Header Ads

Bu tarz bizim değil! | Doğukan Çoban


Hatırını yadsıyamadığımız bir gerçek var. Bu gerçekler bize iyi huylu ve kötü huylu anlayışlar olarak geri dönüyor. Doğanın “Kuşanın! Bahtınız açık olsun” iradesi bize sürekli bir savaşmanın eşiğinde olduğumuz gerçeğini anlatıyor. Güçlü olanın neye göre güçlü olduğu sorusu sorulduğu gün işte o zaferin de bir ucundan yakaladığımız o uzun koşunun adımlarını atmaya başlamış oluruz. Bu yazıda o uzun insanlık maratonunun hangi yoldan bugüne geldiğini  tekrardan bilinçlerimize çıkartmayı yeğliyorum .

Sokrates’in savunmasındaki hakkaniyet, Aristo’nun işaret ettiği “Erdemli arkadaşlık “ olgusu, Marks’ın bizi aynı fırından ekmek almaya göndermesi, “Mustafa Kemal’in zora olan direnci"... Hepsi bir meselede kilitlenmemizi sağlıyor: Biz kimiz?

İnsanlık hep bir var olma , kendini kendine ve topluma kanıtlama ihtiyacı duymuştur. Bu ihtiyaç yeni keşiflere, yeni insana ve nihayetinde zorbalığa karşı mücadeleler sonucunda aslolan vatana kavuşmalarını sağlamıştır. Her devlet, kendi insan yapısını kendi devriminin özgücüne dayanarak sağlamıştır. Türk devrimi de birleştirici bir rol üslenmiş ve insanın temel çıkarımını modern yasalar temeli üzerinden akla, bilime ve kaynaşmış bir toplum iddiasına dayandırmıştır. Haliyle bu yolda yaratılan insan modelinde birbirini yıkan, ezen aşağılayan; arkadaşının üzerinden atlayıp, ona “sen burada dur” ben öyle böyle geçerim köşe dönmeciliği değil, “kardeşim gel bu iş ikimiz harcı; tuğla benden, döşemesi senden” mantalitesi hakim olmuş ve yapmak meselesi kolektif akla dönüşmüştür. Bugün, bu kültürle beslenen insan modeli aşağılanıyor. Bu tarz benim, İşte benim sitilim, gelin kaynana koca olalım, başkanlık tartışmaları gibi birdir bir yerin dibine gir mantığı Türk insanına dayatılmaktadır. Bu anlayış deve güreşine dönmüştür. Hani hatırlayın kendi arkadaşımıza yaslanıp deve güreşlerinde tek ve çift seçenekleriyle hayatın zorluğunu sırtladığımız o oyunları…

Seçeneklerin hayatımızı belirlediği o oyun gelenekleriyle yaşayan bu toplumun evlatları artık sırtında bir yükle dayanmak zorunda değil.

Türk Devriminin İnsan Modeli

“Her devrim kendi insan modelini yaratır” sözü bir boşlama değil. Bu söz tarihe not edildiğinde  Fransa'da Bastil basılmış, Çanakkale geçilmemiş, Sovyet devrimi toprak aristokrasisine karşı kolektif mülkiyet mücadelesinde başarı kazanmış ve Çin'de Çan Kay Şek’in istilasına karşı 100 bin kişilik uzun yürüyüş başlamıştır.

Binali Yıldırım ile Kemal Okuyan’ın tarihi iyi okuyamadığı gerçeği, Çanakkale üzerinden sundukları fikirlere ayak bağı olmuştur. Biri geçilmeyen Çanakkale’yi geçmiş bir diğeri Padişahın eteğinin dibinden sosyalist tahlillerini sunmuştur.

 Bu iki anlayışın doğurduğu çelişkinin temel gayesi vatan savaşındaki zafiyetlerden başka bir şey değildir. Biri Çanakkale’yi geçilmez kılan dinamiğin farkında değil; haliyle yanlış saptamalar yapıyor. Bir diğeri kendini sermaye savaşının içinden kopartamamış haliyle Türk devriminin dinamiğini kapitalizmin savaş bozmacılığına yoruyor. Bu anlayışlar vatan savaşına giden tarihsel atılımın önünde çel çöp olan anlayışlardır ve yıkılmalıdır. Bu anlayışı yıkmak vatan savaşının kadrolarını yaratarak var olabilir. Türk devrimine sırtını yaslayan, FETÖ’ye, PKK’ya ve diğer Amerikan güdümlü terör yapılarına karşı devrimci ve milliyetçi donanımla sahaya çıkan bir Türkiye gerçekçidir. Hedefinde Türkiye’nin bağımsızlığı ve üretim sınıflarına dayalı bir yönetim anlayışı olmayanlar, günü kurtaran yapıtlarla meşgul olur. Geçerliliği olmayan bu yapıtlar geçici hükümlere sebebiyet verir. Türkiye geçici hükümet anlayışlarıyla meşgul olacak rahatlığa sahip değildir.

İşte Bizim Tarzımız

Türkiye 16 Nisan'da sandığa gidecek ve sırtındaki yükü atacaktır. Sandığa atılan her sonuç bugünün yükünden kurtulmaktır. Türk milleti sandığa gittiğinde de  kararını vermeyecektir. Türk milleti Türkiye’nin vatan savaşına kararlı olup olmadığının kararını verecektir. Sandıktan çıkacak “hayır” oyu ise vatan savaşının kararlılığı olacaktır. Bu savaşın eşit şartlarda yürütülmemesi bir kıstastır. Propaganda eşitsizliği, iktidarın devlet bütçesinin yığınağını “Evet” oyuna yüklemesi, PKK’nın yöneticilerinin “Hayır” algısı yaratması (böylelikle terör örgütlerinin hayır arzusu içinde olduğu algısı pompalanıyor), hepsi  bir sorun. Ama bir gerçek var, o da artık Türkiye’nin tarihten neyi bugüne esasa alacağıdır. Yanlışlar tıkanır. O tıkaçları kaldıracak kuvvete giden yol nesnelliktir. O nesnel yargıyı yeni bir toplum sözleşmesiyle sabitlemek mümkündür. O toplum sözleşmesinin içinde teröre karşı mücadele, üretim ekonomisine geçiş, yurtta ve cihanda barış esası göz edilmelidir. Bunun yolu güçlü ve birleşmiş bir millet meclisiyle mümkündür. Bu meclisin pratikteki örneği 2 Nisan’da Ahmet Taner Kışlalı Spor salonunda Gençlik Meclisiyle vücut bulacaktır. FETÖ ile mücadelenin cephesinde savaşan Anıl Eren arkadaş da o meclisin bir mebusanıdır. FETÖ’nün Silivri zindanına hapsettiği aydınların yanında duran , savaşan arkadaşlardandır.

FETÖ’ye, terör örgütlerine ve kültürel emperyalizme karşı savunma tarzı geliştiren her anlayış bizimdir.

Doğukan Çoban
Ankara Üniversitesi Dil-Tarih ve Coğrafya Fakültesi

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.