yılı aşkın süredir her türlü insani yardım ihtiyacının karşılandığı belirtilen açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

''11 Ağustos-13 Ağustos 2012 tarihlerinde, 4 bin 116 Suriye vatandaşı ülkemize giriş yapmış, 35 kişi ise kendi istekleriyle geri dönmüştür. Bugüne kadar ülkemize toplam 90 bin 999 Suriye vatandaşı giriş yapmıştır. Toplam 31 bin 289 Suriye vatandaşı da ülkesine dönmüştür.

Bugün itibariyle; Hatay'da 10 bin 878, Gaziantep'te 8 bin 29 (977'si okul, yurt ve spor salonlarında), Kilis'te 14 bin 228 (2 bin 115'i okul ve yurtlarda) Şanlıurfa'da 21 bin 402 Suriye vatandaşı barındırılmaktadır. Ayrıca Kahramanmaraş'ta bin 904, Adana'da 2 bin ve Osmaniye'de 821 Suriyeli geçici olarak yatılı okullarda misafir edilmektedir. Bu sayı toplamda 59 bin 262'yi bulmaktadır. Ayrıca, 50'si refakatçi, 398'i hasta ve yaralı olmak üzere toplam 448 kişi hastanede bulunmaktadır. Hastanedekilerle birlikte ülkemizde toplam 59 bin 710 Suriye vatandaşı bulunmaktadır.''


AA
Devamı..…

Profesöre türban mobbingi

Salı, Ağustos 14, 2012 |

ÇOMÜ Batı Dilleri ve Edebiyatı Bölüm Başkanı ve bölümün tek profesörü Prof. Dr. Sevinç Özer, "Öğrencilerime ve personele mobbing uyguladığım gerekçesiyle hakkımda çok sayıda soruşturma açıldı. Esas mobbing bana uygulandı" dedi.

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Batı Dilleri ve Edebiyatı Bölüm Başkanı ve bölümün tek profesörü Prof. Dr. Sevinç Özer, “türbanlı öğrencilerin kendilerini aşağıladığı” yönündeki dilekçeleri üzerine açılan soruşturma gerekçe gösterilerek görevinden uzaklaştırıldı. Özer, “Öğrencilerime ve personele mobbing uyguladığım gerekçesiyle hakkımda çok sayıda soruşturma açıldı. Esas mobbing bana uygulandı” dedi.

ÇOMÜ Fen Edebiyat Fakültesi Batı Dilleri ve Edebiyatı Bölüm Başkanı Prof. Dr. Sevinç Özer hakkında 25 Nisan’da öğrencilerin ve akademik kadrosunun şikâyetleri üzerine soruşturma başlatıldı.

Soruşturma kapsamında 46 soru yöneltilen Özer’e, ders dışında başörtüsü taktığını öğrendiği bir öğrenciye derste “Sen benim muhatabım değilsin” gibi ifadeler kullanıp kullanmadığı, başörtülü öğrenciler için “Burada yerleri yok, okumasınlar” deyip demediği soruldu.

Özer’e “Başörtüsüyle derslere girmeye başlandıktan sonra ‘Ben sizi koridorda bile başörtülü görmeye katlanamıyorum ama ne yapalım, bu görüntünüze alışmaya çalışacağım’ dediniz mi? Bir öğrencinize ders dışında, ‘Sen çok çalışkansın, iyisin ama başörtülüsün’ diyerek başını açması için telkinde bulundunmuz mu? Öğrencilere ‘Sen Kuran okuyorsan ve başını örtüyorsan burada işin yok. Evde oturacaksın’ ifadelerini kullandınız mı?” soruları da yöneltildi.

Rektör iddiaları önemsedi

Prof. Dr. Özer, “bu seviyesiz ve asılsız sorulara yanıt vermediğini” söyledi. Ancak 18 Mart Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Sedat Laçiner, 10 Mayıs 2012 tarihinde “Soruşturma konusu iddialar incelendiğinde, derslerine girdiğiniz özellikle son sınıf öğrencilerinin yaşadığı ciddi endişe ve korkular, iddiaların önemi, soruşturma sırasında delillerin karartılabileceği ihtimali ve soruşturmanın selameti açısından, görev başında kalmanız sakıncalı görülmüştür. Soruşturma sonuçlanıncaya kadar görevden uzaklaştırıldınız” yazısını gönderdi.

Özer, kendisinin görevden alınması ile birlikte bölümde başka bir profesör kalmadığını, bölümün vekâleten yönetildiğini söyledi. Özer şöyle konuştu:

“Öğrencilerime ve personele mobbing uyguladığım gerekçesiyle hakkımda çok sayıda soruşturma açıldı. Bu kadar çok soruşturma ve sonucunda görevden alınmamla esas mobbing bana uygulandı. Üniversitede, YÖK-rektörlük ve idare mahkemesinden oluşan bir üçgen kuruldu. Tüm öğretim üyeleri bu üçgen içine çekilmekten son derece rahatsız”.

Cumhuriyet
Devamı..…

Fransız vekiller Leyla Zana'yı hapse soktu!

Salı, Ağustos 14, 2012 |

Avrupa Parlamentosu'nda verilen yanlış bilgilerle hazırlanmış Türkiye karşıtı soru önergelerine bir yenisi eklendi.

Avrupa Parlamentosu Üyeleri Fransız Parlamenter François Alfonsi ve Jose Bove verdikleri bir yazılı soru önergesinde Diyarbakır Bağımsız Milletvekili Leyla Zana'yı yanlışlıkla hapiste gösterdi.

