Header Ads

Ozan Oktay’ın Ardından


İrfan O. Hatipoğlu

Sevgili Ozan,

Uzun zamandır mektup yazmıyorum, bayramlarda kartta atmaz oldum. Aslına bakarsanız uzun zamandır bana da ne mektup yazan var ne de kart atan… Teknolojiye esir olmuş durumdayız. Duygularımız, yüreğimiz ileri teknoloji ürünleri ile fetih edilmiş/teslim alınmış durumda. Bizleri teslim alan “kahrolası” cep telefonuyla sana ulaşmaya çalıştığında, annenle konuşmuştum. Hastane odasında seruma bağlı olduğunu söylemişti. Yüreğimde bir titreme hissettim. Kısa zaman aralığında ararım deyip yüreğimi hoş etmiştim. Arayamadın… Sosyal medya sayfanda paylaşımlarını gördüğümde Ozan aramıza döndü dedim. Yine sosyal medyada duyduğum haber ise yüreğimi fetret devrine döndürdü.

Sevgili Dostlar,

Bir sabah çalıştığım ofise gelip “abi ben burada çalışacakmışım…” dedin, gözümün ucuyla şöyle bir bakmıştım, “çirkin adam adın ne senin… Sen ne iş yaparsın? Otur” dedim. Otururken yüzünü yansıyan hınzır gülüşün, bana mest etmişti. Seni çok sevmiştim. Bu sevgi karşılığını buldu. Birlikte sevgimizi büyüttük. İnanın, böyle büyüyen bir sevgi görmemiştim, Ozan’la bunu becerebildik. Çünkü Ozan farklı bir insandı. Sakın ha… Bunu öylesini söylediğimi sanmayım. Yaşadığımın kenttin üçte ikisini tanırdım, kalanı da beni tanırlardı. Siyasi mücadelem, örgüt çalışmaları, mesleğim insanları tanımada büyük beceri kazandırmıştı. Derler ya… “insanı yürüyüşünden tanırım”, öyle becerim vardı. Ozan’ı o nedenle farklı yer bırakıyorum.

Ozan gerçekten farklı kimliği kişiliği olan insandı. İnanılmaz derecede zeki, yaratıcı, espritüel, sorun üretmek yerine çözüm üreten bir insandı. Onunla konuştuğunda, bir problemi ilettiğinde rahatlardın. Birlikte olmaktan büyük keyif alırsın, derin konularda sörf yapar, zihnini aydınlık içine sürükleyebilirdin. Çok söze gerek yok; Ozan benim danışmanımdı. Yazılarımın tek okuyucusuydu. Bilişimle ilgili sorunlarımın çözüm ortağıydı.

İnanır mısınız, bu kadar zeki, yetenekli, çalışkan insan çalıştığı kurumda “küçük adamlar” ile mücadele etti. Hiç biri onu anlamadı diyemiyorum, anladıkları için hep kıskandılar. Önünü aşılması zor taşlar dizdiler. Hepsini

bertaraf etmesini bildi. Zorluk çıkaranları kızardım. Bazen Ozan’ı bu uğraşlar canlı kılıyor diye düşünürdüm. Çünkü Ozan mücadele azminden vazgeçmezdi, mücadelesini anlatırken büyük keyif alırdı.

Sevgili Ozan,

Son yaptığınla –sakladığın yönün- kalleş bir adam olduğunu da bana göstermiş oldun. Hadi kalleş bir adam olarak ben, aramakta ayak sürüdüm. Sen niye arayıp “abi ben gidiyorum…” yürekliliğini göstermedin. Ayrılışını sosyal medyadan öğrenmek zorunda bıraktın. Diye bilirdin “abi muhabbetimizi hurilerin arasında, dağlarından yağ, derelerinden bal akan aydınlık bir mekanda sürdürelim.” Deme yürekliliğini gösteremedin. Seni kınıyorum! Yüreğimi fetret yerini çevirip giderek, yangın yerini çevirdin. Alacağın olsun. Sinsi gülüşlü adam…

Sevgili Ozan, seni düşündüğünden çok seviyorum. Nur içinde yat. Seni unutmayacağım.

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.