Diktatör diyenin vay haline
Rize'de konuşan Erdoğan yine polisin Gezi'de uyguladığı şiddeti savundu.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, demokrasiye kapalı bir üniversitenin bilime asla açık olamayacağını belirterek, “Farklı görüşlere, farklı fikirlere, farklı yaşam tarzlarına tahammül gösteremeyen bir üniversite bilim üretse bile o bilimden beklenen rehberliği, yol göstericiliği üretemez.
Fikirlerin tartışmasından hakikat üreteceğiz. Kendi milletinin değerlerinin, kendi vatandaşlarının yaşam tarzının, kılık kıyafetinin, sakalının, bıyığının düşmanı olan bir üniversite sadece laboratuvarlarında değil, maalesef sınıflarında, amfilerinde robot üreten bir üniversite olur” dedi.
Başbakan Erdoğan, Rize’de “Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Geliştirme Vakfı Meclis Toplantısı”na katılarak bir konuşma yaptı.
Yeni eğitim-öğretim yılının başlamasına az bir süre kaldığına değinen Erdoğan, “Bizim Türkiye gerçeklerine vakıf, kendi toplumunu ve dünyayı iyi okuyabilen, iyi anlayabilen, ülkesinin ve dünyayı iyi takip edebilen gençlerin yetişmesine daha fazla eğilmemiz, yoğunlaşmamız gerekiyor” dedi.
Özellikle demokrasi ve demokratikleşme konusunda eğitim önemini vurgulayan Başbakan Tayyip Erdoğan, “İlkokulun hatta anaokulun ilk dersinden üniversitenin son dersine kadar bizim çocuklarımıza, gençlerimize demokratik kültürünü, hoşgörüyü, birbirinin yaşam tarzına saygıyı, birbirinin hayat hakkına saygıyı anlatmamız gerekiyor” ifadelerini kullandı.
Erdoğan, “Bizim en önemli aşmamız gereken şey özgürlük konusudur” derken, “Özgürlük nedir peki? Bunu sorduğumuz zaman; özgürlük, istediğim yerde istediğim gibi at oynatmak değildir. Özgürlük, bir başkasının özgürlük alanına kadar o alanda istediğimi yapabilmektir. Bu da kamu düzenini bozmak suretiyle değil kamu düzenine saygı duymak suretiyle ama bir başkasının özgürlük alanına girdiğiniz anda bu hem kamu düzenini bozmayı getirir hem şiddeti getirir hem kargaşayı getirir.
Biz, bir başkasının özgürlük alanına saygı duyduğumuz zaman bu ülke tutulamaz. O zaman refah, huzur bu ülkemizde egemen hale gelir. İşte bizim şiddetle muhtaç olduğumuz şey budur ve bunu başarmalıyız” diye konuştu.
-“DEMOKRASİYE KAPALI BİR ÜNİVERSİTE BİLİME ASLA AÇIK OLAMAZ”-
Çocuklar tahsil gördükçe daha da cahilleşiyor, kendisine, ülkesine, toplumuna, özüne daha da yabancılaşıyorsa orada ters giden bir şeyin olduğunun altını çizen Erdoğan, böyle bir eğitim tarzının kabullenebilecekleri bir eğitim tarzı olamayacağını ifade etti. Türkiye’deki üniversitelerin yıllar boyunca kendilerini dışarıya, topluma, ülke ve ülke gerçeklerine kapattığını, milletten, Türkiye gerçeklerinden kopuk izole bir noktaya geldiğini söyleyen Erdoğan,
“Şehrin sanayisi, ekonomisi, ticaretiyle ilgilenemediler; ülkenin siyasetiyle, dış politikasıyla, soysa ekonomik sorunlarıyla ilgilenemediler. Milletle bütünleşmek, kucaklaşmak yerine, milletten uzaklaştılar. Bilimle, eğitimle millet arasında uçurumların oluşmasına neden oldular. İşte bunu tersine çeviriyor, şimdi tabii mecrasına döndürüyor, üniversitelerimizle milletin, ülkenin kucaklaşmasını, örtüşmesini sağlamak için gayret sarf ediyoruz. Üniversitelerimizin özellikle demokratikleşme, bir arada yaşama, hoşgörü noktasında daha etkin, daha işlevsel, daha ışık tutucu, yön gösterici bir hal almasını sağlamak zorundayız.
Demokrasiye kapalı bir üniversite bilime asla açık olamaz. Farklı görüşlere, farklı fikirlere, farklı yaşam tarzlarına tahammül gösteremeyen bir üniversite bilim üretse bile o bilimden beklenen rehberliği, yol göstericiliği üretemez. Fikirlerin tartışmasından hakikat üreteceğiz. Kendi milletinin değerlerinin, kendi vatandaşlarının yaşam tarzının, kılık kıyafetinin, sakalının, bıyığının, düşmanı olan bir üniversite sadece laboratuvarlarında değil, maalesef sınıflarında, amfilerinde robot üreten bir üniversite olur" değerlendirmesinde bulundu.
