Milletvekili Maaşları ve Demokrasi / Erol Sarıal Yazdı…


Bu Makale Düşün Yazıları Dergisi Aralık Sayısında Yayımlanmıştır

Demokrasi, yazılı manzumeler dışında, aynı zamanda gerçek bir bölüşüm düzenidir.

Özet

Uygarlık tarihine göz atıldığında, ülke yöneticilerinin yaptığı görev karşılığı elde ettiği kazanç ve ülke demokrasisi arasında sıkı bir ilişki olduğu ortaya çıkmaktadır. Bana göre, demokrasinin varlığını veya yokluğunu yönetici kesimin kazancı ile halkın kazancı arasındaki bağıntı belirler. Bir ülkede, ileri demokrasiyi ve demokratik geri kalmışlığı belirleyen en önemli ölçütlerden birisi, kamusal alanda çalışan geniş kesimlerinin aylık/yıllık kazancı ile ücret sistemini düzenleyen, karar alıcı ve uygulayıcı yönetsel kesimlerin kazancı arasında ki yakınlık veya farklılıktır. Bu makas ne denli az ise ülkede demokrasi o denli gelişkin, büyük bir uçurum varsa demokrasiden o denli uzaklaşılmış olur. Çünkü demokrasi, ekonomik çıkar gruplarının uzlaşması ve hakça bölüşmesine dayalı bir sistemdir. İleri demokrasiler, toplumsal üretim veya genel kazancın dağıtılmasını temel alır. Ulusallar arası düzeyde, ülkelerin demokrasilerini incelenirken başta gelen ölçütlerden birisi, gelir dağılımıdır. Adaletsiz dağılım yansıtan ülkelerin yıllık “Milli Gelir” toplamı demokrasiler için ölçüt değil, alt gelir grubuna sahip katmanlar ile en üst gelir grubunu oluşturan kesimlerin aralarındaki gelir dağılımı, demokrasinin derecesinin bir ölçütüdür.

Ücret sistemini düzenleyen yöneticilerin, oyları ile bu düzenlemeye karar veren Meclis üyelerinin kendileri için belirledikleri kazanç ile kamu işçileri, memurlar, emekliler ve asgari ücretlinin ücretleri arasındaki denge veya oran demokratik geriliği veya gelişkinliği yansıtır. Yönetici elit ve halk arasındaki ekonomik denge, ücretli kesimler aleyhine büyük bir uçurumu yansıtıyorsa o ülkede demokrasiden değil; ancak keyfi bir yönetimden dem vurulabilir. O ülkede, halk kesimleri ile yönetsel siyasetin koptuğu anlaşılmalıdır. Siyaset ve halk arasındaki kopuş, sözde, yazılı belgelerde ne yazar ise yazsın, demokrasiden kopuştur. Demokrasilerde yönetimler, halka dayanmalıdır. Halkı yoksul, dar gelirli bir ülkede, seçilen yöneticilerin aylık/yıllık gelirle sahip olmada özel sermaye yöneticileri ile yarıştığı ülkelerde, demokrasi ve seçimlerin niteliği tartışmaya açılmalı, incelmeye alınmalıdır. Çünkü geniş halk kesimlerinin uygun normlarla siyaseti belirlediği ve denetlediği ülkelerde halk kitleleri, kendi aleyhine böyle bir gelişmeye asla izin vermezler. Demokratik işleyişte bir tıkanıklık söz konusudur. Halkın demokrasiye katılımı dolaylıdır veya sınırlıdır. Veya ikinci bir inceleme konusu gündeme gelir ki; ülke yönetimi demokratik halk yönetimi değil; despotik, oligarşik (dar grup) yönetim modellemesidir.

Tarihte, demokrasinin olmadığı dönemlerde, yönetimler halkın katılımına kapalı, halka halkı baskı altında tutan güçlere dayanıyordu. Antik Roma, Yunan’da, Bizans’ta, karar alma gücünü elinde tutan elitler kurulunu veya askeri gücü elinde tutanlar, kendi gelirlerini belirlerken hesap verme sorumluluğu duymazlar, hazineyi kendi aralarında bölüşürlerdi. Çağımızda da böyle yönetimler vardı. Yeni binyılımızda da var. Günümüzde, değerli enerji kaynakları üreterek satan Arap ülkelerinde yönetimlere kazancını soracak; ekonomik gelirin bir iki şeyh elinde toplanarak sermayenin tekelleşmesini önleyecek, ölçüsüz kazançları sınırlayacak bir mekanizma yoktur. Bu nedenle yönetim ve karar gücünü elinde tutan, servetleriyle ünlü hanedanlıklar yeni binyılımızda hala dillere destan yaşamlarını sürdürüyorlar. Seçimlerle gelen siyasal yönetimler de var, aynı konumda. Halk yoksulluk içinde yüzerken, milyar dolarlık servete sahip yöneticiler var ülkelerin başında.

