Header Ads

OHAL’İN YEDİNCİ KEZ UZATILMASININ, AİHM TARAFINDAN TEDBİREN DURDURULMASI İSTEMİYLE STRAZBURG’A GİDEREK AİHM’YE DAVA AÇTILAR


15 Temmuz 2016’dan beri sürdürülen ve 18 Ocak 2018 tarihindeki uzatmayla birlikte 7’nci kez üç aylık döneme giren OHAL, giderek AKP Faşizminin Hukuk kisveli silahı olmuştur.
İlk OHAL ilanından bugüne, dur durak bilmeksizin Türkiye Halkını uyaran ve aydınlatmaya çalışan HKP, 15 Temmuz’un ve OHAL’in, AKP ve Kaçaksaray tarafından Cumhuriyet Hukukunu yıkmak ve faşist bir din devleti kurmak için hem bir dönüşüm, hem bir baskı aracı olduğunu anlatmıştır.
HKP avukatları ilk hukuksal girişim olarak, (Anayasa Mahkemesi’nin 1996 yılındaki OHAL süre uzatımının iptali kararına dayanarak), OHAL’in 2017 Ocak ayında üçüncü süre uzatımını AYM’ye taşımıştı. Ancak altıncı kez uzatılarak yedinci OHAL dönemine girilmesine rağmen AYM henüz bir karar vermedi/veremedi..
Bu arada, OHAL’i “Allah’ın lütfu” görerek siyasi-ekonomik zulüm aracı olarak kullanan AKP’giller; 18 Ocak 2018 tarihinde yedinci kez uzattı.
Partimiz, hiçbir hukuk kuralı ile kendini bağlı görmeyen ve her biri ayrı bir hukuksuzluk-despotluk örneği olan bu OHAL uygulamalarına karşı tepkisini hep koymuştur.
Şimdi de avukatlarımız; geçmiş başvurularımız hakkında karar vermeyen AYM’nin, OHAL konusunda etkisiz bir başvuru yolu olduğu iyice açığa çıkmasından hareketle, 18 Ocak 2018 (dün) tarihli OHAL süre uzatım kararını, bu kez Strazburg’a giderek doğrudan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önüne taşımışlardır.
Konuyla ilgili Strazburg’dan açıklama yapan Parti avukatları Av. Tacettin ÇOLAK ve Av. Doğan ERKAN; “AİHM, bir insan hakları mahkemesi olması iddiasını bugüne kadar karşılayamamıştır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi; OHAL uygulamaları sebebiyle verdiği kararlarda eskisinden de geriye giden kararlara imza atmıştır. 15 Temmuz’dan sonra önüne gelecek onbinlerce dosyayı ötelemek için uydurulan “Komisyon” uygulaması ölü doğmuştur. Hiçbir derde devam olmadığı gibi, yargılama süreçlerini yıllarca uzatma aracı olarak işlev görmektedir. Komisyon sonrası iç hukuk yolu olan Anayasa Mahkemesi’ne başvurmanın da hiçbir etkisi kalmamıştır. Biz, bu başvurumuzla, Türkiye’deki OHAL KHK’ları hakkında etkisiz ve taraflı OHAL Komisyonuna atıf yaparak başvuruları reddeden AİHM’e, bir insan hakları yargılaması yapma şansı sunuyoruz. Venedik Komisyonu raporunda da çokça ifade edildiği üzere, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) hukuku çerçevesinde, sözleşmenin tarafı olan ülkelerde OHAL’i denetlemek, AİHM’in görevidir. Nitekim Lawless davasında ve Brannigan ve McBride davasında AİHM, OHAL ve deregasyon (AİHS’i askıya alma) hallerini denetleyebilmiştir. Mahkemenin, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesini koruyup korumayacağını test etmek bakımından bu başvuruyu- ve başka bir hukuki çare de olmadığından – AİHM’e yapıyoruz. AKP iktidarının OHAL uygulaması, AİHS ve ek protokollerinin neredeyse tamamını ihlal etmiştir. AİHM içtüzüğünün 39. maddesi çerçevesinde mahkemenin OHAL’i tedbiren durdurmasını, yine içtüzüğün 41. maddesi çerçevesinde de başvuruyu öne alarak derhal karar vermesini istiyoruz”dediler.
HKP, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da emekçi halkımızın uğradığı haksızlıklara karşı etkin mücadelesini sürdürmeye devam edecektir.
Hukuku ülkemizi Ortaçağın karanlıklarına götürmenin aracı olarak kullanarak, Halkımıza bu sömürü ve soygun düzenini dayatanlardan mutlaka hesap sorulacaktır. 19.01.2018

