Header Ads

Başkanlık sistemi üzerine


Üniversite gençliğinin de gündemini meşgul eden Türkiye’nin üzerinde en çok tartıştığı ve tartışmaların da hiç eksik olmayacağı “Başkanlık Sistemi” hakkında biz gençlerin de söyleyecek bir sözü var elbet!

1)BAŞKANLIK SİSTEMİNİN TÜRKİYE’DE ORTAYA ÇIKIŞI

Mevcut sistemi tanımlamak gerekirse, Türkiye 1924’den beri parlamenter hükümet sistemi ile yönetilmektedir. Bu sistemde halkın temsil iradesiyle meclisin üyelerini seçmesi aynı zamanda başbakan ve bakanlardan oluşan hükümeti seçmek anlamına gelir. Gerekli çoğunluğu sağlayan partinin hükümet etmesiyle bu sistem işlerlik kazanır. Devlet ve toplumun yönetimine ilişkin her şey “Milletin” meclisinde görüşülür. Cumhurbaşkanı da bu meclis içerisinden seçilir.
1980’lerden itibaren Türkiye’ de neoliberal ekonomik sistemin dayatılması ile milli devletin tasfiyesi, devletin bütün kamu kuruluşlarının özelleştirilmesi, devletin ülke için sadece birer jandarma rolüne soyunması ile birlikte yasamanın etkisizleştirilmesi/niteliksizleştirilmesi ve sadece yürütme erkinin güçlendirilmesi projesi 1982 Anayasası ile birlikte uygulanmaya başlandı. Bu Anayasa Cumhurbaşkanına parlamenter sistemdeki “gereklerini aşan” nitelikte görev ve yetkiler verdi. Cumhurbaşkanının, hükümet ile meclisi zora sokan kararlar almasına neden oldu. Yürütme, yasamanın yetkilerini gasp edecek şekilde büyüme olanağı buldu. 2004’deki Anayasa değişikliğiyle (Anayasa md.90) uluslararası anlaşmaların kanunlardan üstün tutulması, kanun yapıcıların/yasamanın rolünü geriletmiş ve sadece bunu uygulayan yürütmenin güçlendirilmesi, küresel sermayedarlar tarafından önemsenmiştir. Örnek vermek gerekirse Türkiye Cumhuriyeti adına yabancı devletlerle; Türkiye’nin aleyhine yapılan anlaşmalar meclis tarafından kabul edildiği takdirde, Anayasaya aykırılığı iddiası ile Anayasa Mahkemesine götürülemiyor ve uluslararası anlaşmaların meclisin yaptığı kanunlardan daha üstte bir konumda yer almasına sebep oluyor.

Tarihsel gelişiminden de anlaşıldığı gibi Başkanlık sisteminin Türk Milletinin bir talebi değil küresel sermayenin Türkiye’ye bir dayatması olduğu çok açık bir şekilde anlaşılıyor.

2) MECLİS İŞLEVSİZLEŞTİRİLİYOR!

Anayasa madde 87’ye getirilen değişiklikle birlikte Meclis artık Bakanlar kurulunu ve bakanları denetlemeyecek. Cumhurbaşkanı, bakanları tek başına ve TBMM’nin onayı olmaksızın göreve atayabilecek. Milletvekili olmayan bakanların milletin oyu ile seçilmiş vekillere karşı hiçbir siyasi sorumluluğu bulunmayacaktır. Ancak hiçbir siyasi sorumluluğu olmamasına rağmen yasama dokunulmazlığından yararlanacaktır. Bu da yasama dokunulmazlığın özüne ters düşmektedir.

Anayasa madde 93’te yapılan değişiklikle birlikte acil ihtiyaç olduğunda meclis kendi iradesiyle toplanamayacak sadece Cumhurbaşkanı’nın çağrısıyla meclis bir araya gelecektir. Bu durumda halkın tümünü temsil eden meclis yerine daha dar bir grubun temsil ettiği Cumhurbaşkanı tarafından meclisi acil hallerde toplayacaktır.

Meclisin “talebiyle” birlikte bakanlar kurulu ve Cumhurbaşkanının kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi meclisin elinden alınıp , meclisin herhangi bir talebi olmadan Cumhurbaşkanına kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi verilmektedir. Meclisin yasama yetkisinin devredilmezliği ve asliliği bakımından meclisi zor duruma sokmaktadır. Bütçe hazırlama yetkisinin bile Cumhurbaşkanı’na verildiği sistemde , tüm yürütme yetkilerinin Cumhurbaşkanı’nda toplanmış olmasına karşın ; milletvekillerinin Cumhurbaşkanı’na soru sormalarına olanak tanınmamakta; sorular ancak Cumhurbaşkanı yardımcılarına ve bakanlara yöneltilebilmektedir.