Ülkemizi değerlendirirken; yönetici ve siyasal karar gücüne sahip Meclisi, bir bütün olarak değerlendirmek gerekir. Bu çerçeveden bakıldığında Türkiye’de gerçek bir demokrasiden söz edilemez. Ülkemiz demokrasisine bu çerçeveden bakmak ise bence bir zorunluluk. Eğer bir ülke Meclisini oluşturan milletvekilleri, halkının önemli bir kesimi 800 TL ile 2000 TL arasında aylık gelire sahipken, kendi oyları ile aylık gelirlerini, bir çırpıda % 100 oranında artırırken sıkılmıyor, yüzleri kızarmıyorsa, o vekillerin demokratlığından söz etmek olanaksızdır. Eğer, parlamentoda vekiller, dünyanın diğer ülkelerinde yönetim gelirlerine hiç göz atmıyor; siyasal yöneticilerin hangi ülkelerde, hangi ölçütlere göre gelirlerini düzenlediğini umursamıyorsa, vicdani hesap verme sorumluluğu duymuyorsa, eleştirilme korkusu yaşamıyorsa; Türkiye’de hangi demokrasiden söz edebiliriz. Herhalde; yalnızca Mecliste paylaşım demokrasisinden söz edebiliriz.

Nasıl bu hale geldi bu ülke?!!! Ulusal Kurtuluşu başaran, Kuruluşu sağlayan 1920’i yılların Meclis üyeleri ile o günkü kamu işçisi, memur ve hizmetlisinin, merkez ve taşrada görev yapan devlet yöneticilerinin aldığı ücretlere göz atılmıyorsa vay halimize… TBMM’nin itibarı ayaklar altında demektir. Meclisin itibarını koruması gerekenlerin göz hep parada ise, bu uğurda hiçbir değer yargısı tanınmıyorsa, halka düzeltme, meclisi nitelikli vekillerle yenileme görevi düşüyor. Peki vekillerin seçilmesi, adayların sıralanmasında kendi parti üyelerine, seçmen halka sandıklara oy doldurma dışında başka bir yetki verilmiyorsa o ülkede demokrasi var denilebilir mi? Denilebilir: Sandık demokrasisi… Halkın egemen olmadığı bir demokraside, seçimlerde ve seçildikten sonra ülkenin yöneticilerini halk, sürekli denetleme olanaklarından yoksunsa; eleştirene bir “ad” bulup içeri tıkılıyorsa sandık demokrasisi hiç olmasın daha iyi.

2012 Bütçesi ile vekiller tarihi bir fırsat yakaladılar. Fırsatı hemen kara dönüştürdüler. Benim vekilim işini bilir. Bal tutan parmağını yalamakla kalmadı; halkın parmaklarını kemirip yemeye başladılar. Oy verirken mühür tutup bastığımız parmaklarımızı yiyorlar kıtır kıtır. Bu halk Aziz Nesinlik değil; çaresiz! Vekillerimiz ise Nasrettin Hocalık. Bindiği dalı kesen şaşkınlar durumuna düşmüşler.

Anayasa üstüne yemin içen, bu gün parlamentoda yer alan vekiller, Anayasal suç işliyorlar. Milet ve vekil arasında yaratılan ekonomik uçurum, Anayasanın birçok maddesi ile çelişik durumdadır.

Başlangıç maddesinde yer alan; Yüce Önder Atatürk’ün belirlediği ilkelere atfına muhalefet söz konusudur. Çünkü devletin Kurucu Önderi Atatürk, döneminde Milletvekili maaşı ile memur maaşı arasında uçurum yoktu. Vekil maaşı, öğretmen maaşının 2 katını aşmıyordu. Bu gün 10 katını aşıyor. Yine devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü vurgusuna muhalif bir uygulama söz konusudur. Devlet yönetimi ile halk arasında ekonomik uçurum doğmuş, devlet ekonomik gelir açısından milletiyle bölünmüştür.

