Din sömürüsü operada!



ÜLKEMİZDE inanılmaz bir dönem yaşıyoruz. Din ticareti ve din sömürüsü tepe noktada. Dün gazeteci arkadaşım Nuray Babacan’ın haberinden öğrendik ki, hükümet bu konuda yeni uygulamalar getiriyor.

Hazırlanan yapı ve denetim yasa tasarısı uyarınca, 21. yüzyıl Türkiye’sinde şu gelişmeler yaşanacak:

Alışveriş merkezi, çarşı, pasaj, müze, kütüphane, hastane, öğrenci yurdu, okul, tren istasyonu, metro istasyonu, gazino, tiyatro ve opera gibi yerlerde Diyanet’in görüşü alınarak kreş, oyun yeri ve mescit açılacak.

Oyun yeri ve kreş burada tamamen göstermelik. Amaç her yere mescit açmak. Mescit için yer uygun değilse, ibadet odaları açılacak.

Sağ gösterip sol vuruyorlar, din ticaretini ve din sömürüsünü giderek artırıyorlar.

Mescidin hele tiyatroda, operada, gazinoda ne işi var?

Oyun izleyen biri arada kalkıp namaza mı duracak? Gazinoda eğlenen orada duaya mı gidecek?

Aynı tezgâhı şimdi özellikle ilköğretim okullarında sergiliyorlar. Ülkenin dört bir yanındaki oturmuş, kaç yıllık başarılı okullarını imam hatip okulu yapıyorlar.

Eldekiler yetmedi, Türkiye’de herhalde imam hatip eksiği var!

Bir başka tezgâh, İstanbul’un incisi Çamlıca Tepesi… Şimdi oraya bile cami yapmaya soyundular. Din sömürüsü başlayınca bitmiyor.

Bu tasarının ilginç bir boyutu daha var. Yine ülkemizin dört bir yanındaki askeri alanlarla ilgili…

Gerek görüldüğü takdirde (Tayyip’in elindeki Milli Savunma Bakanlığı’nın olumlu görüşü alınarak) askeri yasak bölgeler, güvenlik bölgeleri ve TSK’ya ait harekât ve savunma amaçlı arazi ve binalar, belediyelere devredilecek. Elbette AKP’li belediyelere!

Sonra buralara alışveriş merkezleri, rezidanslar, iş merkezleri, iktidar mensupları için görkemli lojmanlar yapılacak, elde edilecek büyük rantı birileri paylaşacak.

Tasarı henüz Meclis’e sevk edilmedi.

Sevk işlemi yapılınca ötesini Genelkurmay paşaları düşünür!

Okuyucu diyor ki…

SEVGİLİ okuyucularım, ben sizlerle iç içe yaşayan bir gazeteciyim. Sizlerden her gün çok sayıda mesaj alırım, hepsini dikkatle okurum. Ama ne yazık ki bir eksiğim vardır, bunlara tek tek yanıt vermem mümkün olmaz. Buna zamanım yetmez.

Bana gönderdiğiniz mesajlarda çok ilginç olaylara, yakınmalara yer verirsiniz. Bazen benim aklıma gelmeyen, ya da bilmediğim konulara değinirsiniz.

Bunları burada sık sık yayınlarım. İsterim ki herkes görsün, okusun.

Bugün de sizlerden gelen iki ayrı mesajı yine sizlere ileteceğim.

Biliyorsunuz, adına Türk Hava Yolları (THY) denilen kuruluş, AKP ‘nin arka bahçesi olarak, siyasetin tam göbeğinde görev yapıyor. Siyasete öylesine bulaşmış ki, Sözcü gazetesini uçak yolcularına vermiyor, veremiyor!

Her gün binlerce yandaş gazeteyi satın alıp uçak yolcularına veren bu kuruluş, iş Sözcü‘ye geldiği zaman tıkanıp kalıyor! Okuyucum Tolga Batmaz, geçtiğimiz mart ayında bu yönetime mesaj atıp sormuş:

“THY, yolculara niçin Sözcü gazetesi vermemektedir?”

THY bir buçuk ay sonra yanıt verme zahmetine katlanmış:

“Amacımız hizmetin her kademesinde siz değerli yolcularımıza daima en iyi hizmeti verebilmektir… Mesajınıza konu teşkil eden hususa ilişkin olarak, uçaklarımıza yüklenen ve VIP salonlarında bulunan gazetelerin, stantlarımızdan elde edilen istatistikler doğrultusunda yolcu taleplerine göre alınmakta olduğunu belirtir, bu konudaki önerinizin değerlendirmeye alındığını iletiriz.”

