Satılan Vatandır
Önceki günün en önemli haberlerinden biri, milli bir ilaç firmamızın satışı idi.
28 Şubat gözaltıları, iktidar ile muhalefetin ağız dalaşı, cami tartışmaları arasında kayboldu gitti. Pek çok kimse de olaya, fazla önemsemediği ekonomi sayfası haberi gözü ile baktı.
Oysa satılan vatandı…
Cumhuriyetle yaşıt, yani kuruluş tarihi 1923 olan en eski ilaç fabrikamız, yabancıların eline geçmişti.
Mustafa Nevzat İlaç Fabrikası Amerikan ilaç devi Amgen’e satıldı.
Son yıllarda pek çok milli ilaç fabrikamızın yabancıların eline geçtiği gibi…
Türkiye gibi, koruyucu sağlık hizmetinin olmadığı, insanların hastalıklarını ancak ileri safhalarda fark ettiği, ilaç tüketiminin kışkırtıldığı bir ülke, yabancı ilaç devleri açısından iştah açıcı idi.
Sadece son beş yıl içinde Türkiye ilaç pazarındaki artış yüzde 55 civarında idi.
2006 yılında 9.9 Milyar TL olan ilaç harcamaları, 2011 sonu itibarıyla 15.2 Milyar TL’ye çıkmıştı.
Dünyanın en gelişmiş ülkesi sayılan ABD’de ulusal gelirin yüzde 1.5’u ilaç harcamalarına giderken, Türkiye’de bu rakam, yüzde 1.87. Aynı oran Fransa’da yüzde 1.15, Almanya ve Meksika’da 0.95, İtalya’da 0.80, İngiltere’de 0.70.
Bu rakamların anlamı bu ülkelerde doyuma ulaşan ilaç pazarı yerine, ilaç devlerinin yeni pazarları ele geçirmesidir.
AKP döneminde ülkemizin en büyük 20 ilaç şirketinden 16 tanesi yabancıların eline geçti. Ülke olarak iflasını açıklayan İzlanda bile Türkiye’de ilaç firması satın aldı.
Eczacıbaşı, İbrahim Ethem, İltaş, Fako gibi firmalar artık bize ait değil.
İlhan Selçuk’un 2 ciltlik belgesel romanı “Yüzbaşı Selahattin’in Romanı”nı bilmeyeniniz yoktur. Roman kahramanı Yüzbaşı Selahattin’in torunlarının şirketi Yurtoğlu İlaç, hastane koridorlarında eliyle “susunuz” işareti yapan hemşire fotoğrafı ile hepimizin hafızalarına kazınmıştır. Yurtoğlu İlaç Fabrikasının sahipleri tıpkı dedelerinin yurt savunmasında yaptığı gibi büyük bir mücadeleyi ilaç sektörünün yabancıların eline geçmesine karşı yapmışlardır.
Ulusal ilaç endüstrimiz elden çıkarken ülkede yeni iş alanları açılmıyor. İstihdam yaratılmıyor. Yatırımı, arsaları, yetişmiş elemanları, lisansları, laboratuarları ve en önemlisi pazarı ile birlikte bir organizasyonun kârları dışa akmaya başlıyor.
Son yıllarda “Sağlık reformu” adı altında yürütülen politikalarla boğulan ilaç sektörümüzde yerli yatırımcılar adeta bıktırılarak ellerindeki şirketleri hızla elden çıkarmaya başladı.
Ucuz ve kâr getirmeyen ilaçlar yerli yatırımcıya kalırken, pahalı ve sürümü çok olan ilaçlar yabancıların denetimine geçti.
Bugün satış fiyatı 3,5 TL ile 6,5 TL arasında olan ilaçlar kutu satış adedinin yüzde 65’ini oluştururken, değer olarak çok daha az bir oranı oluşturuyor. Üstelik bu ürünler yerli üreticilerce üretiliyor
Yabancı firmalar ise daha az üreterek çok daha fazla pazar payına sahip olabiliyor.
Bu ilaç politikaları ile sektörün bütünüyle yabancıların eline geçmesi kaçınılmaz olacaktır. İşte o zaman ilaç fiyatlarının denetimi Sağlık Bakanlığınca yapılabilecek midir?
Herhangi bir savaş ya da kriz durumunda nasıl bir politika izlenecektir.?
TEKEL’in satışı sırasında “TEKEL Vatandır Satılamaz” sloganı ile aylarca direnen TEKEL işçilerinin çığlıklarını duymayanların gerekçeleri, TEKEL ürünlerinin sağlığa zararlı olduğu idi.
İlaç gibi sağlığımızla doğrudan ilgili bir konuda hangi gerekçeyi uyduracaklarını merak ediyoruz.
Vatanın satışını umursamayanlar, sağlıklarının satışına da ses çıkarmayacak kadar bencil mi?
Lütfü Kırayoğlu
Atatürkçü Düşünce Derneği