Anayasanın emri ile, vekillere sağlanan aşırı ayrıcalıklar “Her Türk vatandaşının bu Anayasadaki temel hak ve hürriyetlerden eşitlik ve sosyal adalet gereklerince yararlanarak millî kültür, medeniyet ve hukuk düzeni içinde onurlu bir hayat sürdürme ve maddî ve manevî varlığını bu yönde geliştirme hak ve yetkisine doğuştan sahip olduğu;” yargısına aykırıdır.
Anayasanın, 6. maddede yer alan; “Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.” Emri geçersiz kılınmıştır. Kaynağı anayasada yer almayan madde koyarak, hile yapılmış; anayasa delinmiştir.

Yasa önünde eşitliğe, vurgu yapan 10. maddenin; “Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.” Emrine karşın, vekiller kendi oyları ile kendilerine imtiyazlar sağlamışlar, vekil, bakan, halkın eşitliğini güvenceye alan anayasal belge delinmiştir. En somut örneği, 700–800 TL maaş alan emekli yurttaş, emeklilik geliri ile geçinemediği için çalıştığında, maaşından % 15 vergi kesilirken; 8 bin 500 TL emekli maaşı alan vekil emeklisi; daha çok para kazanmak için iş yaptığında vergiden muaf tutulmuştur. Bu durum vekiller vekillerin vekilliği sona erdikten sonra kendilerine ikbal hazırlamak için, eşitlik maddesine aykırı bir ayrıcalık elde edilmesidir. Anayasanın özüne aykırıdır. Ülkenin, en yüksek maaşını alarak, en az dört vekillik yapan bir vekile iki yılda eneklilik hakkı, diğer yurttaşlara tanımayan bir ayrıcalıktır.
Milletvekillerine kendi oylarıyla sağlanan, ekonomik ayrıcalıklar Anayasanın Temel Hak ve Hürriyetler maddesi ile de çatışmaktadır. 14. maddede güvence altına alınan “Hak ve Hürriyetler” kötüye kullanılmıştır. Vekiller, milletten aldıkları kanun koyma hakkını, kendi çıkarları için kullanmışlardır; bu kötüye kullanım değil de nedir? Devlet, çalışanların yaptıkları işe uygun adaletli bir ücret elde etmeleri ve diğer sosyal yardımlardan yararlanmaları için gerekli “Ücrette Adaletin Sağlanması” başlıklı 55. madde vekillerce çiğnenmiştir. İşçi, memur, emekli ve asgari ücretlinin gelirine, yıllık ortalama %8 zam yapan Meclis, 2012 bütçesinde, kendi maaşını %100 oranında, kendi şahsi hizmetinde “danışman, sekreter, şöfor” çalışanların maaşını % 150 oranında artırmış, ücrette adaleti bozmuştur.



Vekillerin kararı ile uygulaması başlatılan, ücreti kamudan ödenen özel hizmetlilerin görevi, kamu hizmeti niteliğindedir. Kamu hizmetine girme hakkını düzenleyen 70. madde; “Hizmete alınmada, görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırım gözetilemez.” Yargısını ortaya koymaktadır. Oysa mecliste vekiller kendi oylarıyla ücretlerini düzenledikleri, danışman, sekreter, Şöfor ( yardımcı) gibi elemanların işe alımına, hiçbir ölçüt ortaya koymadan kendileri karar vermekte, bu kararda; işe alınanların siyasi, akrabalık ve diğer yakınlıkları öne geçmektedir. Sayıları yaklaşık 1500 kişiyi aşan bu yakınların, ücret ve istihdamlarında devletin yetkili kurumlarının hiçbiri düzenleme hakkına sahip değildir. Bu işleri yapabilecek milyonlarca eğitimli kişi aleyhine bir uygulama söz konusudur. Hem “fırsat eşitliği, hem görevin gereği” ilkesine çelişik bir uygulama ile anayasanın amil, 10. ve 70. maddeleri geçersiz kılınmıştır.
Başka Ülkelerde Vekil Maaşları

