Cumhurbaşkanı’nın sorumluluğu
Parlamenter demokratik rejim dengeler üzerine kurulmuştur.
Bu dengeler bozulursa rejimin işlemesi de aksar.
Demokratik rejimin uyum içinde sağlıklı bir şekilde işlemesi için yasama, yürütme ve yargı erklerinin tam bir bağımsızlıkla işlemesi gerekir.
Burada en etkin erk olan yürütme, anayasayı, yasaları ve demokratik kuralları zorlayarak yasama ve yargıya egemen olursa rejim sıkıntıya girer.
Bugün Türkiye’de yasama ve yargı yürütmenin güdümündedir.
İktidar partisi anayasa ve yasalarlda değişiklikler yaparak bugünkü durumu yaratmıştır.
Bu antidemokratik değişimi muhalefet güçlü olmadığı için engelleyememiştir.
Yürütme meclisteki çoğunluğu ile anayasa ve yasalardaki değişiklikleri yapmış, yargıyı kendisine bağlamıştır.
Buna, çeşitli yollarla sindirilen toplum dinamikleri de karşı koyamamışlardır.
O nedenle demokraside ciddi bir olumsuzluk yaşanmaktadır.
Yargının bağımlı hale getirilmesi ise hukuk devletinin işlememesine, ülkede adaletin adil bir şekilde dağıtılamamasına neden olmuştur.
Bundan iktidar partisi ile yandaşları hiç şikayetçi değildir.
Medya bu çarpık gelişmeleri iktidarın baskıları nedeniyle yansıtamamıştır. İktidarın yarattığı yandaş medya ise sadık bir görev! yüklenme anlayışıyla bu antidemokratik gelişime destek vermiştir.
Sonuçta gelinen noktada düşünce ve ifade özgürlüğü işlemez hale gelmiş, bireysel özgürlükler kısıtlanmış, insanlar konuşmaktan, kurumlar ise görüş açıklamaktan korkar olmuşlardır.
İşte bu noktaya gelen demokratik parlamenter rejimlerde fren görevi yapan çok önimli bir kurum vardır. O da Cumhurbaşkanlığıdır.
Onun için anayasada cumhurbaşkanına partilerüstü bir konum verilmiştir.
Cumhurbaşkanı seçiminde meclisin nitelikli çoğunluğunun aranması koşulunun nedeni de bu partilerüstü konumu sağlayabilme içindir.
Abdullah Gül’ün seçimi için gerekli olan nitelikli çoğunluk MHP’nin oylama oturumuna girmesiyle sağlanmıştır.
Cumhurbaşkanı Gül de bu sayede seçilmiştir.
O günlerin kargaşası ve heyecanı içinde bu nitelikli çoğunluk koşulu iktidar tarafından rejimin önünü tıkamak olarak halka sunulmuştur.
MHP bunun etkisinden çekinerek meclise girmiş ve nitelikli çoğunluk sayısını tamamlamıştır.
Şimdi bugün geldiğimiz noktada sağlıklı bir değerlendirme yapılırsa Gül yerine bütün partilerin onay vereceği, partilerüstü ilkesini benimseyen bir kişi cumhurbaşkanlığına seçilseydi rejim bugün böyle bir sıkıntıyla karşı karşıya kalmayabilirdi.
Örneğin bir karşı devrim yasası olan 4+4+4 meclisten geçse bile cumhurbaşkanından geçmezdi.
Şimdi ne oldu?
Cumhurbaşkanı 4+4+4 yasasını inceletmek gereği bile duymadan tıpkı laik demokratik rejime karşı olan pek çok yasa gibi imzaladı.
Bu yasa laik demokratik rejime karşı olduğu kadar çağdaş eğitime de aykırıdır.
Bilgi çağını yaşayan ve bu çağa göre nesiller yetiştiren uygar ülkelerdeki eğitimin ilerlediği yönün tam aksi yönde bir yola sakacaktır eğitimimizi.
Çağdaş eğitimin içine dini eğitimi sokan anlayışın yönettiği Türkiye’de yetişen nesillerin bilgi çağını yaşayan ülkelerin nesilleriyle yarışması da artık olanaksızdır.
Üzücü olan aradaki bilgi ve donanım farkının açılmasının daha da hızlı olacağıdır.
Tufan Türenç