Avrupa Parlamentosu'na Fransa'dan seçilen üyeler François Alfonsi ve Jose Bove (Yeşiller), Avrupa Komisyonu'nun yanıtlaması istemiyle AP Başkanlığı'na verdikleri yazılı soru önergesine "Hapiste tutulan Kürt Lider Abdullah Öcalan'ın akıbeti ve Kürdistan'daki durum" başlığı attı.

Abdullah Öcalan'ın Hükümet tarafından 200 günden fazla hücre hapsinde tutulduğunu, avukat ve dostlarının kendisinden haber alamadıklarını belirten vekiller şöyle dediler: "Kürdistan'ın özellikle Kürt nüfusta birçok sivil kurbanın verildiği şiddetli çatışmalarla karşı karşıya olduğu dönemde durum giderek kötüleşiyor. Şiddetli bir baskı yerleşiyor. BDP (Barış ve Demokrasi Partisi) üyesi oldukları için yaklaşık 6 bin 500 aktivist hapsedilmiş durumda. Bunlar arasında, 1995 yılında Avrupa Parlamentosu'nun Saharov Ödülü verdiği, 20 yıl önce sekiz yıl hapiste tutulan Sayın Leyla Zana gibi seçilmiş parlamento üyeleri dâhil, devlet görevlileri bulunuyor. Kürt aktivistler bu baskıya ellerinden gelen her tür protestoyla karşılık veriyor. Türk hapishanelerinde aralarında dört parlamento üyesi, gazeteciler ve avukatların bulunduğu 400 aktivist 29 gün önce açlık grevine gitti. Strazburg'daki Avrupa Parlamentosu'ndan çok da uzakta olmayan bir yerde 15 kişi (5 kadın 10 erkek) 14 gündür açlık grevinde. Türk hükümetini Sayın Öcalan'ı çevreleyen sır perdesini kaldırmaya çağırıyorlar."

Diyarbakır Bağımsız Milletvekili Leyla Zana'yı da "BDP'li" yapan Fransızlar AB Komisyonu'nun Öcalan'ın sağlığı, tutukluluk koşulları ve haklarına ne kadar saygı gösterildiği konusunda sağlıklı bilgi edinip edinmediğini sordu. Alfonsi ve Bove, AB Komisyonu'nun Kürt sorunu ve Kürt halkının haklarına saygı konusunda barışçı sonuçlar elde etmek için ne gibi adımlar atacağını da öğrenmek istedi.


Zana hakkındaki hapis cezaları 'paketlik' oldu

Leyla Zana son olarak, 8 Haziran 2004'te Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevi'nden serbest bırakılmıştı. Diyarbakır'da 2007 yılında Nevruz kutlamasında yaptığı konuşmada "Kürtlerin 3 lideri var; Mam Talabani, Kak Barzani ve sayın Öcalan" diyen Leyla Zana'nın 3 yıla kadar hapis istemiyle yargılandığı dava ise 3.Yargı Paketi kapsamında ertelendi. Zana hakkında terör örgütüne yardım ve yataklıktan Mayıs ayında aldığı 10 yıl hapis cezası ise kesinleşmedi ve Yargıtay kararını bekliyor.


Füle: Avukatlarla görüştürülmeme ihlal olabilir

Önergeyi yanıtlayan AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Stefan Füle ise şu yanıtı verdi: "Avrupa Birliği PKK'nın terörist örgüt listesinde yer aldığını ve Türkiye'yle terörizmle mücadelede dayanışma içinde bulunduğunu hatırlatır. Mr. Öcalan'ın tutukluluk koşullarına gelince, AB, kendisinin geçen yıl avukatlarıyla görüşmesine izin verilmemesinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ni olduğu kadar, Türk hukuki çerçevesini de ihlal etmiş olabileceğine dikkat çeker."

Füle AB'nin tüm tarafların Türkiye'nin tüm vatandaşları için barış ve refahı getirmek için çalışma aralıksız olarak ihtiyacında olduğunu vurguladığını bildirdi. Türkiye'nin güneydoğusunun, sosyal, ekonomik ve kültürel gelişmenin yanında barış, demokrasi ve istikrara ihtiyacı bulunduğunu belirten Füle, "Bu sadece, bölgede yaşayan halkın sosyal, ekonomik ve kültürel haklarını genişletecek somut önlemler üzerinde konsensusun başarılmasıyla başarılabilir" dedi.


ANKA
Devamı..…

Cezaevinden sperm gönderdi, baba oldu

Salı, Ağustos 14, 2012 |

Filistinli mahkum, cezaevinden eşine gizlice sperm göndererek tüp bebek yolu ile çocuk sahibi oldu.

Tüp bebek operasyonu için cezaevinden eşine gizlice sperm gönderen Filistinli mahkum Ammar ez-Zebin'in bebeği Mühenned dünyaya geldi.

Filistinli mahkum Ammar ez-Zebin'in eşi Ümmü Beşair, Nablus'taki el-Arab el-Tahassusi Hastanesi'nde Mühenned adını verdikleri bebeğini dünyaya getirdi.

Eşinin sperminin hapishaneden nasıl çıkarıldığını açıklamak istemeyen Ümmü Beşair, "Güvenlik gerekçesiyle eşimle görüşmeme izin verilmiyor. Aramızdaki tek bağ mektuplar ve avukatlar. Ammar son mektubunda Mühenned'in dünyaya gelmesi için dakikaları, saniyeleri saydığını söylemişti" dedi.

Doğal yollarla hamile kalmasının mümkün olamadığını söyleyen Ümmü Beşair, "Eşimin kardeşinin, anne ve babasının şehit olmasından sonra ev bomboş kaldı. Ben kızlarımla tek başıma yaşıyordum. Tüm bunlar beni bu şekilde hamile kalma yoluna itti" diye konuştu.