-“TALİMSİZ TERBİYE, TERBİYESİZ TALİM HİÇBİR ANLAM İFADE ETMEZ”-
Erdoğan, eğitimin insanın robotlaştırmak, bilgisayarlaştırmak, insanı bir bilgisayar gibi görüp onu formatlamak olmadığının altını çizerken, “Ama şunu söyleyeyim; bilgisayar teknolojisi insan beynini inceleyerek üretilmiştir. Burada eğitim insanı bilgiyle donatırken, o bilginin insanı, vicdani değerlerini yüceltmesini sağlayacak gücü kazanmasını temin etmektir. Eğer eğitim sadece bilgiyi aktarmak, bilgiyi ezberletmek olsaydı bilgisayarlar zaten bunu yapıyor, eğitime ihtiyaç kalmazdı. Tam tersine eğitim bilginin desteğiyle analiz yapabilmeyi, bilgiyi insanlığa faydalı bir araç olarak kullanmayı öğretebilen, yani talimle terbiyeyi bir arada verebilen bir süreç olmak zorundadır.
Talimsiz terbiye, terbiyesiz talim hiçbir anlam ifade etmez. Bu yönüyle üniversitelerimizi biz ülkenin ve dünyanın her meselesinde daha aktif ve güçlü roller üstlenen, daha da önemlisi ışık tutan, yol gösteren, rehberlik eden kurumlar olarak görmek istiyoruz” dedi.
-“İLİM ADAMI İLİM NAMUSUNDAN, TAVİZ VERMEYEN İNSANDIR”-
Mısır’da yaşananların sadece siyasetin konusu olmadığını, siyasetin olduğu kadar sosyolojinin, uluslararası ilişkilerin, özellikle tarihin ve demokratikleşme mücadelesinin konusu olduğunu anlatan Erdoğan, “İlim adamı ilim namusundan, fikir namusundan bedeli ne olursa olsun taviz vermeyen insandır. Ben bir siyasetçiyim, eğer biz bile kalkıp da bilme ters bir şeyi istiyorsak ilim adamının şunu söylemesi en önemli görevidir: ‘Öyle değil böyledir’ demesi lazım. El pençe divan durup, ‘Ferman buyurdunuz efendim’ dememesi gerekir. Şu anda biz dünyada bunu yaşıyoruz, ülkemizde de bunlar yaşandı. İşte bunların aşılması lazım. Bunlar aşıldığı zaman üniversiteler güçlüdür. Bunları aşamazsak üniversitelerimiz gariptir, fukaradır, fakirdir” ifadelerini kullandı.
-“MISIR’A KARŞI SERGİLENEN TAVIR BİLİME KESİNLİKLE AYKIRIDIR”-
Demokrasinin beşiği olan Batı’nın Mısır olayı ile birlikte kendisiyle çelişmeye başladığını vurgulayan Başbakan Tayyip Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti:
“İki ay içinde bir askeri darbe yaşanmış, 6 binden fazla masum insan yaralı ve hayatını kaybetmiş, 10 binlercesi sürekli olarak siyasi mahkumiyetler, darbelerle şu anda yara alıyor ama buna Batı hala dur diyemiyor. Mısır’daki darbeyi dünyaya meşru göstermek için sempatik gösterebilmek için başta medya olmak üzere çeşitli platformlarda demokratik darbe, devrimci darbe, sandıksız demokrasi gibi gerçekten ucube, gerçekten aklın ve mantığın kabul edemeyeceği kavramlar üretilmiştir. Ya darbenin demokratik olanı olur mu? Darbe darbedir.
Kılıf uyduruyorlar ya, ben dedim oldu mantığı bu da diktatöryal bir yaklaşımdır. Bilimin buna marşı çıkması gerekir. Mısır’a karşı sergilenen tavır sadece akla mantığa değil, bilime kesinlikle aykırıdır. Mısır’daki olaylar karşısında susmak, çok ağır bir vebalin altına girmektir. Özellikle bilim insanlarının, üniversitelerin bu hadiseler karşısında daha gür bir ses çıkarmalarını beklerdim, ama bu olmamıştır. Zira bugün susulur ise yarın konuşmaya, itiraz etmeye kimsenin hakkı olamaz. Bugün darbeye darbe diyemeyenin yarın bir hastalık veya bu hastalık bütün vücuda sirayet ettiğinde, darbeye darbe demesi hiç bir anlam ve ağırlık ifade edemez. Mısır’daki müdahale bir darbedir diyemeyen, geçmişten ziyade geleceğe ihanet eder.