Birçok dünya ülkesinde vekil maaşlarına göz atıldığında; karşımıza bir ölçüt ve oran çıkıyor. AB ülkelerinde ve diğer Asya ülkelerinde milletvekili maaş tespitinde; asgari ücretin katları veya ülkenin ekonomik gelişmişliğinin ölçütü olan kişi başına düşen milli gelir oranının temel alındığını görüyoruz. En doğru ölçüt, diğer ülkelerdeki uygulamalara bakıldığında kişi başına düşen milli gelirdir. Diğer ülkelerde, bir kişi başına düşen milli gelirin (dolar cinsinden) yüzde 5-10’u arasında oranlarda vekil maaşları uygulaması olduğunu görüyoruz. Dış ülkelerdeki duruma göz atalım.

Norveç:
Kişi başı milli geliri: 98.000 $.
Milletvekili maaşı: 7.500 $.
Yan ödeme: Yok.
Emeklilik: 65′ten sonra.
Maaşın milli gelire oranı: % 7.6.

İSVEÇ:
Kişi başı milli geliri: 65.000 $..
Milletvekili maaşı: 4.200 $.
Yan ödeme: Yok.
Emeklilik: Yok.
Maaşın milli gelire oranı: % 6.4.

İNGİLTERE:
Milli geliri: 46.500 $.
Milletvekili maaşı: 6.200 $.
Yan ödeme: Londra kenti 9 gidiş-geliş bileti.
Emeklilik: Memur gibi.
Maaşın milli gelire oranı: % 13.3.

İTALYA:
Kişi başı milli geliri: 40.000 $.
Milletvekili maaşı: 9.150 $.
Yan ödeme: Yok.
Emeklilik: Memur gibi.
Maaşın milli gelire oranı: % 22,8.

İSPANYA:
Kişi başı milli geliri: 37.000 $.
Milletvekili maaşı: 2.312 $.
Yan ödeme: 1.500 $.
Emeklilik: Memur gibi.
Maaşın milli gelire oranı: % 4.

ÇEK CUMHURİYETİ:
Kişi başı milli geliri: 21.000 $.
Milletvekili maaşı: 1.900 $.
Yan Ödeme: Yok.
Emeklilik: Yok.
Maaşın milli gelire oranı: % 9.

ERMENİSTAN:
Kişi başı milli geliri: 4.000 $.
Milletvekili maaşı: 200 $.
Yan ödeme: Yok.
Emeklilik: Yok.
Maaşın milli gelire oranı: % 5.

TÜRKİYE :
Kişi başı milli geliri: 10.000 $.
Milletvekili maaşı: 11.000 $.
Yan ödeme ile birlikte.
Emeklilik: Yaş sınırı yok.
Çifte emekli geliri var.
Maaşın milli gelire oranı: % 110
Sosyal haklar: 2 yılda emeklilik hakkı
Emekli olunca ömür boyu ayda 6.500 TL maaş var.

Not: Üsteki bilgiler; Yılmaz Dağdeviren’in hazırladığı; milletvekillerinin maaş ve özlük haklarının karşılaştırmalı tablosu, www.emekli-maasi.com web sitesinden derlenmiştir. 2012’de, Vekil maaşlarının 23 bin TL’ye kadar artırıldığını yeniden anımsatalım.

Yine aşağıda, bazı Avrupa ülkelerinden kişi başı yıllık gelir, ülke milletvekilinin aldığı yıllık toplam maaş ve kişi başı yıllık gelirle orantısını ele alan güzel bir çalışma*var.



* www. facebook..com/Yok Böyle Bir Şey, sayfasından alıntıdır.

Bu çalışmaya göz atıldığında, ülkelerin vekil maaşlarını belirlerken göz önüne aldığı ölçütlerden birisinin yine ülkelerin kişi başına düşen yıllık gelire oranı öne çıkmaktadır. Başka ölçütlerin de olduğu kuşkusuzdur. Bu ölçütler, en düşük ve en yüksek devlet memuru maaşları, ülkenin geçerli asgari ücreti, emekli maaş ortalamasının dengi veya katları gibi ölçütler söz konusudur.