Anne, eşleri hapishanede tutuklu bulunan diğer kadınları da çocuk doğurmaya teşvik edecek bir adım attıklarını belirtti.

Tüp Bebek Doktoru Salim Ebu Hizran, spermin kendisine 12 saat sonra ulaştığını, annenin rahmine koymadan önce spermi dondurduğunu ve 2 başarısız girişimin ardından üçüncüsünde başarı sağlandığını söyledi.

Doktor, Mühenned bebeğin durumunun gayet iyi olduğunu, diğer sağlıklı bebekler gibi hiçbir şikayetinin bulunmadığını söyledi.

Rafidya Hastanesi Kadın Doğum Bölümü Başkanı Süleyman Ebu İydeh de spermin nakledilmeden önce 72 saat kadar canlılığını sürdürebildiğini ve nakil operasyonunun uygun şartlarda yapılması gerektiğini ifade etti.

Ramallah'taki Filistin hükümetinde Esirler Bakanı İsa Karaki, operasyonun kısıtlamalara karşı gelmek için esir tarihinde görülmemiş bir meydan okuma olduğunu dile getirdi.
Hamas'ın askeri kanadı İzzettin el-Kassam Tugayları'nın önde gelen isimlerinden olan Ammar ez-Zebin, 27 kez müebbed ve 25 yıl hapis cezası ile 1998'den bu yana Hedarim Hapishanesi'nde bulunuyor.

Filistinli tutuklu, tutuklandıktan birkaç sene sonra tüp bebek operasyonu için iki kez cezaevinden sperm yollamış ancak nakil işlemleri başarısız olmuştu.


AA
Devamı..…

Rusya'da 7.7 büyüklüğünde deprem

Salı, Ağustos 14, 2012 |

Rusya'nın doğusunda yer alan Okhotsk denizinde 7.7 büyüklüğünde deprem meydana geldi.

Derinliğinin fazla olması nedeniyle can kaybına yol açmayan depremin ardından yıkıcı tsunami alarmı da verilmedi.

Amerikan Jeolojik Araştırma Merkezi (USGS), depremin bu sabah saatlerinde, Sahalin adasında yer alan Poronaysk kentinin 158 km doğusunda, 625 kilometre derinlikte meydana geldiğini belirtti.

Pasifik'teki tsunami uyarı merkezi, hiçbir yıkıcı tsunami alarmının verilmediğini açıkladı.

Bu arada Japonya meteoroloji dairesi, depremin, ülkenin kuzeyindeki Hokkaido adasından da hissedildiğini belirtti.


AA
Devamı..…

Somalili korsana ömür boyu hapis

Salı, Ağustos 14, 2012 |

ABD'nin Virginia eyaletinde yargılanan Muhammed Saili Şibin adlı Somalili korsan ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.

ABD Bölge Yargıcı Robert Doumar, bir Alman ticaret gemisi ile bir ABD yatının kaçırılmasının ardından rehineler için korsanlar adına müzakerecilik rolü üstlendiği gerekçesiyle Şibin'i 12 kez ömür boyu hapis cezasına çarptırdı.

2011 yılında kaçırılan SV Quest adlı Amerikan yatında bulunan 4 Amerikan vatandaşı Somalili korsanlarca vurularak öldürülmüş, 2010 yılında kaçırılan Alman ticaret gemisi Marida Marguerite'deki 22 mürettebata ise daha yüksek fidye alabilmek amacıyla işkence yapılmıştı.

Doumar mahkeme kararını açıklarken yaptığı konuşmada, Şibin'e idam cezasına çarptırılmadığı için kendisini şanslı saymasını söyledi.

İddia makamı Amerikan vatandaşlarını öldürmekten yargılanan diğer 3 sanık hakkında idam cezası istiyor.

Aldığı ceza bugün açıklanan Şibin, bu yıl içinde görülen davasında, aralarında korsanlık, adam kaçırmak ve rehin almanın da bulunduğu 15 ayrı suçtan mahkum olmuştu.

Kararın açıklanmasının ardından konuşan 53 yaşındaki Şibin'in avukatı kararı temyize götüreceklerini söyledi.


AA
Devamı..…

Riskli binaların tespiti için fiyatlar açıklandı

Salı, Ağustos 14, 2012 |

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, riskli binalarını tespit ettirmek isteyenler için metrekare birim fiyatlarını belirledi.Bina kullanım alanı için her metrekareye fiyat ödenecek.

Bakanlık'tan yapılan yazılı açıklamaya göre, Türkiye genelinde 6,5 milyon binanın elden geçeceği afet riski altındaki alanların dönüşümü kapsamında, riskli bina tespitinde Döner Sermaye İşletmesi Müdürlüğü'nce belirlenen birim fiyatlar kullanılacak.

Rapor, deney gibi tüm masrafları kapsayan birim fiyatlara göre, riskli binaların tespitinde bina kullanım alanı için her metrekareye fiyat ödenecek.

Bakanlığın açıkladığı birim fiyatlarına göre, kullanım alanı 500 metrekareye kadar olan bir binada, her bir metrekare için KDV dahil 2,25 TL ödenecek. 500 metrekare bir bina için tespit masrafı, KDV dahil bin 125 TL olacak.

Kullanım alanı 501-bin metrekareye kadar binalarda ilk 500 metrekareye ödenecek 2,25 TL'ye, 501-bin metrekare arasında KDV dahil 1,75 TL daha eklenecek. Metrekaresi 1001'den yüksek binalarda yurttaş her metrekare için 1 TL artı para ödeyecek.