HALKIN KURTULUŞ PARTİSİ
GENEL MERKEZİ



Müvekkil Halkın Kurtuluş Partisi, Türkiye siyasetinde hukuk, demokrasi, insan hakları için etkin mücadele eden, 2 kez genel seçimlere, bir kez yerel seçimlere girmiş, ülke yönetimine talip bir siyasi partidir.
Türk Devletince, TBMM’nin 18.01.2018 tarih ve 51 no.lu birleşiminde, 1178 sayılı karar ile Olağanüstü Hal (OHAL) süresinin YEDİNCİ KEZ uzatılmasına karar verilmiştir.
OHAL, gerek Anayasa, gerekse AİHS'e göre sıkı ve zorunlu koşulları olan bir tedbirdir, kısa süreli bir istisna olması gerekir. OHAL'de temel hak ve özgürlükler kısıtlanabilmekte, yasama yetkisi fiilen Cumhurbaşkanı başkanlığındaki Bakanlar Kuruluna devredilmekte, Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) yoluyla yerleşik kanun maddeleri değiştirilmekte, ve OHAL KHK'larına Anayasa Yargısı denetimi kapatılmaktadır. Hukuksal ve Yargısal tüm denetim mekanizmalarının devre dışı kaldığı, Anayasanın ihlal edilebildiği, ceza usul rejiminin keyfileştiği, 30 günlük gözaltı sürelerinin normalleştiği (daha sonra bu süre 14 güne indirilmiştir), savunma haklarının kısıtlandığı, idari soruşturmaların ve cezaların kuralsızlaştığı OHAL uygulamasının, koşulları da olmamasına rağmen ve keyfi olarak uzatılması, AİHS ve Anayasada yasaklanan “Sözleşme’de öngörülmüş olandan daha geniş ölçüde sınırlandırılmama” ilkesinin ve AİHS’in “Olağanüstü hallerde askıya alma” koşulu olan “durumun kesinlikle gerektirdiği ölçü” kriterinin açıkça ihlalidir. Tüm bu hukuk üstü olağanüstü süreç, müvekkil partinin ve tüm toplumun siyasal haklarını da kısıtlamaktadır. Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri, basın açıklamaları vb. faaliyetler yasaklanabilmekte, özellikle Sol siyaseti benimsemiş müvekkil partinin, bu siyasetini kitlelere ulaştırma araçları kullandırılmamaktadır. Tek bir örnek Ankara Valiliği'nin OHAL ilanına dayanarak arka arkaya yürüyüş ve mitingleri yasaklama kararlarıdır. Pek çok idari-mülki kuruluş, OHAL'e dayanarak benzer yasaklar geliştirmektedirler. Bunun dayanağı OHAL ve OHAL'in uzatılmasıdır. Böylece müvekkil partinin seçmenlerine ulaşma hakkı ve bunun sonucunda oluşacak "serbest seçim hakkı", "örgütlenme hakkı", "toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı" ihlal edilmektedir. Böylece kanundaki koşullarına aykırı olarak ilan edilen ve uzatılan OHAL, temel hakların süresiz kısıtlanmasına sebep olan, demokrasi dışı bir kanunsuz ceza rejimi de yaratmış olmaktadır.
Yasal mevzuattaki pek çok önemli değişikliklerin yanı sıra, OHAL KHK’ları ile herhangi bir yargı kararına gerek duyulmaksızın, kamu çalışanlarına, dernek ve vakıflara, medya kuruluşlarına, şirketlere ve belediyelere yönelik, ihraç, kapatma, mal varlıklarına el koyma ve kayyım atama gibi çeşitli ağır tedbirler uygulandı. 18 ayı aşkın bir süredir devam eden ve süresi altı defa uzatılan OHAL süresince 115.516 kamu çalışanı için ömür boyu kamu görevinden ihraç kararı verildi. 24 Aralık 2017 tarihi itibarıyla 117 üniversiteden, 5822 akademisyen ihraç edildi.
OHAL KHK’larıyla alınan tedbirlere karşı yargı yolu kapatılırken, haklarında işlem tesis edilen gerçek ve tüzel kişilerin itiraz edebileceği tek merci olarak, 685 sayılı KHK ile OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu kuruldu. 22 Mayıs 2017’de göreve başlayan komisyona bugüne kadar 102 binin üzerinde başvuru yapıldı. Bugüne kadar çıkarılan KHK’larla 49 özel sağlık kuruluşu, özel öğrenci yurtları ve pansiyonları da dahil olmak üzere 2271 özel öğretim kurum ve kuruluşları, 146 vakıf ve 1427 dernek, 15 vakıf yükseköğretim kuruluşu ve 19 sendika kapatıldı. KHK’lar eliyle kapatılan gazete ve dergiler, yayınevi ve dağıtım kanalları ile özel radyo ve televizyon kuruluşlarının sayısı ise, 24 Aralık 2017 tarihi itibarıyla, kapatılma kararları kaldırılan 26 adedi hariç, toplam 148’e ulaştı. Kapatılan medya ve basın kuruluşlarının 71’i özel radyo ve televizyon, 77’si ise gazete, dergi, yayınevi, dağıtım kanalından oluşmaktaydı.
Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nun Temmuz-Eylül 2017 dönemini kapsayan Üç Aylık Raporuna göre aktif büyüklüğü 47 milyar TL’ye yaklaşan toplam 1022 şirket ve ticari işletmeye kayyım atandı. Bu işletmelerde istihdam edilen çalışan sayısı yaklaşık 49.928 kişiydi (Heinrich Böll Stiftung Türkiye Temsilciliği raporu; İsmet Akça, Süreyya Algül, Hülya Dinçer, Erhan KeleşoğluBarış Alp Özden,“Olağanlaşan OHAL: KHK’ların Yasal Mevzuat Üzerindeki Etkileri”)


