Demek ki neymiş?
Bağırıp çağırmaktansa İsrail’e bir jest yapmak, daha büyük ses getiriyormuş. Özür dile, özür dile diye gırtlağına sarılacağına, nezaketinle onu mahçup bırak, daha iyi.
***
Aynı şeyi iç politika için söyleyebiliriz.
Kılıçdaroğlu, mizacını aşan bir sertlik sergiliyor... Laf atarken, diline hakim olamıyor.
Bakar mısınız?
- Büyük götürüyorlar.
- Yolmaya devam.
Son cevheri de şu:
- Gitsin, İsviçre Bankalarından temiz kağıdı getirsin.
Öyle yapacağına, Wiki salvolarını beraberce göğüsleseydi, daha etkili olurdu... Ortalık yatışınca da yine muhalefet yapmaya pekalâ devam ederdi.
Havuzlu villa’yla başlayan, kalpazan’la devam eden bu üslup Morison Süleyman kadar eskidir. Halbuki Kılıçdaroğlu yenilik için geldi.
***
Kim nasıl isterse öyle konuşsun. Benimkisi sadece bir hatırlatma.
Hani vardı ya, Koskatos mu, Koskotas mı, adını bir türlü beceremediğim meşhur yolsuzluk dosyası... Hani komşu ülkeyi birbirine katmıştı ya...
Özal Devri Koskotas’tan daha büyük yolsuzluklarla anıldı... Yolsuzlukları araştırmak için özel bir Bakanlık bile kuruldu.
Sonra ne oldu?
O Bakan, Özal’ın partisine geçti.
Yani demek istiyorum ki, ispatı gayrimümkün şeyleri, boşuna bağırıp çağırmayın. Silah ters tepiyor. Doğru olan bilgiler de arada kaynayıp gidiyor. Yazık değil mi?
Rauf TAMER
Posta