Federal Almanya Parlamentosu vekillerinin maaşı yukarıdaki veriler arasında yer almamış. Oysa Avrupa deyince aklımıza ilk gelen ülke Almanya’dır. Avrupa’da yaşayan 3 milyon Türkiye Türkünün 2 milyonu Almanya’da yaşıyor. Avrupa devletleri arasında milletvekillerine en yüksek maaşı veren, en geniş olanakları tanıyan parlamento Almanya Parlamentosu’dur. Bu farklılık, Almanya’nın geçirdiği tarihsel süreçle yakından ilişkili. Almanya, tarihinde, Avrupa coğrafyasında bütün güçlü devletlerle rekabet ve savaş halinde yaşamış bir ülke. 1880’lerden 1950’lere değin, İngiltere ve Fransa gibi güçlü ittifaklara karşı 60 yıl, yarışma ve savaş halinde olmuş bir ülke. Her dönem, iç siyasetini devlete bağlılık üstüne kurgulamış. Alman halkının çıkarları doğrultusunda çalışma yapmasını istediği vekillerine, bu nedenle ekonomik açıdan doyurucu olanaklar sağlamış, hiçbir şeyini esirgememiş bir ülke.

Almanya’nın yılık gayri sahi iç hâsılası, 3 trilyon 300 milyar dolar, nüfusu 80 milyon; kişi başına düşen yıllık geliri, 40 bin dolar dolayında. Aylık ihracatı (dış satımı) 100 milyar dolar; yıllık ihracatı ise 1 trilyon 200 milyar dolar.

Almanya Federal Parlamentosu üyesi milletvekilleri, 2013 yılı bütçe planlamasına göre, aylık olarak 8.250 Euro gelire sahip olacak. (TCMB, 24.10.2012 tarihli verisine göre) 1 Euro, 2.3 TL’ye eşit. Buna göre, Almanya’da milletvekili maaşı, 19 bin Türk Lirası. Milletvekillerinin cebine giren başka bir ek gelir yok. Bu gün de aynı maaşı aldığı söylenebilir. (Veriler; Almanya Federal Vergi Yükümlülükleri Federasyonu, Yıllık Raporu, Çeviri) Çünkü Almanya’da vekillerin ani bir gece yarısı baskını yasası ile kendi maaşlarına zam yapması; tarım sektöründe Haşere ile Mücadele, Süne Zararlısı ile Mücadele Yasa Tasarısına, vekiller için “Kıyak Emeklilik Yasası” iliştirme diye bir uyanıklık yok. Bu davranışlar, ahlaki bir suç olduğu için hiçbir vekil ve siyasi parti böyle bir girişimi göze alamaz. Almanya’da vekillerin kendi bölgelerinde seçmenleri ile buluşmaları, daha rahat çalışmaları için başka olanaklar sağlanıyor. Ancak, hiçbir Alman vekil özel ilişkisi olan, kan bağı olan kişileri işe alamıyor. Maaşı dışında sağlanan olanakları bir pundunu, yolunu bulup cebine indiremiyor. Türkiye’nin, yıllık ulusal geliri, 800 milyar Dolar, Almanya’dan 4 kat düşük; kişi başına yıllık ortalama geliri, 10 bin Dolar, Almanya’dan 4 kat daha düşük. Türkiye’nin yıllık ihracatı, 100 milyar Dolar, Almanya’dan 12 kat düşük, Almanya’nın aylık ihracatına eşit. Ülkemizin ekonomisi ve ekonomik gelirleri ile Almanya ekonomisi karşılaştırıldığında, biz Almanya yanında karikatür, minyatür ülke konumundayız.

Yine yukarıda milletvekili maaşları verilen ülkeler arasında yer almayan bir başka ülke Rusya. Rusya bizim en yakın komşumuz. Yüz ölçümü, nüfusu, askeri ve ekonomik gücü ile devasa bir komşu.

Rusya’nın nüfusu 145 milyona dayanmış. Yıllık ulusal geliri, 2.3 trilyon dolar. Kişi başına düşen geliri 13 bin dolar. Yıllık ihracatı Türkiye’nin dört katı. Rus milletvekilleri size göre ne kadar maaş almalı. Bana göre, hiç değilse yıllık kişi başına düşen geliri almalı. Yok öyle şey… Rus parlamentosu devasa ülkenin yönetilmesi için kararlara imza atan Rus milletvekillerine yalnızca 3.500 dolar maaş ödüyor. 6500 TL’yi biraza aşıyor. Türk Vekilin maaşları Rus vekillerin maaşlarını dörde katlıyor. Çünkü Rusya’da, diğer çağdaş ülkelerde olduğu gibi vekil maaşları işçi ve memur maaşlarına endeksli. Yıllık zam oranları ölçüsünde artış gösteriyor. Rus vekiller de maaşlarını toplumun diğer kesimlerinden kopararak kendileri için özel yasalarla belirlemeyi henüz keşfedememişler. Onlar bizim vekillerimiz kadar uyanık değil.