OLAĞANÜSTÜ HAL SÜRESİNİN UZATILMASI
15 Temmuz 2016 tarihinde yaşanan kalkışmanın ardından Hükümet, 20 Temmuz 2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 120. Maddesinin verdiği yetkiyi kullanarak 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu’nun 3’üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi2 kapsamında BÜTÜN ÜLKEDE 21 Temmuz 2016 tarihinden başlamak üzere üç ay süre ile Olağanüstü Hal ilan etti. İlk üç aydan sonra OHAL altı (6) kez daha uzatıldı.  Türkiye, sonuncusu ilan edilen ile birlikte 7. OHAL dönemine girdi. Başvuruya konu son OHAL süre uzatımı da dahil 7 OHAL dönemini gösterir tablo ektedir (EK-1:İnsan Hakları Ortak Platformu, Olağanüstü Hal Durum Raporundan alınmış ve son OHAL süre uzatım eklenmiştir.)

OHAL Dönemleri
Bakanlar Kurulu Kararı Tarih/ No
TBMM Genel Kurul Oturumu Tarih/No
1. Üç ay
21.07.2016-18.10.2016
1116 sayı/ 20.07.2016
21.07.2016/117. Birleşim

2. Üç ay
19.10.2016 – 18.01.2017
1130 sayı/ 11.10.2016
11.10.2016/5. Birleşim

3. Üç ay
19.01.2017 – 18.04.2017
1134 sayı/ 3.01.2017
3.01.2017/49 Nolu Birleşim

4. Üç ay
19.04.2017-18.07.2017
1139 sayı/ 18.04.2017
18.04.2017/84 No.lu Birleşim

5. Üç ay
19.07.2017-18.10.2017
1154 sayı/17.07.2017
17.07.2017/112 No.lu
Birleşim

6. Üç ay          17.10.2017-16.01.2018          1165 sayı/16.10.2017      17.10.2017/9 No.lu birleşim

7. Üç ay           18.01.2017- 18.04.2018          1178 sayı/18.01.2018 18.01.2018/51 No.lu birleşim              ………………………….               ……………………………..