Bin metrekare kullanım alanı olan bir binada 10 daire olursa daire başına 200 TL tespit fiyatı düşecek.

Bakanlığın açıkladığı toplam kullanım alanına göre fiyatlar şu şekilde oluşacak:

Metrakare Toplam fiyat (TL)

100 225,00
200 450,00
500 1.125,00
1000 2.000,00
2000 3.000,00
3000 4.000,00
4000 5.000,00
5000 6.000,00
6000 7.000,00
7000 8.000,00


AA
Devamı..…

Milletvekilinin kaçırılma anı

Salı, Ağustos 14, 2012 |

Tunceli Valisi Mustafa Taşkesen, meslek hayatının en zor ve sıkıntılı günlerini yaşıyor. Çarşamba günü yeni görev yeri Tokat Valiliği’ne başlayacaktı. Son görevi kaçırılan CHP milletvekili Hüseyin Aygün’le ilgili oldu. Milletvekilinin bulunduğu yer belirlenmiş olsa bile onun hayatına tehlikeye atmamak için güvenlik güçlerinin yapacağı çok da bir şey yok. Hatta, operasyon yapılmaması için güvenlik güçlerinden ricada bulunulurken, teröristler de milletvekilini “hayat sigortası” olarak görüyor.

Hüseyin Aygün, daha milletvekili adaylık sürecindeki söylemleriyle CHP’lilerden farklı bir çizgide olduğunu ortaya koyuyordu. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na bir gezi sırasında, Aygün’ün adaylığına nasıl karar verdiğini sorduğumda, “Tunceli’de avukatlık yapan bu arkadaşımız, yörede hayli sevilen birisi. Sivil toplum örgütleri de bu kişinin aday yapılması konusunda önerilerde bulundu. Çalışkan, sevilen birisi. Kendisine adaylık önerdiğimde o da şaşırmıştı” dedi.

AKP’nin beklediği olaydı
Kritik günlerin istihbarat raporlarında terör örgütünün milletvekili, vali, belediye başkanı, il genel meclisi üyesi kaçırabileceği hep yer alır. Son dönemlerde alınan istihbaratlarda “bir bakanı kaçırma” planından da söz ediliyordu. O yüzden, bakanlar Güneydoğu’da gidecekleri yerlere helikopterle götürülüyor ya da çok sıkı güvenlik önlemi uygulanıyor.

Şemdinli’de büyük operasyonunun yürütüldüğü günlerde, 5 CHP milletvekili olayları yerinden izlemek için karayoluyla Hakkari’den Şemdinli’ye giderken, onların dönüşlerinden hemen sonra, iki AKP milletvekili kimsenin haberi olmadan Şemdinli’ye helikopterle gelip-gittiler.

AKP içinde olayı farklı görenler var
Hükümetin, terör örgütünün milletvekili kaçırabileceğine ilişkin duyumu vardı. Eğer, alınan duyumda, CHP’li Hüseyin Aygün’ün hedef seçildiği biliniyorsa, buna rağmen gerekli önlemler alınmadıysa, CHP’nin söyleyecek çok sözü vardır. Aygün’ün korunması yönünde bir talebinin de olmadığını öğreniyorum. Valilik buna rağmen koruma vermeli miydi? Bu konuda çok şey söylenebilir.

AKP içinde, Aygün’ün kaçırılışı ne yazık ki “danışıklı dövüş” gibi görenler Tunceli CHP Milletvekili Kamer Genç’in kulağını da çınlattılar. Bilsinler ki Kamer Genç de, terör örgütünün öteden beri hedefidir. Tunceli’de siyaset yapıp da, terör örgütüne karşı en sert açıklamalar yapan Genç kadar yürekli bir AKP milletvekili var mıdır acaba?, Genç, şu anda yine seçim bölgesindedir.

İfadeden: ‘Gidiyoruz’ deyince silahları doğrulttular
O gün saat 13.00 civarında geldikleri Ovacık’tan saat 17.30 civarında ayrıldılar. Otomobili Kadir Merkit kullanıyor, ön koltukta Milletvekili Hüseyin Aygün, arkada ise danışmanı Deniz Tunç oturuyordu. Virajın keskin, hızın ancak 30 kilometre olduğu noktada yolun tam ortasında sivil giyimli ellerinde uzun namlulu silahlı iki kişi belirdi. Aracın durmasını işaret ediyorlardı. Gerisini, Deniz Tunç’un Emniyet’te verdiği iki sayfalık ifadesinden aktaralım:

“Yapacak bir şey yoktu. Aracımız çalışır vaziyette durdurduk. Silahlı bir kişi silahını nişan alır vaziyette tutarken, diğer kişi kendilerinin PKK’lı olduğunu, partinin aldığı bir karar uyarınca bir süre misafir edeceklerini söyledi. Milletvekilimiz, böyle bir şeyin olamayacağını, yaptıklarının yanlış olduğunu, kendileriyle gelmeyeceğini söyledi. Konuşan kişi, ‘Sizi götürmekle görevliyiz’ deyince milletvekilimiz sert çıktı, ‘sizinle gelmiyorum. O halde çekip vurun’ diye bağırdı.
‘Hüseyin abi sizi seviyoruz ama…’
Bu sözler üzerine milletvekili direksiyonda bulunan Kadir Merkit’e, ‘hadi gidiyoruz’ dedi ve Kadir de, aracı hareket ettirmeye başladı. İşte o an büyük bir gerilim yaşandı. İki terörist de birden silahlarıyla milletvekilini ve Kadir’i hedef aldı, ‘durun yoksa kafanıza sıkarız’ diye bağırdılar. 10 metre bile gidemeden aracı durdurduk. Biz bunları yaşarken o an hiç araç gelip-geçmemesi de ilginçti. Eğer geçmiş olsaydı vatandaşlar, bu duruma tepki gösterir, onlara yaptıklarının yanlış olduğunu söylerlerdi.