-“MURSİ HATA YAPTIYSA 3 SENE SONRA SEÇİM VAR”-
Darbelerin hiçbir meşru, haklı, makul gerekçesi olamaz. Hem Türkiye’de, hem dünyada ‘Mursi de hata yaptı’ diyerek vicdanlarını rahatlatmaya çalışanlar var. Bir ülkeyi 70 yıl otokratik rejimle yönetiyorsunuz, 70 yıl bu süreç devam ediyor, zulüm var, dayatma var, ölüm var. 70 yıl üzerine halkın iradesi sandığa tecelli ediyor, sandıkta tecelli eden bu irade yüzde 52 ile Mursi’yi getiriyor. Mursi’ye 1 yıl dahi tahammül edemiyorlar. Mursi hata yaptıysa 3 sene sonra seçim var. O seçimde onları iş başına getirenler, getirdikleri gibi götürürler. 3 yıl daha tahammül et. 70 yıl tahammül ettiler. 3 yıl daha tahammül et. Getiren götürür. Memnun olan devam eder. Niye sabredemiyorsunuz.
Dert başka. Çünkü alıştıkları bir yolsuzluklar silsilesi var. Eğer biz Türkiye’de biri dörde katladıysak, bu dönemde geçmiş dönemlerle mukayese edilemeyecek şekilde yolsuzlukların o bağlantılarını kestik. Yine yolsuzluklar var ama onları da aşacağız.”
-“ÜNİVERSİTELERİMİZ BİR TERÖR MEYDANI DEĞİLDİR”-
Başbakan Tayyip Erdoğan, Mısır’daki darbeyi ilkeleri adına çok sert bir şekilde eleştirdiklerini anımsattı. Türkiye’de de aynısının yaşandığına dikkat çeken Erdoğan, şöyle konuştu:
“Menderes de hata yaptı, dediler, 27 Mayıs darbesi meşrulaştırılmak istenmiştir. ‘Siyasetçiler de hatalıydı’ dediler, 12 Eylül meşrulaştırılmaya çalışılmıştır. Merhum Erbakan da hatalıydı dediler, 28 Şubat’ı meşrulaştırmaya çalıştılar ve Menderesi, arkadaşlarını ipe götürdüler, idam ettiler. Ona da diktatör dediler.
O günün gazeteleri var elimde. Şimdi aynı şeyi şahsıma söylüyorlar. Ben diktatör olacağım birisi kalkacak bana diktatör diyecek. Onun vay haline. Çünkü diktatörlüğün mizacında, karakterinde bu tür şeylere tahammülü yoktur, anında götürürler. Eğer görmek isteyenler varsa Suriye’ye gitsin 100 bini aşkın insan öldürüldü, diktatör var. Burada benim polisim kalkıyor biber gazı, su sıkıyor, şiddet diyorlar. Molotof kokteylleriyle yakıp yıkanlar diktatörce şiddete başvuranlar olarak değerlendirilmiyor.
Bunlar özgürlük mücadelecisiymiş. Sevsinler sizi. Bunların neresi özgürlükçü. Özgürlük mücadelesi veren fikren verir, düşünceyle, demokratik yollarla gelir sandıkta verir. Sanıkta kazanamayacaklarını bilenler, işte dağda silahla yürüyorlar, meydanlarda Molotof kokteyle yürüyorlar, yine silahla yürüyorlar. Onun için bizim üniversitelerimizin çatısı altında asla bunlar müsaade edilmemelidir. Orada herkes elinde bilgisayarı ile kitabı ile dolaşmalı, bu tür bir şey olduğunda da yönetim anında bunlara müdahale etmelidir, elindeki yetkiyi, salahiyeti en güzel şekliyle kullanmalıdır. Hiç taviz verilmemelidir. Bütün disiplin mekanizmalarını en ideal şekilde işletmelidir. Çünkü bunlar meydanı boş buldukları zaman üniversiteleri aynı zamanda terörize etmenin gayreti içerisine giriyorlar.
Üniversitelerimiz bir terör meydanı, terör alanı değildir. Oralarda ilmin tahsili vardır. Oralardaki insanlar bu topluma örnek olmaya mecburdur.
-“BİZLER YOL KESENLER FAMİLYASI İÇERİSİNDE YER ALMADIK”-
Darbeciye darbeci diyemeyenler mazlumu, mağduru eleştirerek kendilerini rahatlatmaya çalışıyorlar. Biz yüksek sesle katile katil dediğimiz müddetçe inanın bunlar da vicdanını rahatlatamayacaklardır. Biz cesur olmak zorundayız. Korkmadan, çekinmeden hakkı söylemek zorundayız.
Dünün üniversiteleri baskılarla, yasaklarla, ikna odalarıyla anılıyor ama yarının üniversiteleri bilimle, demokrasiyle, insani ve vicdani değerleri yüceltmesiyle anılsın istiyoruz. İkna odalarını kuranlar bugün Ankara’da caddede yol kesiyorlar. Neye sığınarak? Milletvekili dokunulmazlığına sığınarak. Asla bizler yol kesenler familyası içerisinde yer almadık, yer almayacağız.”
ANKA