AİHM’E GÖRE OHAL VE KOŞULLARI
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 2015 yılında “Olağanüstü Hallerde Yükümlülükleri Askıya Alma başlıklı” bir TEMATİK BİLGİ NOTU yayınlamış, not ekinde pek çok AİHM kararından alıntı ve atıf yapılmıştır. İlgili not şöyledir:
“Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 15. maddesi
(Olağanüstü Hallerde Yükümlülükleri Askıya Alma)
“Taraf Devletlerin hükümetlerine, istisnai koşullarda, Sözleşme kapsamındaki belirli hak ve özgürlükleri koruma yükümlülüklerini geçici, kısıtlı ve denetimli bir şekilde askıya alma imkânı sunmaktadır. Bu hükmün uygulanması, aşağıdaki usul ve esas koşullarına bağlıdır:
- Askıya alma hakkına yalnızca savaş zamanında veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde başvurulabilir;
- Devlet, yalnızca DURUMUN KESİNLİKLE GEREKTİRDİĞİ ÖLÇÜDE, Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir;
- Yükümlülüklere aykırı tedbirler, Devletin uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklerine ters düşmemelidir;
- Sözleşme’de öngörülen belirli haklar, yükümlülüklere aykırı tedbir almaya izin vermez.
Bu bağlamda: Sözleşme’nin 15. maddesi, meşru savaş filleri dışında 2. maddeye, işkence ve insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele veya ceza yasağına, kölelik ve zorla çalıştırma yasağına ve “kanunsuz ceza olmaz” kuralına aykırı tedbirlerin alınmasına izin vermez; benzer şekilde, Sözleşme’nin 6 No’lu Protokolü’nün 1. maddesine (barış zamanında ölüm cezasının kaldırılması), Sözleşme’nin 13 No’lu Protokolü’nün 1. maddesine (ölümcezasının kaldırılması) ve Sözleşme’nin 7 No’lu Protokolü’nün 4. Maddesine (aynı suçtan iki kez yargılanmama ve cezalandırılmama hakkı) aykırı tedbirler alınamaz.”
Dolayısıyla;

i-                   Yaşam Hakkına aykırı tedbir OHAL’de de alınamaz.
ii-                 İşkence Yasağına aykırı tedbir OHAL’de de alınamaz.
iii-               Kölelik ve Zorla Çalıştırma Yasağı’na aykırı tedbir OHAL’de de alınamaz.
iv-               Kanunsuz Ceza Olmaz ilkesi ve geçmişe yürümezlik kuralı OHAL’de de ihlal edilemez.
v-                  İhdas edilen AİHS genel ilke ve haklarına aykırı düzenlemeler, ve her türlü yönetsel işlem, karar ve eylem TEDBİR niteliğinde olmalıdır. Kalıcı olamaz.

