Sayaç

Tüm Yayınlar

Pazar, Nisan 23, 2017

Pazar fileleri hafiflerse…| İrfan Osman Hatipoğlu



İrfan O. Hatipoğlu Mustafa Kemal Üniversitesi

Çarşı pazarda besin maddeleri fiyatları aldı başına gidiyor. Dar gelirlilerin pazar fileleri hem hafifliyor, hem de içeriği değişiyor. Meyve sebzenin en ucuzunu almak için pazarın sonunu beklemek zorundalar. Pazar filelerindeki hafifleme/içerik değişikliği dar gelirlilerin günlük yaşamlarında da değişikliklere neden oldu. Yeni alışkanlıklar edindiler. Yeni edindikleri alışkanlıkların en önemlisi beslenme düzenlerinde yaptıklarıdır. Sağlıklarına olumsuz etkileyecek kadar yeterli ve dengeli beslenme ilkelerinden uzaklaştılar. Oysa Dünya Sağlık Örgütü sürdürülebilir sağlığı; sadece hastalık ve sakatlık durumunun olmayışı değil, kişinin bedenen ruhen ve sosyal yönden tam bir iyilik durumu olarak tanımlar. Sürdürülebilir sağlığın korunması ise insanların pazar filelerinin dolması, temel besin maddelerine kolay ulaşmasıyla olur.

Pazar filelerinin hafiflemesinde çiftçilerimizin kabahati yok. Üretim sürecinde yaşadıkları zorluklara karşın, ülkemizde yeterli besin maddesi üretimi yapılıyor. Kısacası dar gelirlilerin besin maddesini ulaşmada yaşadıkları güçlük üretici kaynaklı değil. Uygulanmakta olan “tuttuğunu hallet” anlayışı ile uygulanan serbest piyasacı düzendir. Bilinçli olarak besin maddesi piyasası spekülatörlere bırakılarak rant yaratma aracına dönüştürülmesi. Üreticiden tüketiciye uzanan dağıtım kanalları düzenli/etkin çalıştırılmamakta, kontrol edilmemektedir. Üretici-tüketici birlikteliği/örgütlenmelerinin önü tıkanarak tarladan sofraya uzanan zincir kısaltılamıyor. Bu nedenle ürünler üreticiden çıkıp market raflarına/pazara ulaştığında fiyatlar değerinin çok üzerinde artıyor. Pazar filelerinin hafiflemesi ve mutfakların yangın yerine dönmesinin diğer nedeni uygulanan ekonomi politikasının ruhunu oluşturan üretim karşıtı, yoksullaştırma uygulamasıdır. Örneğin AKP hükümetleri -Ocak 2013-Ocak 2017- döneminde çalışanlar; ekmek ve tahıllar karşısında yüzde 10.1, et için yüzde 19.3, balık için yüzde 12, sebze için yüzde 36’lık alım gücü kaybına uğradı.

Dar gelirlilerin alım gücünün azalması, besin maddelerine ulaşmada yaşadıkları güçlükler beslenme alışkanlığını değiştirdi. Değiştirmekle kalmadı insanlarımız yetersiz ve dengesiz beslenir duruma geldi. Sağlığın korunması, insanın üretken olması yeterli ve dengeli beslenmesiyle sağlanır. Yeterli ve dengeli beslenme içinse, erişkinlerde günlük kalori alımlarının yaklaşık yüzde 45’i kadarı karbonhidratlardan, yüzde 35’i kadarı (ağırlıklı hayvansal kaynaklı) proteinlerden ve yüzde 20’si kadarı yağlardan alınması gerekir. Bu oranlar düzenli tutturulamazsa beslenme kaynaklı hastalıklar artar. Bedensel ve ruh sağlığı bozulur. İnsanların günlük yaşamları zorlaşır. Hareketleri ağırlaşır, isteksizlik gelişir, eğilmiş bir vücut, şişkin bir karın, ciltte çeşitli yara ve pürüzler oluşur. Sık sık baş ağrısından şikayet, iştahsızlık, yorgun hissetme, isteksiz bir kişilik ortaya çıkar. Zihinsel gerilik, hal ve hareketlerde dengesizlik ileri aşamadaki yetersiz beslenmenin işaretlerindendir. Nitekim yetersiz ve dengesiz beslenmenin yaygınlaşmasıyla gebe kadınlarda demir/vitamin eksikliği, buna bağlı gelişme çağındaki çocuklardaki bedensel ve zihinsel gerilik ulusal sorun haline

dönüştü. Okuduğunu, söyleneni anlamayan, kavrama/düşünme yoksunu insanlar çevremizde görünür hale geldi.

Pazar filelerinin hafiflemesi ve mutfakta yaşanan yangın insanlarımızı örselemektedir. Arayış içindeler. Siyasal iktidarın yurttaşlarımıza ‘gıda kolileri’ dağıtması, sosyal yardımlarla sürdürülebilir açlığa mahkum ederek teslim alma uğraşı, geçen dönemlere göre karşılık bulmuyor. Çünkü sanal gelişmişlik/kalkınmışlık kurguları, yükseltilen hamaset duygusunun günlük yaşamlarından çok şey alıp götürdüğünü gördüler. Önce sağlıklarının bozulduğunu, arkasından çocuklarında gelişen bedensel ruhsal gerilikler geleceklerini kararttığını fark ettiler. Sürüklendikleri açmazdan aklı ve bilimi önceleyen yönetim anlayışı, üretime dayalı ekonomi politikası ile aşılabileceğinin ayırtına vardılar.

Bu nedenle üretimi önceleyen, üretilen zenginliği adil dağıtan bir yönetim izlencesi oluşturmak zorundayız.

Hiç yorum yok:
Write yorum