Durunca, bu kez silahlılardan birisi, milletvekiline ‘Hüseyin abi” demeye başladı. Kürt sorunu konusundaki konuşmalarını beğendiklerini, ancak Kürt sorununa karşı kamuoyu oluşturmak amacıyla kendilerini götüreceklerini söyledi. Bu konuşmalar 18-20 dakika sürdü. Değişen bir şey yoktu.

Milletvekilimiz gitmeyeceğini, yaptıklarının yanlış olduğunu anlatınca, bu kez ‘askerler geliyor. Gitmek zorundayız. Aksi halde çatışma çıkar, bu arkadaşlarda zarar görür’ dedi. Bunun üzerine vekilimiz, bizim serbest bırakılmamızı istedi ve bizi düşünerek iki teröristle birlikte gitti. Biz de gelip durumu ilgili makamlara bildirdik.”

Terör örgütünün elinde tam bir yıldır kaymakam adayı, polis ve askerler var. Aygün’ün o kadar değil, birkaç gün içinde serbest kalması sürpriz olmaz.
Devamı..…

Altının kilogramı 93 bin 400 lira oldu

Salı, Ağustos 14, 2012 |

İstanbul Altın Borsası (İAB) Endeksi önceki kapanışa göre yüzde 0,70 değer kazanırken, altının kilogramı kapanışta 93 bin 400 lira oldu.

Altın piyasasında 13 işlemde 6 milyon 435 bin 640 liralık, 41 işlemde 75 milyon 805 bin 217,28 dolarlık ve 1 işlemde 89 bin 711,77 Avrol'uk işlem hacmi gerçekleşti.

Gümüş piyasasında ise 1 işlemde 3 milyon 366 bin 300 liralık ve 2 işlemde 21 bin 121,56 dolarlık işlem hacmi kaydedildi.

İAB'de bugün işlem hacmine göre en fazla işlem gerçekleştiren kurumlar Nadir Döviz, Rona Döviz, Garanti Bankası, Ons Kıymetli Madenler ve Olgaç Döviz olarak sıralandı.


AA
Devamı..…

Öğretmenlere '4+4+4' eğitimi

Salı, Ağustos 14, 2012 |

MEB, temel eğitim kademesindeki ilkokul ve okulöncesi öğretmenleri okullar açılmadan önce yeniden mesleki gelişim eğitimine alacak. 3-7 Eylül tarihleri arasında uzaktan eğitim yöntemiyle ağırlıklı olarak 4+4+4 kanunu ve FATİH Projesi anlatılacak.

Alınan bilgiye göre, bakanlık okullar kapandıktan sonra haziran ayında öğretmenlere yönelik gerçekleştirdiği hizmetiçi eğitimleri, okullar açılmadan önce eylül ayında da yapacak.

Temel eğitim kademesindeki öğretmenlerin mesleki gelişim eğitimleri 3-7 Eylül tarihleri arasında düzenlenecek. Türkiye'nin 81 ilinde gerçekleştirilecek eğitimler uzaktan eğitim yöntemiyle, okul merkezli olarak düzenlenecek, öğretmenler kendi okullarında eğitim alacak.

İnternet üzerinden canlı olarak yapılacak eğitimlerin il ve ilçe merkezleri ile beldelerde bulunan temel eğitim okullarında gerçekleştirilmesi planlanıyor.

Eğitimlerin il genelinde etkin gerçekleştirilebilmesi için il milli eğitim müdürleri sorumlu olacak. Bu kapsamda bakanlık internet bağlantısı olan, projeksiyon ve uygun sınıf ortamı olan kaç eğitim merkezinin olduğunu tespit edecek. Belirlenen okullarda uzaktan eğitim sistemi test edilecek.

Yasal olarak geçerli özürleri nedeniyle eğitime katılamayanlarla köy okullarında görevli sınıf öğretmenleri aynı eğitimleri, her gün canlı eğitimin bitiş saatini takiben internetten izleyebilecek. Mesleki gelişim eğitimleri kapsamında bakanlığın yeniden yapılandırılmasına ilişkin bilgilerin yanı sıra eğitimde iletişimin önemi anlatılacak.

Öğretmenlik mesleğinde kişisel ve mesleki gelişimin öneminin de anlatılacağı derslerde öğretmenler, zorunlu eğitimi 12 yıla çıkaran kanunun uygulanmasına, FATİH Projesi'nin içeriğine, eğitimde aile, çocuk ve öğretmen faktörlerinin önemine ilişkin sunumlar yapılacak.

Öğretmenler ayrıca beden dilinin nasıl kullanmaları gerektiği ve bunun önemi, öğrenciyi tanıma teknikleri, özel eğitim ve kaynaştırma yöntemleri, sınıf rehberliği, meslek etiği, öğrenme stratejileri gibi konularda da bilgi sahibi olacak. 2012-2013 eğitim öğretim yılı 17 Eylül Pazartesi günü başlayacak.





AA
Devamı..…

Nedir kardeşim bu İsmet’ten çektiğimiz...

Salı, Ağustos 14, 2012 |

Hükümetimiz açılım ayaklarıyla Kandil’den gelenlere kırmızı halı serdiğinde... AKP’nin imdadına yetişen Kılıçdaroğlu, durup dururken, Dersim krizi çıkardı mı?

Çıkardı.