Diğer yandan, her ne kadar AİHS tarafından “askıya alınamazlık” içerisinde değerlendirilmese de Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi “Adil Yargılama Hakkı”nın temel ilkelerinin de sınırlanamaz mahiyette olması gerektiğini takdir etmiştir. (CCPR, Genel Yorum no. 29, Olağanüstü Haller (madde 4), CCPR/C/21/Rev.1/Add.11 (2001), paragraf 10 ve sonraki paragraflar). Adil Yargılanma Hakkı’nın temel ilkelerinin kısıtlanamaz olduğuna ilişkin Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi’nin bu karar ve yorumuna daha sonra “Avrupa Hukuk Yoluyla Demokrasi Komisyonu” (Venedik Komisyonu) da 9-10 Aralık 2016 tarihli Türkiye OHAL raporunda atıf yaparak katılmıştır.
Burada da AİHM’in, OHAL’de temel bir hakkın askıya alınmasını Durumun Kesinlikle Gerektirdiği Ölçü kavramıyla, katı ve kesin bir ölçüte bağladığını görmekteyiz. Bahsedilen “kesin gereklilik” ölçütünü ihlal eden bir kısıtlamanın, AİHM’den ihlal yaptırımı ile karşılanması gerekir.
AİHS’in kabul ettiği Olağanüstü Hal durumunda alınan tedbirlerin hukukiliği konusunda verdiği bir karar şöyledir:
“Mahkeme, diğer hususların yanı sıra, her bir Taraf Devletin, “ulusunun varlığı” konusundaki sorumluluğu dâhilinde, ulusun varlığının “genel bir tehlike” ile tehdit edilip edilmediğini tespit etmesi ve eğer öyleyse söz konusu tehlikenin üstesinden gelebilmek için alınması gereken tedbirlerin derecesini belirlemesi gerektiğine vurgu yapmıştır. İlgili zamanın acil ihtiyacından doğrudan ve sürekli haberdar olmaları nedeniyle ulusal makamlar, genel bir tehlikenin varlığı ve bu tehlikeyi ortadan kaldırmak için alınması gereken aykırı tedbirlerin mahiyeti ve kapsamı konularında karar verme hususunda uluslararası yargıçtan daha donanımlıdırlar…, bu bağlamda ulusal makamlara geniş bir takdir payı bırakılmalıdır.
“Bununla birlikte, Devletlerin yetkisi de sınırsız değildir. Mahkeme, Devletlerin, durumun “kesinlikle gerektirdiği ölçünün” dışına çıkıp çıkmadıklarına karar vermelidir. Bu denetimi gerçekleştirirken Mahkeme, yükümlülükleri askıya alan tedbirlerin etkilediği hakların mahiyeti ve olağanüstü hale neden olan ve süresini belirleyen koşullar gibi faktörlere gerekli önemi vermek zorunda kalmıştır.” (Aksoy/Türkiye kararı)

Dolayısıyla AİHM, OHAL’de kısıtlanabilecek hakların da, koşulsuz ve ölçüsüz kısıtlanmasını kabul etmemekte, ölçülülük, sürekli olmama vb. koşulları bakımından hakkın ihlalini denetleyebilmektedir.
Nitekim AİHS md. 17’de düzenlenen “Sözleşme’de öngörülmüş olandan daha geniş ölçüde sınırlandırılmama” ilkesi tam olarak bu ve benzeri durumlara sınır koymaktadır.
Başvurumuza konu OHAL’in uzatılması kararı ise, OHAL’i koşulsuzlaştırmakta, keyfileştirmekte ve SÜREKLİLEŞTİRMEKTEDİR. Diğer bir deyişle, Olağanüstü hal OLAĞANLAŞMAKTADIR.



OLAĞANÜSTÜ HAL KARARNAMELERİNİN MECLİS DENETİMİ
Olağanüstü Halin ilan edildiği 20 Temmuz 2016 tarihinden bu yana 30 adet Kanun Hükmünde Kararname yayınlandı. Bu kararnamelerin sadece 5’i TBMM Genel Kurulunda görüşülerek kanunlaştırıldı. Komisyonlarda görüşülmeden TBMM Genel Kuruluna gönderilen 25 Kanun Hükmünde Kararname henüz görüşülmedi. Tüm bu KHK’ları, çıkarıldıkları tarihleri ve TBMM’de görüşülme durumlarını gösterir TABLO ektedir (EK-2: Tablo, İnsan Hakları Ortak Platformu, Olağanüstü Hal Durum Raporundan alınmış ve sonraki KHK’lar eklenmiştir).
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 121. Maddesi 3. Fıkrası şöyledir:
“Olağanüstü hal süresince, Cumhurbaşkanının başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu, olağanüstü halin gerekli kıldığı konularda, kanun hükmünde kararnameler çıkarabilir. Bu kararnameler, Resmî Gazetede yayımlanır ve aynı gün Türkiye Büyük Millet Meclisinin onayına sunulur; bunların Meclisce onaylanmasına ilişkin süre ve usul, İçtüzükte belirlenir.”
Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 128. Maddesi ise şöyledir: “Anayasanın 121 ve 122 nci maddeleri gereğince çıkarılan ve Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulan kanun hükmünde kararnameler, Anayasanın ve İçtüzüğün kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesi için koyduğu kurallara göre ancak, komisyonlarda ve Genel Kurulda diğer kanun hükmünde kararnamelerle, kanun tasarı ve tekliflerinden önce, ivedilikle en geç otuz gün içinde görüşülür ve karara bağlanır.
Komisyonlarda en geç yirmi gün içinde görüşmeleri tamamlanmayan kanun hükmünde kararnameler Meclis Başkanlığınca doğrudan doğruya Genel Kurul gündemine alınır.”

