Sayaç

Tüm Yayınlar

Cumartesi, Nisan 15, 2017

Köy Enstitülerinin farklı yönü | İrfan Osman Hatipoğlu



İrfan O. Hatipoğlu Mustafa Kemal Üniversitesi

Eğitim tarihimizde önemli yeri olan Köy Enstitüleri 17 Nisan 1940 yılında Millî Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel önderliğinde, İsmail Hakkı Tonguç'un çabalarıyla kuruldu. Kuruluş amacı köylerde ki ilkokul mezunu zeki çocukların bu okullarda yetiştirildikten sonra yeniden köylerine dönerek öğretmen olarak çalışmaları düşüncesiydi. Cumhuriyetin ilk kurulduğu yıllarda okuma yazma oranın %5 bile olmadığı, nüfusun yüzde 80'nin köylerde yaşadığı düşünülürse kurulan enstitülerin ne kadar önemli olduğu ortadadır. Ne var ki halk aydınlanmasının, kırsal kalkınmanın öncüsü ve cumhuriyetin kuruluş ilkelerinin Anadolu’da içselleştirilme sürecinde önemli katlıları olan Köy Enstitüleri konuşulurken bir –kırsal kalkınma/tarıma yaptığı katkı- yönünün yeterince öne çıkartılmadığını, haksızlık edildiğini düşünürüm.

Köy Enstitüleri olumlu/olumsuz yönleri tartışılırken eğitim alanında yaptıklar öne çıkartılır. Enstitü yandaşları, kapatılmasaydı ülkede karşı devrimin geriletileceği, aydınlanma hareketinin başarıya ulaşacağını belirtir. Karşıtlarsa yetiştirilen öğretmenlerle toplumun düşünsel yapısının “aşırı cereyanlara” açık hale getirildiği suçlaması yapar. Ülkenin kırsal kalkınmasına yaptığı katkılar taraflarca görmezden gelinir. Oysa Köy Enstitülerinin Anadolu’ya yaptığı katkı eğitimle sınırlı değildir. Tarımdan sağlığa, ülkenin imar edilmesinde önemli katkısı vardır. Karşıtlarını rahatsız eden yönü de budur. Kırsal insanın üretir duruma gelmesi, özgüveninin gelişmesi, bağımsız kimliğinin oluşmasında enstitü kökenli öğretmenlerin katkısı büyüktür.

Enstitüler 1940 yılından başlayarak, tarım işlerine elverişli geniş arazisi bulunan köylerde veya onların hemen yakınlarında (21 bölgede) kuruldu. Öğrencilerini çevre köylerden alıyor, yeni beceriler kazandırarak köylerine geri gönderiyordu. Öğrencilerin değişik alanlarda becerilerinin gelişmesi için eğitim izlencesinin yüzde 50'lik bölümü temel örgün eğitim konularını içeriyordu. Geri kalanı ise uygulamalı eğitimdi. Kısacası kitaba deftere dayalı öğretim yerine ‘iş için, iş içinde eğitim’ ilkesi uygulanarak, öğretmen adaylarının değişik alanlarda becerileri geliştirilmeye çalışılıyordu. Bunun için her köy enstitüsünün kendisine ait tarlaları, bağları, arı kovanları, besi hayvanları, atölyeleri vardı. Bu kapsamda 1940-1946 arasında köy enstitülerinde öğretmen ve öğrenciler tarafından 15.000 dönüm tarla tarıma elverişli hale getirildi. Aynı dönemde 750.000 yeni fidan dikildi. 1.200 dönüm bağ oluşturuldu. 48 ahır ve samanlık,

12 tarım deposu, 3 balıkhane, 100 km. yol yapıldı. Tarımsal üretime açılan tarlaların (öğrencilerinin uygulamalı eğitim gördüğü çiftlikler) sulama suyu, öğrencilerin açtıkları sulama kanallarından getirilerek üretim yapıldı.

Köy enstitüsünü bitiren bir öğretmen sadece bir ilkokul öğretmeni değildi. Aynı zamanda yetkin bir tarımcıydı. Yetiştirilen öğretmenler köylülere modern ve bilimsel tarım tekniklerini, gittiği yörelerde bilinmeyen tarım türlerini de köylülere öğretmekteydi. Alternatif tarım tekniklerini uygulayarak verim artıcı çalışmalarda bulunuyor. Köy önderi olarak yoksulluğun yenilmesinde görevler yükleniyordu. Köy Enstitüsü kökenli öğretmenler yüklendiği bu görevi uzun yıllar yerine getirdi. Bitmez tükenmez enerjileri ile arıcılık bilinmeyen köylerde arıcılık, bağcılık bilinmeyen köyde bağcılık öğrettiler. Binlerce hektar alanda meyve sebze yetiştirilmesinin öncüsü oldular. Dereler ıslah edildi. Doğa sevgisi aşıladılar. Bu çabalar karşılığını buldu. Tarımsal üretim arttı, ürün deseni çeşitlendi. Besin maddesi yönünden kendi kendine yeten bir ülke olduk.

Köy Enstitüleri kökenli öğretmenler önderliğinde başlatılan kırsal kalkınma, köylülerin zenginleşmesi feodal beyleri rahatsızlandırdı. Hak etmedikleri suçlamalarla karşılaştılar. Topraktan kopartıldılar. Başlatılan toprağın uyanış hareketi sekteye uğratıldı. Enstitülü öğretmenlerin uzaklaştırılmasının ardından çiftçiler üretmekten kopartılıp, kent varoşlarında “tarım muhacirleri” durumuna getirildi. Milyonlarca hektar tarım arazisi rantiyecilere teslim edilerek betonlaştırıldı, evsel/sanayi atıklarla kirletildi. Artık Belçika büyüklüğündeki tarım arazisinde üretim yapılmıyor. Besin maddesi üretiminde kendine yeterli ülke olmaktan çıkıp, net tarımsal ürün dış alımcısı durumuna geldik. Besin maddeleri ulaşılamaz duruma geldi. Pazar filelerimiz hafifledi, mutfaklarımızdan bedensel ve zihinsel gelişimi sağlayan protein içerikli besinleri çıkardık. Yetersiz ve dengesiz beslenmenin yaygınlaşmasıyla gebe kadınlarda demir/vitamin eksikliği, buna bağlı gelişen çocuklardaki bedensel ve zihinsel gerilik ulusal sorun haline dönüştü. Okuduğunu, söyleneni anlamayan, kavrama/düşünme yoksunu insanlar çevremizde görünür hale geldi.

Köy Enstitülü öğretmenlerin Anadolu’da başlattıkları aydınlanma hareketinin köklerinin sökülüp atılamamasın da tarımsal üretime yaptıkları katkının payı büyüktür. Bu nedenle Köy Enstitülerini konuşurken tarıma yaptığı katkıları unutmamalıyız.

Hiç yorum yok:
Write yorum