Gazete sahibi 4 kişiydiler. Çok güçlüydüler. Gündem değiştirir.Gündem yaratırlardı.
İçlerinde yazarlar da var.
Genel yayın müdürleri
Ankara temsilcileri.
Bunlar da 10 kişiydiler.
Çok ünlüler.
Çok zenginleştiler.
En birikimsiz olanının denizde teknesi, Boğaz’da saray yavrusu yalısı, Londra bankasında parası, tenis hocası.
İçlerinde işçi temsilcileri.
Sendika ağaları.
Konfedereyon başkanları.
Onlar da hep büyüklendiler.
Toplum lideri sayıldılar.
İçlerinde tüccar, sanayici işadamlarını ve onların şirketlerini temsil eden örgütlerin başkanı patronlar da var.
Hep el üstündeydiler.
Xxx
Güçlü gazete patronlarını, gündem belirleyen ünlü yazar ve televizyoncuları, sendika ağalarını, devlet protokolünde öne çıkmış sanayici ve tüccar temsilcilerini Meclis’te kurulan “Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu” bir araya getirdi.
İçlerinden bir adam çıktı.
Sadece bir adam.
Hata yapmadım dedi.
Bugün yine yaparım.
Diğerleri: “Meclis’in Komisyon Toplantısını” affedersiniz koca karıların dedikodu hamamına çevirdiler. Bir gazete patronu; “Emin benim çok paramı aldı… Bekir’i hiç affetmeyeceğim” diyor, Öbürü, “Mehmet benden ayda 25 bin dolar götürüyordu… Çekirge de Uzanlar’dan 5 milyon dolar transfer parası kapıp gitmişti…” diye söze giriyor, bir diğer gazete patronu, “Nazlı’yı kovmamı paşalar değil ortağım olan öz oğlu Mehmet Ali istedi” diye ekliyor, bu patronların yayın müdürleri ile yazarları olmuş olanlar da; “Çok pişmanız… Yaptık öyle manşetler… Yazdık öyle yazılar… Erbakan’a küfür etmelerine sessiz kaldık… Asker postalı yaladık… Tekne aldık… Darbeci Evren’i villamıza şeref konuğu yaptık…” diye süt dökmüş kedi olup yeni iktidarın makosenlerine sürtünüp kur yapıyorlar, sendika ağaları ile tüccar ve sanayici temsilcileri de, “bugün olsa asker alkışlamayız…” diye geçmişlerine tükürüyorlardı.
Xxx
O kadar kişi konuştu.
1 tek adam çıktı:
Refik Baydur.
“Hiçbir hata ettiğimize inanmıyorum. Bugün olsa yine yaparım. Başbakan Erbakan, başbakanlık konutunda tarikat liderlerine iftar yemeği veriyordu. Kimse Erbakan’a git istifa et demedi. O gitti, kendi istifa etti. Ayağına mermi sıkmış bir iktidara ben sahip çıksam ne olur” dedi.
Adam dediğin böyle olur.
Gerçek neyse onu söyler.
Darbelerin ve muhtıraların altında “Askeri vesayet” var. “Askeri vesayet” bir zarf.
Zarfa takılıp kaldı toplum.
Halkı zarfa vidaladılar.
Zarfın içinde ne var, o dikkatlerden, idraklerden kaçırılıyor, örtülüyor, gizleniyor. Zarfın içinde; Cumhuriyet’i kuranların orduya ve gençliğe; “Bir gün olur ki, cumhuriyetin üç temel direği laiklik, bölünmez bütünlük ve tam bağımsızlık tehlikeye girerse…” onlara sahip çık diye yazıyor.
Bunu söyleyen 1 adam çıktı.
O adam Refik Baydur’du.
Diğerleri dedikoducu…
Komisyon hamama döndü.
(uyan borusu)
Medya Mahallesi’nden
Ayşenur’u istemediği
adama nikahladılar!
Erken ve zorunlu izne çıkarttılar, Ayşenur Arslanı’da susturdular diye yazmıştık. TV’de gazete haberlerini okuyor, yorumluyor, doğruya doğru eğriye eğri anlatıyordu. Medya Mahallesi yeniden başladı fakat Ayşenur Arslan’ın yanına Başbakan Tayyip Erdoğan’ın eski basın danışmanı Akif Beki’yi de koymuşlar. Ayşenur Arslan ne derse Akif Beki kızın lafını ağzına tıkıyor. Akif Beki’ye Başbakanı koruma görevi verilmiş; laf oturtuyor, söz kesiyor, konu saptırıyor, rol çalıyor, zaman tüketiyor. Zoraki nikah. Para için gül gibi kızı yakmışlar. Para evlilikleri basın ahlakına sığmaz. Bu program “Hacivat-Karagöz”e dönüşür, tutmaz.
