Pek Ehemmiyetsiz Bir İşgal !


Tarihi; “At üstündeki şanlı ecdadımızın!”, kurgusunu tarihten alan, hayal ürünü olaylarla süslenmiş “Muhteşem Yüzyıl” dizisinden öğrenenlerce yönetilen/yönetilemeyen bir ülkede yaşıyoruz.

Artık hukuka, bilime, tarihe değil, Ebussuud kılıklı ulemaya danışılıyor. Tarih terazisinin kolu kırılmış, bu nedenle kahramanlıklar-hainlik, hainlikler - kahramanlık olarak sunuluyor.

İmralı’da yaşanan, dünyada bir örneğine daha rastlayamayacağımız, “barış kepazeliğini“, yani bir milletin, bir insan kasabı katilin önünde diz çöktürülmesi, ondan aman dilemesi, sorgusuz sualsiz “umut verici ve sevindirici” bir gelişme olarak alkışlatılıyor insanlarımıza.

Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı “Türkiye toprakları aynı zamanda NATO topraklarıdır” diyor. NATO heyeti, Patriotlarını topraklarımızda dilediği yerlere yerleştiriyor.

ABD, Türkiye’nin batısından kuzeydoğusuna kadar uzanan bölgelere üsler kurarak ülkemizi kuşatıyor. Türkiye yalnızca NATO toprağı değil, aynı zamanda ABD toprağı haline getiriliyor. Ama TGB ve TKP’nin güçleri ölçeğinde direnişi dışında, toplumsal muhalefetin ana unsurlarını oluşturan siyasal partiler ve kitle örgütleri her nedense suskun. Birkaç cılız ses dışında bu oyuna, tezgâha karşı çıkan yok. ,

Anayasamızın 92. Maddesi açıkça ihlal edilerek, AKP Hükümetince Amerikan, Alman, Hollanda silahlı güçlerinin, Patriotlar eşliğinde, ülkemizin bir bölümünü açıkça işgal etmeleri, 100 yıl öncesini hatırlattı bize

Yıl 1914. Birinci Dünya Savaşı başlamış. Osmanlı ile Almanya müttefik. Almanya bizi savaşa sokmak istiyor. Osmanlı’nın başında Sadrazam Sait Halim Paşa var ama en güçlü adam Harbiye Nazırı ve Başkomutan vekili Enver Paşa. İki yıl önceki Balkan Savaşı’ndan yenik çıkmışız. Ordu güçsüz. Osmanlı’nın savaşta tarafsız kalmasını isteyenler çoğunlukta. Günün birinde, İngiliz Donanması tarafından kovalanan dönemin en güçlü iki Alman zırhlısı (isimleri sonradan Yavuz ve Midilli olarak değiştirilen) Goben ve Breslau Çanakkale Boğazı’ndan girip bize sığınıyor. Almanya’nın savaştığı İngiltere, Fransa ve Rusya bu zırhlıların geri çevrilmesini, mürettebatın derhal Almanya’ya gönderilmesini istiyor. Bunun üzerine Osmanlı’nın bu iki gemiyi satın aldığı açıklanıyor! Oysa gemiler yine Alman Amirali Suchon’un komutasında. Kısa süre sonra bu iki gemi “Manevra yapmak” için Karadeniz’e açılıyor ve iki Rus limanını, Sivastopol ve Odesa’yı bombardıman ediyor. Felaket başlıyor. Savaşa giren Osmanlı, Anadolu dışındaki bütün topraklarını yitiriyor. Önce Mondros teslim anlaşması, sonra Sevr imzalanıyor ve anavatan bile elimizden çıkıyor. Neyse ki Mustafa Kemal isimli bir kahraman ve yanında bir avuç yurtsever çıkıyor da bu ülkeyi küllerinden diriltiyor, yoktan var etmeyi başarıyor.

