
87 yıl önce 17 Şubat 1926 günü, Türk Yurttaşlık (Medeni) Yasası kabul edilerek, Cumhuriyetten önce seçme ve seçilme hakkı bir yana, nüfus sayımlarında insan olarak sayılmasına bile olanak tanınmayan Türk kadını; tüm insanlık ve yurttaşlık haklarına kavuşturulmuştu.
Medeni Kanun, kişiler hukuku, aile hukuku, miras hukuku ve eşya hukuku bölümlerinde yer alan kurallarla, yurttaşların doğumundan başlayarak ölümünden sonrasına kadar özel yaşam ilişkilerini düzenleyen temel kanundur.
Kadınlar, evlenme, boşanma, mal varlığı, miras gibi özel yaşamlarına ilişkin haklar açısından erkeklerle eşit konuma getirilmişlerdir. "Erkeğin birden çok kadınla evlenebilmesi yerine TEK EŞLİLİK" ve "RESMİ NİKAH" kadın haklarının güvencesi olmuştur. "Erkeğin BOŞ OL” demesiyle boşanma yerine HAKİM KARARIYLA BOŞANMA", kız ve erkek çocuklara "EŞİT MİRAS PAYI" gibi eşit haklar getirilmiştir. Sözün özü kadın erkekle eşit yurttaş olarak kabul edilmiştir.
“...Medeni Kanun’un diğer bir önemi, Türkiye’de hukuk birliğini gerçekleştirmiş olmasıdır. Ülkemizde farklı dinlere, hatta mezheplere mensup insanlar için farklı kurallar uygulanıyordu. Yabancılar için “kapitülâsyonlar” denilen ayrıcalıklı kurallar geçerliydi.
Böylece; çok hukukluluk uygulanmasına son verilmiş; Medeni Kanunun yürürlüğe girmesiyle birlikte Türkiye’de hukuk birliği esası benimsenmiştir.”
Ne yazık ki, 87 yıl sonra, Medeni Kanunda yukarıda özetle yer verilen gerekçesine, kurallarına ve hukuk birliğine uygulamada yer verilmediğine, kazanılmış yurttaşlık haklarının, değiştirip, dönüştürülerek anlamsız kılındığına tanık oluyoruz.
Günümüzde özellikle kadın erkek eşitliği yalnızca söylemde kalıyor; Eğitim sisteminde tümden bir geri dönüş ve yıkım getiren 4+4+4’ün her kademesinde, yani her 4’den sonra aileler tarafından kızlar çekilip alınabilecek, böylece Türkiye’de yüzde 31.7 olan çocuk gelinlerin oranı daha da artacaktır.
Medeni Kanunda 17 yaşın bitirilmesine dair evlenme yaşı kuralı ihlal ediliyor, çocuk gelinlerin sayısı giderek artıyor., Kadının çalışmasının eşin iznine bağlı olma koşulu 1992 yılında Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiği ve 2002 tarihli Medeni Kanunda da yer verilmemesine karşın, “kadının yeri evidir, çalışması ne gerekir” anlayışı yaygınlaştırılıyor.
Oysa, ülkemizde yaklaşık 36 milyon kadının 4 milyon 625 bini okuma-yazma bilmediği; 13.871.060 kadının en çok ilkokul mezunu olduğu, aile içi şiddetin yoğun olarak yaşandığı, kadınların namus adına öldürüldüğü; siyasette yer alamadığı; kadın işsizlik oranının giderek arttığı ve sözün özü kadının “yurttaşlık haklarından tam anlamıyla yararlanamadığı” gözardı ediliyor. Türban, örtünme, vb. yapay gündemler yaratılarak kadının yakıcı yaşamsal sorunları, özgürlük alanları tartışılmıyor/tartışılamıyor.
Türk Medeni Yasasının kadınlarımızla ilgili tüm bu kurtarıcı ve yüceltici katkıları; hem dinimizin, hem de insanlığın baş tacı ettiği temel değerlerin yaşama geçirilmesinin uygulamalı anlatımıdır.
Tek başına Türk Yurttaşlık (Medeni) Yasasının bu engin değeri bile, Türk Devrimine ve Atatürk Cumhuriyeti’ne yapılan dış ve iç sömürüye dayalı BOP saldırılarının, Türk ve İslam dünyasının özgürlük, barış ve gönencini önlemeye yönelik niteliğini anlatmaya yeter.
Küresel yağmacılar için, özgürlükler ve haklar değil, çıkarları önceliklidir. Bu nedenle, Türk Yurttaşlık (Medeni) Yasasına sahip çıkmak yerine, AB-D’ den özgürlük ve barış beklemek, yıkım ve esarettir. Saygılarımızla.
YÖNETİM KURULU ADINA : O.Mümtaz ÇAPÇI
ADD ISPARTA ŞUBE BAŞKANI