Milletvekillerimizin ekonomik gelirlerine baktığımızda AB ülkelerinin vekillerinin gelirlerini 2, 3, 4’e katlıyoruz; vekillerimiz, Alman vekiller karşında gelir açısından devleşiyor. Olur mu? Olmaz! Oluyor işte… Türkiye Milletvekilleri, 21 ile 24 bin TL aylık gelir elde ediyor. Yanında çalıştırdığı, dost akrabanın toplumda, kamuda eş görevlerde çalışanlardan daha fazla aldığı, 2, 3 kat gelirler de çabası. Yukarda verilen, ekonomik veriler karşılaştırıldığında, ülkelerin kalkınmışlık düzeylerine; memur, işçi ücretlerine bakıldığında Alman vekillerin, Türk vekillerden 4 kat daha fazla, 80–90 bin TL arasında maaş alması gerekiyor. Peki, ne alıyor: TBMM üyelerinden 4 bin TL daha az alıyor.

Dış ülkelerde vekil maaşları TL’ye çevrildiğinde aradaki uçurum netleşiyor. Türkiye’de halktan kopuşun boyutları ortaya çıkıyor. Örneğin, bu ölçüte göre; ulusal gelir toplamından kişi başına 4000 dolar yıllık gelir düşen Ermenistan’da vekil maaşı, 380 TL, aldığı yalnızca bu! Belki parlamento, uzakta görev verirse, yol ve yiyecek masrafları ödeniyor olabilir. Polonya’da, milletvekiline 3000 TL veriliyor, başka bir geliri yok. AB ülkesi İspanya’da maaş artı yan ödeme ile toplam, 6750 TL’dir. 60 bin dolar kişi başına gelir düşen Finlandiya’da 7500 TL, başka gelir yok. 50 bin dolar kişi başına gelir olan Fransa’da 8000’ TL, başka gelir yok. AB ülkelerinde milletvekili iken ayrıca emeklilik maaşı yok. Çünkü emeklilik maaşı, diğer adıyla yaşlılık maaşı, bir işten sürekli ayrılma durumunda hak edilen sosyal güvencelerden yalnızca biridir.

Yabancı ülkelerde, işçi, memur ve emekli ücretleri ile milletvekili ücretleri arasında bir denge, bir oran söz konusudur. AB ülkelerinde, en yüksek vekil maaşı ortalama memur maaşının 2–3 katı düzeyindedir. Beş katını geçen yoktur. Milletvekili aylık gelirleri ülkemizde, ortalama memur aylık gelirinin 15 katını aşmaktadır.

2008 yılından başlayarak gelişmiş Batı ekonomileri seri krizlerle sarsılmaktadır. Finansal kriz ekonomik krize dönüşmüştür. Birçok ülke harcamaları kısarak önlem arayışına girmiştir. İşe nerden başlamaları gerek. Türkiye’de kemer sıkma politikaları ile ekonomik önlemlerde işçi, memur, emekli, asgari ücretlilerin gelirleri gündeme gelir. Maaşlar dondurulur, enflasyona göre düşürülür. Avrupa’da ise işe, Meclis harcamaları kısılarak başlanıyor. İspanya, Fransa, Yunanistan bunu yapıyor. İspanya da, bu yola giden ülkelerden biri. Bu ülke, Türkiye’deki emsallerinin dört katı maaş alan devlet memurlarının maaşları 2010 haziran ayından itibaren ortalama yüzde 5 oranında düşürme kararı aldı. Bu önlem alınırken, maaşlarda yapılacak kesintide en yüksekten en düşüğe doğru bir orantı kuruldu. Bu uygulamaya göre hükümet üyelerinin maaşlarındaki kesinti yüzde 15’i bulacak. Maaş düşüşünden İspanyol Milletvekilleri de en ön sıralarda etkilenecek. Vekiller, Mecliste memurdan, işçiden önce ve daha yüksek oranda bakanların ve kendilerinin maaşlarını düşürme kararı alıyor.