Yıl 1915, Çanakkale’deyiz. Müttefik donanması boğazı deniz yoluyla geçememiş, çıkarma harekâtına hazırlanıyor. Limni Adası ve civarına 250 bin asker yığmış. Alman General Otto Liman von Sanders. Savaş planını 250 bin müttefik askerin karaya çıkması üzerine kuruyor. Mustafa Kemal’in düşmanı karaya çıkartmamak yolundaki itirazlarını kimse dinlemiyor. Düşman karaya çıkartılmasaydı ne olacaktı? Geri çekilecek ve gidip Avrupa cephesinde Almanların başına bela olacaktı. O zaman bu asker karaya çıkmalı ve siper savaşlarına bağlanmalı. Silahı ve parayı veren Almanlar olduğuna göre, doğal olarak düdüğü de Liman Paşa çalıyor. Sonuç: 56 bin şehit.

Büyük bir çoğunluğumuz hatırlayacaktır. 15 Mayıs 1919, bir Perşembe sabahı, itilaf devletleri ve ABD destekli, Yunan Askerleri Anadolu’yu işgal için İzmir topraklarına ayak bastığında, halk limanda olan biteni üzgünlük ve şaşkınlıkla izliyordu. Bunun bir işgal hareketi olduğu açıkça ortadaydı. Ama halkın arasında Yunan askerlerini çiçekler ve törenlerle karşılayanlar da eksik değildi. Çünkü hükümet basın yoluyla da verdiği demeçlerde böyle istiyordu

İşgal Orduları Komutanı Amiral Kaltorp, 15 Mayıs Perşembe günü saat 09.00’da, Kolordu Kumandanı Ali Nadir Paşa ile Vali Kambur İzzet’e bir nota ile işgali tebliğ etti.

Kolordu kumandanı, işgal notasını alır almaz, bu kez, telgraf makinesinin başına geçti, Babıali ve Harbiye Nazırı Şakir Paşa’ya durumu bildirdi.

Harbiye Nazırı Şakir Paşa’nın yanıtı ise, günümüzdeki “teslimiyetçiler” gibiydi. Aynen aktaralım.

“İşgal vukuuna dair Bâbıâli’ye verilmiş bir malumat (bilgi) yoktur. Amiralin bu teklifi (işgale, ” teklif “ diyor!), Mütareke şartları hükümleri icabından olmakla, muvafakat edilmesi (uyulması) lüzumu tabiidir. İşgal gibi şâyialara (söylentilere) ehemmiyet vermeyiniz!”

Hükümet böyle düşünüyor. Peki, O günlerdeki olan bitene çanak tutan, işgalcileri ve onlara onay verenleri destekleyip, onaylayan yandaş basın ne yazıyordu. 15 Mayıs akşamı çıkan “Islahat” İzmir in işgalini; “mevaki-i müstahkemeye ait pek ehemmiyetsiz bir işgal” diye haberleştiriyordu. “Islahat” Gazetesi sahibi Sabitzade Emin Süreyya’nın “pek ehemmiyetsiz bir işgal” dediği, 24 saat içinde 3.000’i aşkın Türkün işkence ile öldürülmesi, 2.000’i aşkın aralarında çocuk ve yaşlılarında bulunduğu kadın ve kıza tecavüz edilmesi, tecavüze uğrayan kadınların büyük bir çoğunluğunun işkence ile katledilmesidir. Daha da vahim olan ise, bu önemsiz işgal, neredeyse tüm Anadolu’nun Yunanlılarca işgali ile sonuçlanmıştı.

Türkiye Birinci Dünya savaşına Enver Paşanın 2 Ağustos 1914 Almanlarla imzaladığı gizli bir Anlaşma gereği girmek zorunda kaldı.

Sanki tarih yineleniyor. Tarih 2 Nisan 2003: Abdullah Gül, ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell’la “gizli mutabakat” imzaladı. Gül-Powell gizli mutabakatının 5. Maddesine göre “Türkiye, ABD’nin İran’a ve diğer Ortadoğu ülkelerine karşı uygulayacağı sınırlı askerî harekâtlara, ABD’nin talep etmesi halinde şartsız olarak üs ve taşıma kolaylıkları sağlayacaktı.”