*

Habur rezaleti taptazeyken... Dersim isyanıyla PKK kalkışması arasında benzerlik kuran kendi genel başkan yardımcısı Onur Öymen’i infaz edip, toplum nazarında “soykırımcı” durumuna düşürüp, derhal istifaya çağırıp, Habur rezaletini unutturdu mu? Unutturdu.

*

CHP Genel Başkanı olur olmaz, bismillah ilk iş, Onur Öymen’in üstünü çizip, onun yerine “Dersim soykırımdır” diyen Hüseyin Aygün’ü milletvekili yaptı mı? Yaptı.

*

Hüseyin Aygün, CHP milletvekili olur olmaz, bismillah ilk iş, “Dersim soykırımdır, insanlık suçudur, sorumlusu CHP’dir, İsmet İnönü’dür, Atatürk de haberdardır” dedi mi? Dedi.

*

Bebek katili teröristlere, şefkatle “terörişko” muamelesi yapan tetikçi gazteci tayfası “yeni CHP’yi” ayakta alkışlayıp, “tarihimizle yüzleşelim” kampanyası başlattı mı? Başlattı.

*

Tam o sırada... Başbakanımız, İngiliz kuklası Seyid Rıza’nın “yürek burkucu hikâyesi”ni anlatıp, aslında ne kadar millici, ne kadar dindar olduğunu söylerken, ağladı mı? Ağladı.

*

Hareket eden her canlıya havadan bomba yağdırıldığını... Kadınların, çocukların, gaz bombalarıyla hunharca katledildiğini... Kara suratlı adamların, dere içinde
titreşe titreşe bekleyen masumların işini bitirdiğini belirterek... Devlet adına özür diledi mi? Diledi.

*

Kameraya sallaya sallaya... Katliam belgesinin altında İsmet İnönü’nün imzasının bulunduğunu izah edip, “Sizin kahramanların buysa, bu ülke biter... Çok şükür ki, bizim kahramanlarımız arasında böyle yüzü kapkara olanlar yok” diye bağırdı mı? Bağırdı.

*

İnönü’nün Hitler, Sabiha Gökçen’in gözü dönmüş ırkçı olduğu yazıldı mı? Yazıldı. AKP milletvekili, Sabiha Gökçen Havalimanı’nın isminin değiştirilmesini istedi mi? İstedi.

*

Netice?

*

Dersim’de yol kesip...
Başbakanımızın bahsettiği o derenin kenarında, Hüseyin Aygün’ü kaldırdılar.

*

Bana sorarsanız...
Terörişkolar yapmış olamaz.
Olsa olsa...
İsmet’in işidir.
Sabiha’nın pırpırıyla kaçırmışlardır.
Devamı..…

Kaç Mehmet ölse yeterli olurdu?

Salı, Ağustos 14, 2012 |

AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, CHP’nin TBMM’yi toplantıya çağırması üzerine şunu söyledi:

“Birkaç Mehmet’i şehit etti diye örgütün her gün Türkiye’nin gündemini oluşturmasına müsaade etmemeliyiz. Bizim hassasiyetimiz budur.”

“Hassasiyetin” ölçüsüne dikkatinizi çekmek isterim!

Merak ettim TBMM’nin terör konusunu enine boyuna konuşması için kaç Mehmet’in ölmesi gerekiyor, “birkaç Mehmet” yetmediğine göre?

Kuşkusuz ki bu yazının mürekkebi kurumadan Çelik yeni bir açıklama yapıp, “şehitleri saygısızlık etmek istemediğini, her vatan evladının kaybının önemli olduğunu” söyleyecektir.

“Dilim sürçtü” AKP tarzı siyaset yapmanın en önemli savunma aracı çünkü.

Ama her sürçen dilin gerisinde, bilinçaltına itilmiş benzer bir düşüncenin olduğu gerçeğini değiştirmiyor bu durum.

Zaten, yardımcılığını yaptığı kişi de şehit düşen askerin yakınlarına “Askerlik yan gelip yatma yeri değildir” dememiş miydi?

‘Bunlar beklediğimiz şeyler’ imiş!

CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ün kaçırılmasının ardından, “tutuklu milletvekilleri” sorunumuza bir de “kaçırılan milletvekili sorunu” eklenmiş bulunuyor.

Devlet büyüklerimiz her zaman olduğu gibi yine “işin peşinin bırakılmayacağını, sonuna kadar meselenin takip edileceğini” filan söylüyorlar ama bundan önce kaçırılan askerlerden, kaymakamdan hâlâ bir haber de yok.

Yani bundan önce ne olduysa kuvvetle muhtemel ki yine aynı şey olacak: Kaçıranlar milletvekilini canları isterse bırakacaklar, istemezlerse tutmaya devam edecekler. Tıpkı daha önce kaçırılanlarda olduğu gibi!

Milletvekilinin kaçırıldığının duyulmasının ardından Başbakan Recep Tayyip Erdoğan yaptığı açıklamada şöyle konuştu:

“Hüseyin Bey şu anda kaçırılmış vaziyette. Tabii kimler kaçırmıştır, nasıl oldu, bu konuda ancak tahminler var.”

Başbakan’ın bunu söylediği saatlerde dünya âlem kaçırma eylemini gerçekleştirenlerin kimler olduğunu biliyordu.

Başbakan da biliyordu tabii, çünkü bu cümlenin hemen ardından şunu söyledi:

“Bu tabii bölücü terör örgütünün neler yapmak istediğini ortaya koyması bakımından çok önemli. Onun için, bunlar beklediğimiz şeyler ve güvenlik güçlerimiz takiptedir. İnşallah kısa zamanda netice alırız.”