3) YARGI SİYASALLAŞTIRILIYOR

Cumhurbaşkanının iktidar partisi genel başkanlığı yaptığı Meclisten gelecek kanunların Anayasa’ya uygunluğunu denetleyen ve Yüce Divan göreviyle Cumhurbaşkanını yargılayacak Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) 15 üyesinin neredeyse tamamını bir şekilde Cumhurbaşkanı tarafından seçilmiş ve atanmış olması yargıyı ve yargıya güveni zedeliyor.

•3 AYM Üyesi, Cumhurbaşkanının iktidar partisi genel başkanı olarak kontrol ettiği Meclis tarafından seçilmekte,
• 3 AYM Üyesi , üyelerini Cumhurbaşkanının belirlediği YÖK tarafından önerilmekte ve Cumhurbaşkanı tarafından seçilmekte,
•4 AYM Üyesi, belli kategori isimleri arasından doğrudan Cumhurbaşkanınca seçilmekte.
•Kalan 5 AYM Üyesi de Yargıtay ve Danıştay’ın gösterdiği adaylar arasından yine Cumhurbaşkanı tarafından seçilmektedir.

Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun yapısında yapılan değişiklikle 13 üyenin(bunlar arasında Adalet Bakanı ve Müsteşarı da dahil ) 6’sını doğrudan Cumhurbaşkanı, 7’sini de “İktidar Partisinin Genel Başkanı” sıfatı ile mecliste çoğunluğu elde ederek üyeleri atamaktadır. Sonucuna bakarsak yine “Tek bir kişi(Cumhurbaşkanı)” Hakim ve Savcı seçiminde belirleyici roldedir. Cumhurbaşkanına, Hakim ve Savcı atamak için verilen yetkiler de hiçbir şekilde denetime tabi değildir.

Sonuç olarak siyaseten bağımsız olması gereken iki kurum Cumhurbaşkanı’nın tekeline verilmektedir ve kuvvetler ayrılığı ilkesi tamamen bertaraf edilmektedir. Yasama, yürütme ve yargı Cumhurbaşkanı’na bağlanmaktadır.

4) CUMHURBAŞKANI DENETLENEMİYOR

Cumhurbaşkanı hiçbir şekilde siyasi denetime tabi olmuyor, yapılan anayasa değişikliği ile birlikte Cumhurbaşkanı sadece cezai olarak sorumlu oluyor. Örnek vermek gerekirse, görev başında bir kimseyi öldürdüğü takdirde TBMM üye tam sayısının salt çoğunluğu ile (301) soruşturma açılması istenebiliyor. Üye tam sayısının beşte üçünün gizli oyuyla (367) soruşturma açılmasına karar veriliyor. Nihayet TBMM üyelerinin üçte ikisinin gizli oyuyla (400) yüce divana sevk ediliyor. Görüldüğü üzere mecliste çoğunluğa sahip “İktidar Partisi Genel Başkanı (Cumhurbaşkanı)”cezai denetimini bile yaptırtmayacak hale getirilebilir ve bu güvenceler Cumhurbaşkanı’nın görev süresi sona erdikten sonra bile devam ediyor. Sonuç olarak zaten Anayasa yer almayan siyasi denetimin yanı sıra mecliste türlü engeller çıkartarak cezai denetimi bile mümkün kılmıyor.

5) SEÇİLMEMİŞ BAŞKAN YARDIMCISI, BAŞKANLIK YAPABİLİYOR!

TBMM Başkanlığına ait olan Cumhurbaşkanına vekalet yetkisi, Cumhurbaşkanı tarafından atanacak yardımcılarından/danışmanlarından birine verilebiliyor. Bu kişiler Cumhurbaşkanlığı’na vekalet edecekleri süre boyunca Cumhurbaşkanının her türlü yasama ve yürütme yetkilerini bizzat kullanabilecektir. Halkın iradesiyle seçilmeyen yardımcı, Türkiye Cumhuriyeti’ni temsil eden kişi haline getiriliyor.

SONUÇ

Türk Milletinin PKK, IŞİD ve FETÖ ile mücadele ettiği bu dönemlerde Başkanlık sistemi dayatması birbirine sıkıca kenetlenmiş Türk Milletini ayrıştırmaktadır. Türk gençliği olarak , Türk milletini bölen her tavrın karşısında bulunacağız !



Alican Nacak ve Nihat Erden
Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.