İleri demokrasinin çağdaş (!) silahı: Biber gazı
Hiç acımaları yok. İleri Demokrasi, dediler, açılım falan dediler ama ne hukuk kaldı ortada, ne demokrasi anlayışı. Polis yürüyüş yapanların üstüne Allah ne verdiyse saldırıyor. Kim olursa olsun; öğretmen olsa da vuruyor, öğrenci olsa da. Merhamet yok! İleri Demokrasi yeni bir silahı keşfetti ya, şimdi bu silah moda: Biber gazı!
Polis sıkışınca basıyor düğmeye; “FIISS” sesiyle çevredekilerin gözleri yanıyor. Emir demiri keser, derler. Aynen öyle. (Eskiden askerlik için söylenirdi bu söz.) Vur Allah vur, yakalayabildiğin yere kadar kovala. Yetiştiğin yerde salla copu, sopayı, tekmeyi. Daha kolayını mı istiyorsun, bas gazın düğmesine: “FIISS!”
Bolca sık ki, gözleri çabucak görmez hale getirsin. Aslında yeni bir uygulama daha geliştirildi. Ankara’ya gelip eğitim garabetini protesto etmek isteyenleri illerinde önlediler.
Çarşamba günü iyi ki Ankara’da değildiniz. Kamu Emekçileri Sendikası, Türk eğitim sistemini ters yüz eden, ulusal eğitimin yerine kulluk eğitimi getirmek isteyen yasayı protesto etmek için eylem yapmak istedi. Karşılarına 12 Eylül yasakları gibi polis barikatları dikildi:
“Dur! Buradan ileri yürüyemezsiniz. Gösteri yasak!”
Metin Akpınar ve Zeki Alasya’nın 12 Eylül’de oynadıkları “Yasaklar” oyunu gibi!
“Neden yasak amir bey?”
“Valilik yasakladı, bugünkü eylemi sakıncalı ve tehlikeli buldu.”
Yan tarafta durumu izleyen emekli bir bürokrata, “Üstadım, Ankara Valisi Alaattin Yüksel değil mi?” diye sordum. “Evet, O!” dedi. Kaldırımda nöbet tutan iki polis memuru yan gözle bizi dinliyorlardı. Birini tanıdım. Kibar ve güler yüzlü bir memurdu:
“İsmet bey -dedi- lafı nereye getireceğinizi tahmin ediyorum, ama lütfen bizden biraz ötede söyleyin. Şimdi diyeceksiniz ki, biz valiyi böyle tanımazdık, falan değil mi?”
İçimi okumuştu sanki. Ben de güldüm. Emekli dostum koluma girip adeta çeke çeke götürürken, “Memur bey cin gibi, şimdi sen, bu valiyi Balıkesir ve Antalya’dan tanırım. Devletin valisiydi, yasakçı değil Atatürkçü idi, diyeceksin” demez mi? Vallahi içimden geçen de tıpkı buydu. Demek ki, zamanla valimiz de değişime ve dönüşüme uğramıştı (!)
İki yıl sonra meslekte yarım yüzyıla gireceğim. Çocuk yaşlarımdan itibaren toplumsal gelişmelerin ya içinde oldum ya da yakından izledim. Üniversite yıllarımızda toplum polisine beyaz kaskları yüzünden “Fruko” derdik. Copları tahtaydı. Lastik coplar daha sonra icat oldu. Tahta coplar yaralasa da beyin kanaması falan yapmazdı. Ama çürütürdü. Son dönemde şu biber gazı denilen lanetli silah icat oldu. Ne mertlik kaldı, ne polislik!
AKP dönemindeki acımasızlık, bizim gençliğimize falan benzemiyor. 12 Eylül’deki sıkıntı ve baskılar yaşanıyor. Polis kimseye acımıyor. Çakıyor copu, sıkıyor gazı!
Yürüyen eğitimcilerin ne istediğini öğrenmek istemiyorlar, asılıyorlar gaza. Oysa bu yürüyenler polislerin çocuklarının da geleceğini aydınlatmak için eylem yapıyor.
Öğretmenler de umurlarında değil öğrenciler de. İşçiler yürürken de şefkatleri yok, memurlar yürürken de. Fark etmiyor. Onlar da devlet memuru! Ama “emir demiri” kesiyor. Alandaki CHP milletvekilleri çırpınıyordu ama nafile. İçişleri Bakanı kayıptı!
Bu manzaraları geride bırakıp, Nahit Duru ile Haymana’ya hareket ettik. Yakın arkadaşımız olan CHP eski Genel Başkan Yardımcılarından Eşref Erdem’in ağabeyi vefat etmişti. Başsağlığı için evine gittiğimizde bizden önce gelenlerin tüm odaları doldurduğunu gördük. Bizden önceki saatlerde CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu da buraya kadar gelip hoş bir vefa örneği ile aileye başsağlığı dilemiş. Biz gittiğimizde eski İçişleri ve Kültür Bakanları Hasan Fehmi Güneş ile Abdülkadir Ateş oradaydılar. Başsağlığı dileyip Ankara’ya döndük.
Polisler hâlâ eylemcilere geçiş izni vermiyordu: ”Buradan geçmek yasak!”
İsmet Solak
Yurt