Ek-2’deki tablodan görüleceği üzere, HİÇBİR KHK’DA BU SÜRE KURALINA UYULMAMIŞTIR. DAHASI, 5 KHK DIŞINDAKİ 25 KHK, BU SÜRELER KİMİSİNDE BİR YILI GEÇMESİNE RAĞMEN MECLİSTE HALEN GÖRÜŞÜLMEMİŞTİR. Açık bir Anayasa ihlaliyle KHK’lar Meclis Denetiminden kaçırılmaktadır.

            Bunun bir diğer önemli sonucu şudur: Yasamadan geçmeyen KHK, Anayasa Mahkemesince de denetlenmemektedir. Nitekim Türk Anayasa Mahkemesi bu yönde (OHAL KHK’sını denetlememe yönünde) karar vermiştir. (Anayasa mahkemesinin kararı bir sonraki başlıkta aktarılmaktadır). Böylece KHK’lar, Anayasa Mahkemesi’nin denetiminden de kaçırılmaktadır.

            Bu duruma, henüz 2016 Aralık ayında Türkiye OHAL’i hakkında rapor hazırlayan Venedik Komisyonu (Avrupa Hukuk Yoluyla Demokrasi Komisyonu) raporunda şöyle ifade edilmişti:
     “Venedik Komisyonu, bu durumun Anayasa ve İçtüzükle açıkça uyumsuz olduğu inancını taşımaktadır. Anayasada geçen “derhal” ibaresi, sadece olağanüstü halin ilanının onaylanması konusunda kullanılmasına rağmen Anayasa ve İçtüzük, olağanüstü hal kanun hükmünde kararnamelerinin incelenmesini de açıkça ivedilik gerektiren bir husus olarak görmektedir.
“Olağanüstü hal tahmilinin “yürütme yetkisi için süre” olduğuna dair ortak kanıya rağmen çağdaş anayasacılık, bu süreçteki düzenlemelerin Meclisin rolünü teminat altına almasını öngörmektedir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, olağanüstü hal kanun hükmünde kararnamelerini, Türkiye Büyük Millet Meclisinin geriye dönük (ex post) denetimi altına sokmaktadır. Böyle bir denetim etkin olmalıdır; olağanüstü hal kanun hükmünde kararnamelerinin çıkarılmasıyla bunların Meclis tarafından incelenmesi arasındaki uzun gecikme, söz konusu tedbirlerin, meclis denetimi olmaksızın, o süreç içinde tek taraflı olarak uygulandığı anlamına gelir. Ayrıca bahsi geçen durumda olağanüstü hal kanun hükmünde kararnamelerinin zamanında denetlenemiyor olması çok daha tartışmalı bir durumdur çünkü inceleme kapsamındaki süre esnasında kanun hükmünde kararnamelerle ilgili yargı denetimi gerçekleşmemiştir ve Anayasa Mahkemesi de, olağanüstü hal kanun hükmünde kararnamelerini, sadece bir defa yasalarca onaylandıktan sonra soyut (in abstracto) olarak görebilmektedir.” (Venedik Komisyonu, Türkiye 15 Temmuz 2016 Başarısız Darbe Girişimi Sonrasında Çıkarılan 667 ila 676 Sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnameleri Hakkında Görüş, s.13).
Meclis kontrolü söz konusu olduğunda Venedik Komisyonunun da yukarıda gözlemlediği üzere iki ayı aşkın bir süre boyunca Meclis,belirli kanun hükmünde kararnameler üzerindeki denetim hakkını kullanmamıştır. Meclis, Ekim 2016’da görevine yeniden başladıktan sonra bile olağanüstü hal kanun hükmünde kararnamelerinin gözden geçirilmesiyle ilgili 30 günlük süreye tam olarak uymamıştır.” (a.g.y., s.40).
Komisyonun o tarihte dikkat çektiği 2 aylık gecikme, bazı KHK’lar açısından bir yılı aşkın gecikme haline tekabül etmektedir artık.

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.