Herhalde gırgır geçiyorlar! Nitekim okuyucum da bu yanıtı bana iletirken şöyle demiş:

“Bana verdikleri komik cevap işte bu!..”

Ve THY yönetimine bir mesaj daha atmış:

“Türkiye Cumhuriyetine ve Atatürk ilkelerine açıkça savaş açmış gazeteler, istatistikler sonucu (!) stantlarınızda yer alırken, yine o söz ettiğiniz istatistikler (!) sonucunda Sözcü gazetesi o potaya giremiyorsa, ülkede durum demek ki tahmin ettiğimden de vahim bir duruma ulaşmış.

Tiraj sıralamasında ilk dörtte olan Sözcü nasıl oluyor da stantlarınızdan elde edilen istatistikler (!) doğrultusunda bu kapsama giremiyor? Sizce de ilginç değil mi? Bence o istatistiği yapan ekibi ve istatistik sonuçlarını bir kez daha gözden geçirin!”

Şu ulusal kurumun (!) siyasete nasıl battığını, nasıl gömüldüğünü görüyorsunuz. Muhalif bir gazeteye, Türkiye’nin dördüncü büyük gazetesine ambargo uyguluyor.

Dünyada bunu yapan başka bir havayolu şirketi acaba var mıdır?

Ne bileyim, aynı ilkel uygulama belki İran, Pakistan, Afganistan, Suudi Arabistan gibi ülkelerin havayolları şirketlerinde yapılmaktadır.

Bizim THY isimli kuruluşa da bu ilkellik yakışıyor.

Bir Batman mektubu

AÇIK söyleyeyim, Güneydoğu bölgesinden çok az mesaj alırım. Orası sanki Türkiye’nin bir parçası değildir, oralarda yaşayan insanların sorunu hiç yoktur! Neden böyle olduğunu bilemem.

İnsanlar yazmaya korkar mı, evlerine beleş bırakılan Zaman gibi gazeteler dışında hiçbir şeye bakmazlar mı, ya da yazma tembeli midirler, bilemem.

Şimdi size Batman’dan aldığım bir mesajı iletiyorum:

“İsmim Hüseyin Erim. Batman’ın Kayapınar beldesinde yaşıyorum. Beldemizde yaklaşık dört bin kişi yaşıyor. Lisemiz bile var. Belediyemiz AKP’nin elinde. Mardin il sınırındayız. 34 köyümüz var. Batman’a 80 kilometre, bağlı olduğumuz Gerçüş ilçesine 35 kilometreyiz.

Beldemizde 20 yataklı bir devlet hastanesi var. Burada daha önce üç doktor ve beş hemşire görev yapardı.

Şimdi hiç kimse yok. Sabah dokuz dolaylarında bir doktor gelip saat 14’te Gercüş’e gidiyor. Hastanede bir tek hademe var. (Binanın resimlerini de göndermiş.)

Bir ambulans verdiler, şoförünün mesai saati saat 17’de bittiği için o saatten sonra yok. Onun da hasta götürmesi için Batman’dan izin alması gerekiyor. Bu saatten sonra hasta olursa Batman’ı arıyoruz, onlar Gercüş’ü arıyor, oradan ambulans geliyor. Eğer gelirse.

Dört bin nüfusun canı Allah’a emanet.

Bu konuda çok başvuru yaptık ama dinleyen yok.

Bunları yazın ki, yapılan propagandaların yalan olduğu belgelensin. 20 yıl yurtdışında yaşadım, böyle rezalet görmedim.”

Bunları söyleyen vatandaş Hüseyin Erim‘i üç kez arayıp telefonla konuştum. Böyle rezalet görmedim dediğine göre, yurtdışında herhalde Almanya, Fransa gibi uygar Avrupa ülkelerinde yaşamıştı.

Suudi Arabistan’da yaşamış.

“Orada müteahhitlik yaptım, para kazandım, vatanıma geldim ama karşıma bunlar çıktı” dedi.

Bir yakınması daha vardı: “Bizim beldede İşkur aracılığı ile 45 kişiye iş verdiler. Bunların tamamı AKP militanı… Kendilerinden olmayan bir kişi bile işe alınmadı.”

Sonra ekledi: “Emin Bey, buralardaki rezalet, vurgun, torpil, Türkiye’nin hiçbir yerinde yok.”

Anlattığı olaylar korkunçtu ama belgelemek gerekiyordu. Belgelerse yazacağımı söyledim.

Doğu ve Güneydoğu halkı yazmaya bir alışsa, neler çıkacak neler.


Emin Çölaşan
Sözcü

Yorum Gönder

0Yorumlar
Yorum Gönder (0)