Türkiye’de aynı dönem, milletvekilleri maaşları İspanyol vekillerinin üç katı iken, 2012 bütçe yasası görüşmeleri sürerken, TBMM’de yapılan oylama ile dört katını aşacak zam yapılıyor. İspanya’da kişi başına düşen gelir, 37 bin dolar, vekil maşı, 3 bin 800 dolar. Türkiye’de ise kişi başına düşen milli gelir 8-10 bin dolar, vekil maaşı ek ödemlerle birlikte aylık 14 bin dolara ulaşıyor.



Peki, Asil Milletin Hali Ne Durumda?

İstatistik Kurumu’nun düzenli yürüttüğü (TÜİK) Hane Halkı İşgücü araştırma sonuçlarına göre ülkemiz nüfusunun 73 milyona ulaştığı görülmektedir. 2011 yılında yapılan araştırma sonuçlarına göre Ülke nüfusu içinde yaklaşık 27 milyon 500 bin kişinin çalışma yaşında olduğu görülüyor. Çalışan işgücü kapsamında yer alan nüfusun 24 milyon 800 bini herhangi bir işte çalışıyor görünüyor. Buna göre 2 milyon 700 bin hane işsiz ve aşsız kalmış durumda. Çalışanların yaklaşık 5 milyonu 700 TL düzeyinde ücret alan asgari ücretle çalışır durumunda.

Ücretler ve geçinme endeksleriyle ilgili emek eksenli kuruluşlar; her ay oluşan enflasyona göre, ailelerin yoksulluk ve açlık sınırını belirleyen araştırmalar yapmaktadır. Bu araştırma sonuçlarından elde edilen veriler ışığında, Asgari Ücret Tespit Komisyonu, memurun ve kamu İşçilerinin Toplu Sözleşmelerinde Çalışma Bakanlığı, Belediye Başkanları, özel sektörde süren toplu iş sözleşmesi görüşmelerinde patronları bu veriler üzerinden ikna edilmeye çalışarak emeği ile geçinenlerin ekonomik düzeyini yükseltme çabasına girerler. Ama nerde? Dinleyen kim? Aşağıda yer alan araştırmaya göre hemen hemen her yıl her ay yoksulluk ve açlık sınırı altında bir gelirle geçim sağlamaya çalışanların oranında yaklaşık sonuçlar ortaya çıkmaktadır. Ancak, devleti yönetenlerin düzeltici yönde bir çabası söz konusu değil. Bu araştırma sonuçlarında ortaya çıkan yoksulluk ve açlık sınırları ile hane bazında ortalama gelirler karşılaştırıldığında halkın üçte ikisinin yoksul olduğu ve bu oranın büyük bölümünün gelir grubu olarak açlık sınırının altında veya açlık sınırına yakın bir gelire sahip olduğu ortaya çıkmaktadır. Aşağıda yer alan tablo*bu konuda her şeyi gözler önüne sermektedir.

Dört Kişilik Ailenin Açlık ve Yoksulluk Sınırı (TL/Ay)
Aralık

2011

Şubat

2012

Mart

2012

Yetişkin Erkek Gıda Harcaması
259,17

267,48

262,60

Yetişkin Kadın Gıda Harcaması
218,48

226,15

221,20

15–19 Yaş Grubu Çocuk Harcaması
274,94

284,45

279,78

4–6 Yaş Grubu Çocuk Harcaması
187,80

195,50

190,82

Açlık Sınırı
940,39

973,58

954,40

Yoksulluk Sınırı 3.063,17 3.171,27 3.108,78


* (Kaynak: Aylık Türk-İş, Nisan 2012 Araştırma sonucu )


Bu tabloyu gözünde bulunduralım; sonra aşağıda yer alan, memurların 2011 – 2012 yılı Temmuz ayı maaş tablosuna**da göz atalım.



Bu maaşlar, 2013 yılında değişecek. Yine, 6 aylık dönemlerde, % 3–4 oranlarla artış olacak. Hemen eklemeliyiz ki bu maaş tutarları, yılbaşında verilen rakamlardır. Yılın ilk beş ayında, yükselen matrahlar nedeniyle vergi oranları, % 15’lerden % 35’ler düzeyine çıkmakta; % son üç ayda % 20 oranında daha düşük rakamlar ele geçmektedir.