Merak ettim, madem “bunlar beklediğimiz şeyler”, neden gerekli önlemler alınmadı?

Ülkenin Başbakanı böyle şeylerin olabileceğini tahmin ediyor ama emrindeki devlet gücünü bu iş için seferber etmek yerine öylece oturup “bekliyor”!

“Ustalık” dönemi, tam bir çuvallama dönemine dönüşüyor.

Arınç’ın iftarında konuşulan suikast konusu

BAŞBAKAN Yardımcısı Bülent Arınç, gazetelerin Ankara temsilcilerini iftara davet etmiş ve iftardan sonra da değişik konularda sohbetler edilmiş.

Bir gazeteci “suikast meselesini” sorunca da Arınç, “Mehmet Yılmaz’ın pazartesi yazıları” ifadesini kullanarak “Artık ayıp kaçıyor” demiş.

O iftarda doğal olarak yoktum ama bir arkadaşım bana bununla ilgili küçük bir bilgi notu gönderdi. Benim öğrendiğim şeyleri sizin de bilme hakkınız var, onun için bu notu sizlerle paylaşacağım. Elbette Arınç’ın bu konuda söylediklerine de bu köşede yer vermezsem doğru bir iş yapmış olmam diye düşünüyorum.

Arkadaşımın notuna göre Arınç şöyle konuşmuş:

“Üç sene geçti. O gün (yakalananlar) iki kişiydi. Sonra 3, 5, 8 kişi sorgulamaya alındı. Üçü tutuklama istemiyle sevk edildi, onlar da mahkemeden serbest kaldı. Bizim açımızdan sorun yok. Manisa’daydım veya İzmir. Ankara’ya gelince Emniyet müdürünü anlattı. Kiralanmış arabayla 20 gün evin çevresinde dolaşıldı. İhbar oluyor. Sivil kıyafetle. Emniyet de geliyor. Direnç gösteriyorlar. Fotokopi kâğıdını görüyorlar. Bizim evin adresi yazılı... Güya yutmaya çalışıyor. Ama bir şekilde çıkarıyorlar. Adım yazmıyor ama evin tam adresi var. Suikast lafını kullanmadım gözetleme amaçlı dedim. Evgözetleniyorsa, bu subaylar özel harpte görevliyse, araçlar kiralıksa, adresim çıktıysa birbirine eklediğinizde herhalde bu gözetleme amaçlı diye düşündüm. Elimi çektim. Bir-iki sene geçti herkes merak ediyor. Kozmik odada arama yapılması ilgiyi artırdı. Dikkat çeken kozmik oda oldu. Aramalar bir ay mı sürdü.
Ne çıktı ne çıkmadı. Elde edilen bir şey var mı? Soru önergeleri oldu, Bakan cevap verdi. Bakın diyor ki Adalet Bakanı derdesttir. İçeriğiyle ilgili bilgi veremeyiz. Ya takipsizlik olabilir ceza hukukunda öldürdüm demek yeterli değil. Tüm soruşturmalardan öyle bir şey ortaya çıkmalı ki illiyet bağını kurabilmelisiniz. İki şey olabilir: İddianame tanzim edebilirsin ya da yeterli delil bulunamazsa takipsizlik verebilirsin. Hukuk içinde kabul ederiz. Ama sonuçlanmadı. Ben sormadım. Beni çağırıp şikâyetiniz var mı demediklerine göre. Benim arayıp sormam Arınç da savcıyla ne konuştu diye karşıma gelir.”
Devamı..…

O yanlış bir ülkede mi doğdu

Salı, Ağustos 14, 2012 |

FAZIL Say yanlış bir dönemde mi doğdu, büyüdü?

Bugün değil de çok benzer bir baskı ortamının yaşandığı askeri dönemlerde yaşasaydı ne olurdu? Başına aynı şeyler gelir miydi?

Sorunun cevabını, edebiyatçı ve müzik tarihçisi babası Ahmet Say veriyor:

- “12 MART generallerinin ne yapacağı belli olmazdı. ‘Beyin kabinesi’ Fazıl’a sempati ile bakarken, onun piyano çalması dolayısıyla komutanlardan biri ‘Kes lan gürültüyü’ diye komut verebilirdi.

Bu komutanın kafası kızarsa, Fazıl’ı Mamak Askeri Cezaevi’nde yatan baba dostu Uğur Mumcu’nun yanında birkaç haftalığına ‘Hanya’yı Konya’yı anlasın’ diye gönderebilirdi.”

- “12 EYLÜL darbecileri, bu besteci ve piyanistin söylediği sözlere bozulduğunda, Amerika’dan icazet alınması koşuluyla Fazıl’ı çarmıha bile gerebilirdi.”

Ünlü müzisyenin edebiyatçı ve müzik tarihçisi babası sözünü şöyle bağlıyor:

- YANLIŞ YER Mİ “Fazıl, doğru bir ülkede, doğru bir zamanda doğdu. Gününüz Türkiye’sinde onun gibi muhalif başka müzikçilerin sesini yükseltmeyişi, Fazıl’ın eksiği değildir.”

* * *

Türkiye’de bazı çevrelerin, neredeyse “Ergenekoncu” diye yaftalayıp, Silivri zindanlarına göndermeye çalıştığı insanın babası, işte böyle biridir.

12 Mart döneminde devrimci olarak hapis yatmıştır.

Fazıl Say, dededen sosyalist bir ailede doğmuş, biat kültürünün kenarından bile geçmeden, kişilik kazanmış bir sanatçıdır.

* * *

Alman yazar Jürgen Otten”in “Fazıl Say”* adlı kitabı Türkçe de yayınlandı. Yazarın nasıl bir insan olduğunu şu örneklerle anlatayım:

Hem Fazıl Say’a hayran, hem Orhan Pamuk’a...

