Header Ads

Ulusun Kaynakları Kamu Okullarına Akıtılsın…


Milli Eğitim Bakanı, ikili eğitimden tekli eğitime geçiş için 77 bin dersliğe ihtiyaç duyulduğunu açıkladı. Eğitim özel sektöre devredilmek istendiğinden olsa gerek, yenileri yapılmadığından, derslik açığı her yıl artarak büyüdü. Nüfus artış oranlarının da dikkate alınmamasından; okul ihtiyacımız hep oldu.

İsmet Yılmaz 2019’da bu açığı kapatmak istiyor. Özel okul sayısı AKP iktidara geldiğinden bu yana 10 kat, öğrenci sayısı da 12 kat artmış. Hükümetin, özel okullara giden öğrencilere yaptığı yardım tutarı milyarları aşmış. Okul ve öğrenci sayısının artışında bu politikanın etkili olduğu görülüyor.

Sosyal devletin vazgeçilmezleri eğitim ve sağlık olduğuna göre, öncelik devlet okul ve hastanelerine verilmelidir.

Ödeneksizlik nedeniyle var olan okulların bakım, tamir ve tadilatı yapılamamakta, okullara yeterli sayıda memur ve hizmetli verilememekte, okullara öğretmen atanmadığı için dersler, on binlerce ücretli öğretmenle doldurulmaktadır.

Bütçemizin doğru kullanımıyla, 77 bin derslik yapımı çok büyük bir sorun oluşturmaz. Hatta yapılanın doğruluğu halka kavratıldığında, büyük bir kısmı hayırseverlerce de tamamlanır.

Öğrenciler sabah gün doğmadan, gecenin karanlığında okula gitmek zorunda kalmaz. Öğle yemeklerini ve ihtiyaçlarını sıkışık zaman dilimi içinde karşılamazlar.

Daha fazla öğretmen alınacağından, atanamayan öğretmenler yaşamına son vermez, öğrenci gözünde öğretmen kabul edilmeyen ücretli öğretmenler de bu sıkıntıdan kurtulmuş olurlar.

İsmet Yılmaz, öğretmen alımında mülakat sınavı ve sözleşmeli öğretmen alım yöntemine devam edileceğini belirtiyor.

Danıştay tarafından ‘’objektif olmadığı’’ gerekçesiyle iptal edilen yöntemde diretilmesi, akıllara hükümetin devlete değil, kendisine hizmet edecek memur istediğini getiriyor.

Yeterliliği, bilgi ve becerisi (Liyakat) olmayanların vereceği eğitim ve öğretimin seviyesi, uluslararası kurumların yaptığı değerlendirmelerde görülmektedir. Mülakat sınavı, kim tarafından yapılırsa yapılsın gerçekçi bir değerlendirme olarak görülemez.

Öğretmen sözleşmeli olduğunda kendisini güvende hissedemez. Öğrenciyi iyi bir şekilde yetiştirme ve eğitmek için yapılması gerekeni değil, öğrenci, veli ve idarecinin istemleri doğrultusunda bir davranış sergilemek zorunda kalır.

Eski Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, öğretmenlerin %86’sının kabullenmediği ‘Bitişik eğik el yazısı’ kullanımında ısrar ederken, İsmet Yılmaz, velilerden gelen tepkiler üzerine, ilkokul 1ve 2. sınıflarda el yazısı uygulamasına son verileceğini duyurdu. Çocuklarımız için yerinde bir karar oldu.

Amerika’da 45 eyaletin, Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı’nın (PISA) ilk 5 sırasında yer alan Finlandiya’nın terk ettiği bitişik el yazısı, ülkemizde ‘Dik yazı’ ile yetişen akademisyenlerin, ‘’Çocukların hem beyin ve estetik gelişimi hem de ellerinin fiziksel gelişimi için çok daha etkili’’ olacağı görüşüyle ülkemizde kullanılmaya başlandı. İntihal ile profesör olununca, herhalde böyle oluyor. Amerika ve Avrupa’da kullanılıyorsa doğrudur ve Türkiye’de de kullanılmalıdır diye düşünülüyor olsa gerek.

Dünyada, ‘’Evrim Teorisi’ni’’ müfredattan çıkarma kararı veren Suudi Arabistan’dan sonra 2. ülkeyiz.

Müfredatta yapılan son değişiklikle, ortaöğretimde zorunlu din dersi saati 1’den 2’ye çıkarıldı.

Daha önce okullardaki din bilgisi öğretmenleri müdür ve idareci yapıldığından, atamalar en fazla bu branşta yapılıyordu. Ders sayısı 2 kat arttırıldığına göre, yeni dönemde de rekor aynı branşta olacak gözüküyor. Seçmeli derslerle haftada 10 ders saati din eğitimi verilen okullarımızda, ülkemizin eğitim seviyesinin, PISA sıralamasında sonlarda yer almasını doğal karşılamamız gerekir.

Bakan ve müsteşarlarımız, eğitim öğretimin başarısından övgüyle söz etse de bu gerçek değişmiyor.

Eğitim öğretime yapılan yatırımın sonuçları 20-25 yıl sonra alınabildiğine göre, zaman geçirmeden eğitim tarihimizi gözden geçirilmeli. Her şeyi ben bilirim anlayışını terk ederek, 1 ay, 1 dönem bile uygulanmadan vazgeçilen yönerge, yönetmelik ve yasa değişiklikleri yapılmamalıdır. Uzman ve uygulayıcısı olan öğretmen görüşü alınmadan yapılan değişikliklere son verilmelidir.

Eğitim fakültelerinin tek bir üniversite çatısı altında toplanarak, eğitimcinin eğitimine önem verilmelidir.

Okullarımızın fiziki eksiklikleri, ders araç gereci, memur ve hizmetli eksikliklerini tamamlayacak bir bütçe oluşturulmalıdır.

Kısacası, halkın okullarının eksiği tamamlanmadan, özel okullara yardım doğru bir yöntem olamaz.

Osman Gazi OKTAY
Ulusal Eğitim Derneği İzmir Şubesi Başkanı

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.