Oysa 2012 yılı boyunca vekillere, vekil emeklilerine ve vekil avenelerine % 100’leri aşan zamlar yapıldı. Buradan çıkarılacak sonuç şudur: Hiçbir ölçüt, sınav, liyakat, bilgi, beceri aranmaksızın, vekillerin tercihi ile vekil hizmetine alınan ve kamudan ( milletin vergilerinden) maaşı ödenen, 6 bin TL’ye yakın maaş alan vekil danışmanı ve sekreteri; üç, beş yüz nüfuslu bir ili yöneten, asayiş, ekonomi, idari, askeri her alanda geceli gündüz sorumlu olan İl Valisinden, ilçe kaymakamından, il emniyet müdüründen daha çok kazanıyor. İlkokul mezunu vekil yardımcısı, yani amca oğlu, teyze kızı veya daha yakın özel dostlar, 4 bin 500 TL maaşla, devleti denetleyen, düzenleyen uzman denetçilerden, bakanlıklarda daire başkanlarından, il müdürlerinden, üniversitelerde bilim üreten, gençleri eğiten akademisyenlerden daha çok kazanıyor. İş mi, bu?

Yine nüfusumuzun 9 milyon 750 bini emekli maaşıyla geçinmektedir. Emeklilerimizin, büyük çoğunluğu düşük maaşlı olmak üzere; 5 milyon 650 bini SSK, 2 milyon 250 bini Bağ-Kur, 1 milyon 850 bini memur emeklisinden oluşmaktadır. (Kaynak: TÜİK verisi, 2011)



Öneri


Ekonomik gelir grupları ile Meclis üyeleri ve onların avenelerinin ücretleri karşılaştırıldığında, Türkiye’de demokrasinin gelişkinliği bir yana, demokrasinin dem-inden bile söz edilemez.



Demokrasi, yazılı manzumeler dışında, aynı zamanda gerçek bir bölüşüm düzenidir.
Öneri, Yüce Meclis’in itibarının iadesi için; milletvekili maaşları AB ülkeleri düzeyine çekilmelidir. Bu da yetmez; askeri ücret veya en düşük dereceli memur veya en yüksek dereceli memur maaşlarına veya ülkede kişi başına düşen yıllık gelirden birinin katlarına bağlanmalı; artırılması yıllık memur katsayı artış oranına, yani memur maaş artış oranına endekslenmelidir. Vekillerin görevi, devlete halka memurluktur. Öte yandan, seçmen bölgesinde görev yapmak üzere, bir yardımcı dışında, özel vekil çalışanlarına son verilmeli, yardımcı çalışanın ücreti kamu da eş görev yapan sekreter ücretine eşitlenmeli; kamuya olan vekil maliyeti düşürülmelidir.

Eğer biz Avrupa demokrasisine özeniyorsak, onların ekonomik, siyasal normlarını benimseyerek AB’ye girmek istiyorsak ( Ki, bence AB’ye girmek Türkiye için zorunlu değil, kurtuluş da değil; yöneticilerimizde, girmek istemiyor; AB sopası ile Türkiye’de kendine karşı olası tehditleri(!) ekarte etmeye, korkularını bastırmaya çalışıyor) yönetici elit ile kitlelerin gelirleri arasındaki dengeye göz atmak zorundayız. Bunu yapması gerekenler de, Millet adına öncelikle Milletin vekilleridir.

Dahası, milletvekili adaylık sıralaması, seçim bölgesinde kayıtlı üyelerin doğrudan katkısı ile yapılmalı; sandıklarda tercih oy pusulası uygulaması ile ayrıca o bölgede tüm seçmenlerin vekilini seçmesi sağlanmalıdır. Bu aşamalara dayalı vekillerin, yalnızca onları listelere, ön sıralara yazarak halka oylattıran Genel Başkanlarına değil; seçim bölgesinde parti üyesine, seçmene hesap verme sorumluluğu duyan nitelikli vekiller olması sağlanabilir.

Daha sağlıklı, daha bölüşümcü, daha demokratik bir Türkiye dileğiyle, tüm okurlarımızı sevgi ve saygı ile selamlarım.

Erol SARIAL
Telgrafhane