Türkiye’yi çok iyi biliyor.

Hem askerlerin antidemokratik girişimlerine şiddetle karşı.

Hem de bugün Ergenekon adı altında yürütülen davalarda yapılan haksızlıklara, oluşturulan baskı ortamına karşı.

Demek ki, Türkiye’de kamplaşmış, kuntlaşmış duyguların dışında bir gerçek var.

* * *

Türkiye’de estiği estik, kestiği kestik, yeni muhafazakârların hedef tahtası haline getirip, kaçırtmaya çalıştığı bu sanatçının geleceği nedir?

Bütün bunlar ona zarar verebilir mi?

- Jürgen Otten, “Fazıl’ın bundan endişe etmesine gerek yok. Çünkü hayranlarının sayısı oldukça fazla, bir ikon haline gelmiş adeta.

Ama onu cehennemin dibine yollamak isteyenlerin sayısı da az değil.”

Evet az değil ve ellerinde insafsızca kullanılan iktidar araçları da var.

Yine de sanatçının korkmasına gerek yok.

Yazar, hayatı boyunca Fazıl’a destek veren Dortmund konser binasının müdürü Benedikt Stampa’ya soruyor:

- “Sizce günümüzün bu dar kafalı zihniyetlerinin onu küçümsemesi Fazıl’a zarar verebilir mi?”

Verdiği şu cevap, günümüz Türkiye’sinin sessizlik orucundaki bütün aydınlarına ışık tutacak nitelikte:

- “Hayır, çünkü Fazıl kendine güvenen ve kendine yeten bir insandır.”

- Jürgen Otto: “Fazıl Say piyanist, besteci, dünya yurttaşı”, Kırmızı yayınları, Temmuz 2012

Fazıl Say’ın hayatından

Seks dersi verilir ilk ders bedava

- İSTANBUL SENFONİSİ Almanya’nın Dortmund şehri, 2010 yılında, İrlandalı yazar James Joyce’un Dortmund şehrine yaptığı hayali seyahat için 4 günlük bir festival düzenledi.

Bu festival dolayısıyla Fazıl Say’a da bir eser ısmarlandı. Fazıl Say “İstanbul Senfonisi”ni işte o festival için yazdı.

- TARİKAT Eserin “tarikat” olayını anlattığı addagio bölümünde Fazıl Say, Allah’a ulaşmak için yola çıkan ve kafalarını sallayarak mistik transa geçen dervişleri anlatır.

Bu bölümü yazarken en çok etkilendiği eser, defalarca seyrettiği “Takva” filmi oldu.

- BİAT KÜLTÜRÜ Fazıl Say’ın hayatındaki ilk önemli hocası Şefik Fenmen’di. Kendinden etkilenmemesi ve kişiliğini bulması için, ona hep çok özgür bir eğitim programı uyguladı, onu doğaçlamaya yöneltti.

Yani sanatta hiçbir ustaya biadı yoktu...

- USTANIN BÜYÜKLÜĞÜ Fazıl Say her gün ders almak için onun evine gitti. Fenmen 8 yıl boyunca ona hemen her gün ders verdi ve bunun karşılığında tek kuruş para almadı.

- SOSYALİST DEDE Fazıl Say Almanya’da mühendislik okumuştu. 50’li yılların en önemli sosyalist hareketlerinden “Spartaküs Birliği”nin üyesiydi.
Alman Sosyalist Öğrenci Birliği’nde faal olarak çalışmıştı.

- İKİNCİ USTASI Hayatındaki en önemli insanlardan biri Amerikalı piyanist David Levine’dı. Onu Ankara’da keşfedip, bir hafta sonra Almanya’nın en önemli müzik okuluna giriş için imtihanın kapısını açmıştı.

- O ACI GÜN Tam imtihana gireceği gün dramatik bir gelişme oldu. Çok sevdiği hocası David Levine’a AIDS teşhisi kondu.
Fazıl Say bu acı gerçeği, 1990 yılında, yedikleri bir akşam yemeğinde, onun ağzından öğrenecekti.

- KAPIDAKİ O YAZI Düsseldorf’taki okulda Tobias Koch adlı bir öğrenci ile arkadaş oldu. Fazıl’ın yurttaki odasının kapısına şöyle bir yazı asmışlardı:

“Seks dersi verilir, ilk ders bedava...”

Kapıya asılan bu yazı, okulun tutucu öğretim üyelerini ve öğrencilerinin hedefi oldu ve kaldırıldı.

Ancak ertesi gün aynı yazıyı tekrar astılar.

- MÜTHİŞ CAZ İKİLİSİ Say, aynı zamanda çok iyi bir caz doğaçlamacısıdır. En sevdiği cazcılar, Oscar Peterson, Keith Jarret ve Art Tatum’dur.

Montrö Caz Festivali’nde Boby McFerrin’le birlikte doğaçlama yaptı.

- O HARİKA KADIN Hayatındaki en önemli insanlardan biri “Elif Abla”sıdır.

Doğumundan iki yıl önce evlerine gelen Alevi Kürt bir kadındır. Aile içindeki en zor günlerde, onu evin gürültüsünden uzak tutan kadındır.

Ve “Nene” dediği “Elif Ablası”, hâlâ Fazıl Say’ın Nişantaşı’ndaki evinde yaşamaktadır.

Elif Ablası bu mucize çocuğu büyütmüştür...

Şimdi o mucize çocuk Elif Ablası’nı büyütmektedir...

Her çocuğun bir koruyucu meleği vardır...
Devamı..…

Google+ Takip