Apo'yu sorgulayan komutan'ın eşi konuştu
Müzisyen, futbolcu, karikatürist, yazar, 30 yıllık hayat arkadaşının hala “çok yakışıklı ve karizmatik” bulduğu bir eş, okunacak kitaplar listesini gören kitapçının “kim bu siparişin sahibi, tanımak isterim” dediği bir kitap kurdu..
Bütün bir köy onun için partisini, futbol takımını değiştirmiş... Çevresinde o kadar sevilen ve sayılan bir aile büyüğü ... Eşine, dostuna, çalışma arkadaşlarına “Çılgın Türkler” kitabını satın alan, okumaları için önayak olan bir aydınlanmacı yurtsever.. PKK lideri Abdullah Öcalan'ın sabrı ve zekasıyla başedemeyince “Kimdi beni sorgulayan subay?” diye merak ettiği, yıllarca soruşturduğu, ta ki Ergenekon davasında mahkeme deşifre edinceye kadar bir türlü ismine ulaşamadığı efsane istihbaratçı subay... O Emekli Jandarma Albay Hasan Atilla Uğur.. Ergenekon davasında 29 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı. Karardan sonra ilk sözü “nasıl olur, ben görevimi tam yapmadım mı? Neden diğer arkadaşlar gibi ağırlaştırılmış müebbet vermediler?” diyen bir babayiğit...
Karardan sonra eşi Pakize Hanım'la oturduk konuştuk, Atilla Komutan'ı bir de ondan dinledik. Pakize Hanım da aynı eşi gibi yürekli, güleç ve umutlu. Son 5 yıldır ailecek çektikleri eziyet, O'nun da başını yere eğdirmemiş.
Kaç yıllık evlisiniz? Nasıl tanıştınız?
1983 Mart... 30 yıl bitti. Teğmendi, Antakya'da tanıştık, ben de devlet memuruydum.. Ondan sonra her yer Hatay gibi olacak sandım (gülüyor), ama 5 aylık gelin, 3 aylık hamile ben, Tunceli Hozat'a terörün içine gittim.
Bir askerle evleniyorsunuz, bu zorlukları bekliyor muydunuz?
Hiç düşünemedim. O görevi ben ise ailem için genç yaşta sorumluluk aldık. Ben 21, Atilla 25 yaşındaydı. Koşuşturmaya başladık… Bir görev olurdu, 6 ay eve gelemezdi. İki çocuğumuzun da doğumunda bulunamadı.
“Biraz da bizimle ilgilen” diye bir pazarlığa girmediniz mi ?...
Nerede… Şimdiki gençleri görüyorum da bambaşkalar. Atilla bir kere bile benimle çocukları doktora götürememiştir. Hep görevdeydi. Mesele ilgisizlik değildi, onu bilirdim. Bunu bilip kendim yetebiliyorken neden böyle bir pazarlığa gireyim? Görev kutsaldır derler ya bizim için de öyle.
Hasan Atilla Uğur'u, “Apo'yu sorgulayan komutan” olarak tanıdık. Apo hayatınıza nasıl girdi? Hayatınızı değiştirdi mi?
Apo hayatımıza yıllar önce ülkemize getirdiği karmaşayla, malolduğu gençlerin canıyla girdi. Görev bölgemizde okullar yakılıyor, öğretmenler kaçırılıyor diye uzakta bırakmak zorunda kaldığımız evlatlarımızın özlemiyle, eşini kaybetmiş komşularımızın acısıyla girdi. Sorgu süprizdi ama görevin olağandışı bir tarafı yoktu: Gece uyandırdılar, “görev var” dediler. Gitti. Normal hayatımız devam etti. Soruşturma için gitmesi gerekti. Görevler ekstra bir durum değildi yani, o yüzden Apo sorgusunun bizler için “aman aman bir durum” özelliği yoktu. Ta ki, bugünkü yargılanmada konu oluncaya kadar...
‘Tanışmıyorlarsa örgüt demektir’
* Tutuklanmayı bekliyor muydunuz?
İnanır mısınız? Ergenekon olaylarını herkes gibi biz de televizyondan izledik. Herkes gibi “Allah Allah?” dedik. “Ümraniye'deki bombalarla yazarların, aydınların ne ilgisi var?” dedik. Haberlerde izliyorduk. Asla bize de gelirler” diye bir düşüncemiz olmadı.
Atilla Komutan'ın alınması ani mi oldu?