19-20 Kasım 2010 tarihlerinde yapılan NATO’nun Lizbon Zirvesinde “NATO üyesi ülkeler, gelecek 10 yıl boyunca, toplam 200 milyon Euro’luk bir harcamayla ABD’nin füze savunma sistemine entegre edilecektir”. Bu Proje, Zirveye katılan Türk karar vericileri tarafından onaylanmıştı.

ABD, Türk yetkililer tarafından da onaylanan “gizli mutabakat” ve Lizbon zirvesi projesi ile kendi savunma sistemini güçlendirmek, olası bir füze saldırı tehdidini mümkün olduğunca kendi topraklarından çok uzakta etkisiz hale getirmek, bir anlamda, bu konudaki savunma hattını Türkiye’de oluşturmak istemektedir. Yoksa Suriye’nin Türkiye’ye bir tehdit olduğu iddiası yalnızca gerçeği gizlemek için ortaya atılmış kuyruklu yalandır.

Kaldı ki, Jeopolitik uzmanı Vladimir Anohin, “En çağdaş silahlarla donatılmış 700 bin kişilik bir orduya sahip Türkiye’ye Suriye’nin saldıracağını düşünmek mantık dışı bir şey. Türkiye’de konuşlandırılacak “Patriot” sisteminin ABD, Hollanda ve Alman uzmanların kontrolü altında tutulacak olması ise her hangi provokasyon durumunda batılı ülkelerin bu sistemi savunma bahanesiyle bölgeye müdahalede bulunmasına olanak sağlıyor” dedi.

BOP çerçevesinde Türkiye’yi de içine alan bölgede, müdahale ve sonucunda çatışma amaçlı bir provokasyon projesi devreye sokuluyor. Türkiye bu noktada figüran olarak kullanılıyor. İşgal güçleri NATO kılıfıyla, Türkiye maskesiyle coğrafyaya yerleştiriliyor.

Bu çerçevede ABD, Hollanda ve Almanya’dan toplam 8 Patriot bataryasıyla birlikte 1200 kadar asker de Türkiye Topraklarına yerleştirildi. Komutası Türklerde değil, NATO Komutanlarından Amiral James G. Stavridis’te olacak.

ABD, Hollanda ve Almanya, Türkiye topraklarında asker bulundurulmasını kendi Milli Meclislerinde görüşüp karara bağlarken, Anayasanın 92. Maddesini ihlal ederek, yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye topraklarına konuşlandırılmasına, topraklarımızın fiili işgaline göz yumanlar, onay verenler, suskun kalanlar Gaflet, dalalet ve hıyanet içindedirler.

Liman von Sanders’in varisleri, bu defa yanlarında Patriot füze korunma sistemleri ile ülkemiz topraklarını işgal ediyorlar. Dünya’da hangi ülke kendisine yapılan işgali meşru bir zeminde kabul eder? Hangi ülke kendisini işgal eden ülkelerin askerilerinin masrafını dahi karşılar?

“Utanç Belgesi” ile yazımızı noktalayalım

NATO Müttefiki Almanya’nın Patriot sistemlerini kullanmak üzere Türkiye'ye gelen personeline mensup 5 askere, 22 Ocak tarihinde, İskenderun’da sivil kıyafetle dolaştıkları sırada bir saldırı teşebbüsü olduğu hatırlatılarak, "Kabul edilemez nitelikteki ve kınadığımız bu olay, emniyet güçlerimizin zamanlı müdahalesi sayesinde büyümeden önlenmiştir. Müttefiklerimiz Almanya, Hollanda ve ABD, Patriot sistemlerini talebimize binaen ve tarafımızdan takdirle karşılanan NATO dayanışması temelinde gönüllü olarak ülkemize göndermektedirler. Hava savunma sistemlerimizi takviye amacıyla ülkemizde bulunan konuk Müttefik askerlere gerekli misafirperverliğin gösterileceğine inanıyoruz.”

İzmir işgal edilirken Harbiye Nazırı Şakir Paşa ne diyordu. “Mütareke şartları hükümleri icabından olmakla, muvafakat edilmesi (uyulması) lüzumu tabiidir. İşgal gibi şâyialara (söylentilere) ehemmiyet vermeyiniz!” 02.02.2013 -Ispart



Mahmut ÖZYÜREK