Header Ads

Dip Dalgası | Güngör Berk


Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin doksan yedinci açılış yıldönümüne günler kaldı. Meclis 23 Nisan 1920 Cuma günü, ‘Temsilciler Kurulu’ adına Mustafa Kemal tarafından açılmıştı.

          Prof Dr. Tarık Zafer Tunaya’nın anlatımıyla: TBMM, Türk halkının bir papatya tarlası gibi bir araya geldiği, tam anlamıyla “milli” bir meclisti. Mecliste siyasal partiler yoktu, dört yüze yakın üye vardı. Üyelerin çoğu serbest meslek erbabı, devlet memuru, sarıklıydı ve az sayıda aşiret reisi bulunuyordu.

          TBMM, geniş bir Sivas Kongresi idi. Meclis’te Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti etkiliydi. Meclis, Müdafaa-i Hukuk’un bir organıydı.  Yetkilerini devretmekte her zaman için kıskanç, hiçbir tehlikeden yılmayan, daima halk içinde, bir ihtilal meclisiydi. Türk halkının sahiplendiği, umutla bağlandığı, doğru kararlar almasını, ‘kurtuluş’ ve ‘kuruluş’ için kendisine doğru yolu göstermesini beklediği, devrimci bir meclisti.

          TBMM, 1921’de ilk Anayasayı yapmış (Teşkilatı Esasiye Kanunu) ve Anayasanın ilk maddesi  “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” olmuştu. 1876 Kanuni Esasi ise yürürlükten Cumhuriyetçi 1924 Anayasası ile kaldırılmıştı. Meclisi devrim yapıcısı ve düzenleyicisi haline getirme başarısında lider Gazi Mustafa Kemal olacaktı.

          TBMM, saltanat ve hilafeti yıkıp laikliği bir devlet temeli yapacak güce, halkçı bir ruha sahipti.

          Süreç içinde, emperyalizme karşı yapılan bağımsızlık savaşı kazanıldı. ‘Meclis’ten başka bir saltanat ve bir hükümet heyeti yoktur’ denilerek Sultanlık kaldırıldı, Sultanın başından alınan taç ‘millet’in başına kondu, saltanat makamına Millet oturdu. ‘Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin üstünde bir güç yoktur ‘ denilerek ulusal egemenlik temeline dayanan halk hükümeti Cumhuriyet kuruldu, bir işlevi olmayan hilafet kaldırıldı.

          Türk Devrimi’yle Osmanlı’nın ‘çürümüş kurumları’, kökleri sökülerek, toplum hayatının dışına çıkarıldı. Çağın sosyal malzemesiyle,  Doğu’da ilk kez Milli demokratik bir Cumhuriyet kuruldu. Cumhuriyet İlk kez köylüyü efendi ilan etti, ilk kez dini dünyadan ayırdı. İlk kez uygar insanlığın ortak bir aile olduğunu dünyaya duyurdu.

          Doksan yedi yıl önce Gazi Meclis’i kuran ve bu demokratik, laik, sosyal hukuk devletini inşa edenler biliyordu ki: Cumhuriyet, akan zaman içinde geriliğin ve ortaçağın bütün temsilcilerini karşısında bulacaktı. Öyleyse hürriyeti getirmek isteyenler onu kaldırmak isteyenlerden çok güçlü olmalıydılar.

          O günden bugüne Cumhuriyet’imizin demokrasi yolculuğu, çok partili yaşamın karşıdevrim iktidarlarıyla, arada yaşanan kırılmalarla, devam etti. En büyük yıkımı 12 Eylül 1980 Faşist Darbesi’nde aldı. O darbeyle gelen Siyasal Partiler ve Seçim Yasası’na siyasetçilerimiz dokunmadı. Ama lafta ‘Cici’ demokrasiden ‘ileri’ demokrasi’ye bile geçtik. Son on beş yıldır ise ülkeyi Cumhuriyet’le hesaplaşan bir siyasal iktidar, tek adam anlayışıyla, yönetmeye çalışıyor. Cumhuriyet’in ‘kurtuluş’ ve ‘kuruluş’ değerlerinden koptuk. Siyasal iktidarın gündeminde hep emperyalizmin dayattığı, ‘bölünme’ ve ‘rejim değişikliği’ öngören, ‘Yeni Anayasa’ yapılması oldu. Birkaç kez yapmaya kalkışılsa da halkın tepkisiyle geri çekildi.

          15 Temmuz 2016’da, FETÖ’nün TBMM’ni bombaladığı, henüz siyasi ayağının ortaya çıkarılmadığı, esrarengiz bir ‘darbe girişimi’ yaşandı. Halen ülke içinde ve ülke dışında terör örgütleriyle mücadele sürüyor. Çözüm bekleyen yaşamsal ülke sorunları ve hukukun rafa kaldırıldığı OHAL içinde yuvarlanıp gidiyoruz. İşte hal böyleyken, yolun sonuna gelinmiş olmalı ki, siyasal iktidarın ilginç bir şekilde Meclis’ten geçirdiği, torba yasa gibi bir “Anayasa Değişikliği’ halkın önüne getirildi.

          16 Nisan 2017’de bu torba “Anayasa Değişikliği” halk oylamasına sunulacak. Bu değişikliğin ‘Türkiye’nin, Türk Milleti’nin asırlardır süren beka sorunu’nu çözeceği ileri sürülüyor. Cumhuriyet’ten Osmanlı’ya, bir şeriat devletine, Ortaçağa dönüş hayaliyle Cumhuriyet için bir ‘Olmak ya da olmamak!” kararı verilecek.

          Değişiklik kabul edildiği takdirde Parlamenter rejimden Başkanlık rejimine geçilecek, devletin tüm yetkileri ‘tek adam’da toplanacak. Adını ‘Türk Tipi Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” koydukları bu sistemin ne Türk’lerde nede başka uluslarda örneği yok. Değişiklikle siyasal partiler ve milletvekilleri de yok hükmünde olacak. Ülkenin eyaletlere bölünmesinin önü açılacak.

          Değişikliğe “evet” dedirtmek için siyasal iktidar sözcüleri devlet olanaklarını kullanarak, tarafsız Cumhurbaşkanı başta, canla başla çalışıyor. Engelleme ve baskılara karşın “hayır”ın nedenlerini anlatanlar da yurdun her yerini dolaşıyor ve halkın içindeler.

           Çoğu boş, absürd, akla ziyan konuşmalarla halkın basireti bağlanır mı?

           TBMM’nin kuruluşunun doksan yedinci yıldönümüne günler kaldı. Laik Demokratik Cumhuriyet, egemenliği, doksan yedi yıl önce Saray’dan alıp millete vermişti.  Doksan yedi yıl sonra egemenlik Milletten alınıp yeniden saraya verilebilir mi?

          Türk Milleti, yaklaşan halk oylamasına ve arkasındaki ‘Ulusal Egemenlik Bayramı’na hazırlanıyor. Cumhuriyet aydını yurtsever Attila İlhan’ın yıllar önce yakalamaya çalıştığı, ‘üzerinde oturduğumuz dip dalgası’nın sesi, duyulmaya başlamıştır.

GÜNGÖR BERK
ADD BDK ÜYESİ

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.