Yeni emekli olmuşuz, Ankara'ya yerleşiyoruz. Çocuğum Ankara'da okul kazanmıştı. Asker düşmanı olduklarını biliyoruz tabii. Biz de onlardan değiliz, “alınabilir” diye düşünmeye başlamıştık. “Alabilirler” diyordu, ama “senin ne suçun var?” diyordum. “Hırsızlık yapsan, suç işlesen anlarım. Şerefinle çalışmışsın... Senden ne isterler ki!” diye sorardım.”Bunlar, onlara bakmazlar” derdi eşim. Yani hissetti sanki. “Düşman olduklarını bırakmazlar” dedi.
Peki sonra? Bir gece ansızın kapınız mı çalındı?
Geceden polisler gelmişler, etrafı sarmışlar. Sanki azılı bir suçluyu yakalayacaklar... Sabah kapı çaldı, 15 kişilerdi. Geldiler, aradılar, gittiler. Aynı zamanda akrabalarımızın evini de.. Her yeri talan etmiş, parçalamışlar, Müthiş bir kin ve nefretle yaklaştılar bize. Sanki bir şeylerin intikamını bizden çikarıyor gibiydiler.
Tutuklanma sürecinde unutamadığınız bir an var mı?
Savcının bakışı... Ben Tunceli Hozat'a gittiğimizde, ilk başlarda bize işgal kuvvetleri gibi bakmışlardı... Askeri sevmezlerdi. Ama bu kadar kötü, bu kadar kin ve nefretle bakmıyorlardı. Zaten daha sonra kaynaştık, bizi tanıdıkça sevdiler, komşuluk yaptık. Ama şimdi bunlardaki bakışı başka hiçbir yerde göremem! Başka bir ülkeye gitsem, ırkçı olsam, inan bu kadar kin ve nefretle bakamazlar...
Bir de o polisin bakışını unutamam! Vatan Caddesinde bulunan Emniyet Müdürlüğüne çağırdıklarında; örgüt arıyorlar, ben de “ne örgütü” diyorum. “Kimseyi tanımıyoruz ki!” Bana ne dedi biliyor musunuz? “Örgüt dediğin yerde zaten hiç kimse birbirini tanımaz!” İnanamadım! Bu kadar okumuş, polis olmuş,,, Polis akademilerinde, kolejlerinde bunu mu öğretiyorlar? “Örgüt elemanı olduğunu bilmeden örgüt olur” diyor. Benim kocam örgüt elemanı olduğunu bilmeyecek ha! Sorun bizim kimi bilip bilmediğimizden çok onların kendini bilmezliğiydi..
Atilla Komutanın tepkisi ne oldu? Gözaltına alındıktan ne kadar sonra görüştünüz?
15 gün sonra görüşebildik. Daha ilk görüşmemizde, “bu uzun, sancılı bir süreç olacak” dedi. O zamandan, “bak bunlar bizi Apo'yla birlikte bırakmaya çalışacak” demişti. Bunu sürecin başında görebilmiş ve “Apo’yla birlikte bir afla çıkmayı şerefsizlik kabul ederim” demişti.
Çocuklarınız son gelişmelere ne dedi?
Herkes farkında aslında. Bunların yaptığı her şer, bize hayır geliyor. Kıblemiz belli. Çocuklarımın da o nedenle içleri rahat. Arkasındayız. Ama keşke birkaç kişi daha Atilla kadar cesur olabilseydi... Ama korku bir virüs gibi.. Başladığı yer değil ulaştığı yer önemli. Doğrudan korkmuyoruz... Bu da Atilla'nın cesaretini açıklıyor.
Bu işin sonu nereye varacak? Tahmininz nedir?
Gezi olaylarından sonra çok umudum arttı. Belki 5 senedir bizi kimse anlamadı, ama şu anda bir davanın yüzde 80 güvenilik yitirmesi demek yalnız olmadığımız anlamına gelir. O yüzde 20'de hala sımsıkı sarılamıyor sonuçlara.. Kimi birilerine yaranmak kimi ise şov için destekliyor... Bir tedirginlik var. O yüzden umutluyum.
Kitapçının merakı
“ Bir gün bir kitapçıya gittim, Atilla'nın sipariş ettiği kitapları alacaktım. Kitapçı bana, ‘ben bu adamı görmek istiyorum. Bu kitapları okuyacak kapasitedeki kişiyi görmek istiyorum, çok özel bir insan olmalı’ dedi. ‘Yardımcı olursanız bu kitapları kendim götürmek istiyorum’ diye ekledi. ‘Götüremezsiniz, kendisi içeride’ dedim...
Aydınlık
