Header Ads

Suriye’de Gelinen Nokta ve Halkoylaması | Lütfü Kırayoğlu



“Fırat Kalkanı Harekatında” yeni hedefin Münbiç’mi, Rakka’mı olacağı tartışılırken bir gece ansızın harekatın sona erdiği açıklanıverdi. Açıklamanın en ilginç yönü ise zamanlaması idi.



Suriye’de bulunan Türk Silahlı Kuvvetleri duvara dayanmıştı. Ne ABD, ne de Rusya PKK’nın Suriye Kolu PYD güçlerine dokunulmasını istemiyordu. Türk hükümeti ise yasal Suriye hükümeti ile ilişkiye girmek istemiyor, onun yerine ÖSO adı verilen belirsiz bazı silahlı unsurlarla birlikte çalışıyordu. Özetle Suriye’deki birliklerimizin on parmağının altında on pire olduğundan kıpırdayacak durumu yoktu. Bir yandan da iç politikaya yönelik hamaset yüklü açıklamalar yapıldığından işin içinden sıyrılmanın yolu aranıyordu.



İşte tam da bu sırada ABD’nin yeni Dışişleri Bakanı Tillerson’un diplomatik nezaket kurallarını tanımayan Türkiye ziyareti gündeme geldi. Hükümet yetkilileri Tillerson’un ne gibi taleplerle geldiğini tahmin edebiliyordu. Hem dışta, hem de içerde sıkışan iktidar net ve kararlı bağımsız politikalar yürütme yeteneğinden yoksun olduğundan ABD baskılarına teslim olma görüntüsü vermiş olma durumundan kurtulmak için, Tillerson’un ziyaretinden 1 gün önce “Fırat Kalkanı Harekatının” sona erdiğini açıkladı. Bu açıklama, Suriye krizinin başlatıldığı günden bu yana yapılan en gerçekçi açıklama idi.



Suriye topraklarında verilen 73 şehidin bize kazandırdığı tek şey vardı. Kuzey Irak’ta bir olup bitti ile yaratılan yapay Kürt devletçiğinin benzerini Suriye’nin Kuzeyinde de oluşturduktan sonra, petrol bölgesini Akdeniz’e  bağlayan Kürt koridorunun önünün kesilmesi idi.



Gelinen bu durum kısmi bir başarı gibi gösterilse de, olayın başına dönüp neden bu duruma geldiğimiz sağlıklı şekilde irdelendiğinde bir dış politika hezimeti ile karşı karşıya olduğumuz kolayca anlaşılabilir.



Emperyalist ülkelerin Ortadoğu ülkelerine yönelik yüz yıllık hedefleri olduğu saklamadıkları bir gerçek. Bölgede 22 ülkenin haritasını değiştireceklerini açıkladıkları BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) içinde eş-başkanlık görevinin üzerine balıklama atlayanlar bu günleri görmek bir yana bugünlere gelinmesinde başrol oynadılar.



Emperyalist saldırı karşısında kader birliği etmek zorunda olan Türkiye ve Suriye, yakın tarihin en yakın ve dostça ilişkilerini sürdürürken Türkiye, anlaşılmaz bir şekilde birdenbire Suriye rejimine karşı düşmanca politikalar gütmeye başladı. “Komşularla Sıfır Sorun” ya da “Stratejik Derinlik” adı altında yürütülen bu politikalar sırasında Mustafa Kemal Atatürk’ün Yurtta Barış, Dünyada Barış politikası küçümsenip alaya alınırken, dünyanın her tarafından gelen silahlı teröristler için ülkemiz topraklarında eğitim kampları açıldı. Suriye sınırımız delik deşik olurken, Suriye ile bütün ekonomik ilişkilerimiz ve sınır illerimizin ekonomisi çöktü. Bu arada milyonlarca sığınmacı ülkemize hücum ederken terör unsurları da ülkemizi kan gölüne çevirdi.



İçerde PKK terörüne eklenen FETÖ terörü ile boğuşan Türkiye, Suriye’de PKK’nın yan kolu PYD ile ittifak yapmaya ve Kürt Koridorunun oluşturulmasına destek olmaya zorlandı. Bu tablo karşısında Suriye politikasını sessiz sedasız değiştirmek zorunda kalan Türkiye, bunu açık bir dille yapmasa da bu politikanın mimarını başbakanlık görevinden indirdi. Ancak artık iş işten geçmişti. Rusya başta olmak üzere neredeyse dünyanın bütün ülkeleri ile dalaşan bir Türkiye tablosu karşımızda idi.



Türkiye işte tam da bu durumda iken 15 Temmuz Amerikancı FETÖ darbe girişimi ile karşı karşıya kaldı. TSK içinde yuvalanmış ajanlar aracılığı ile başlatılan darbe girişimi, yine TSK içindeki yurtsever askerlerin büyük çabaları ile bastırıldı. Ağır bir darbe yiyen TSK kendi içinde temizliğini yapamadan bu kez Suriye topraklarına girip Kürt koridorunu kesme görevi ile karşı karşıya kaldı. Bu görev büyük fedakarlıklarla kısmen başarılmış olsa bile ülkenizi bu maceraya sürükleyenleri bilmek ve hesabını sormak zorundayız.



Bu hesap sormanın en önemli ve bekli de ilk adımı  16 Nisan’da yapılacak halk oylaması olacak. Tek kişinin kararı ile ülkemizi bu maceraya sürükleyenlerin tek adam yönetimi kurma girişimine “HAYIR” diyerek hesap sormaya başlayacağız.



Haydi “Hayır”lısı

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.