Necdet Bey haberiniz olsun, din devleti kuruluyor


Sevgili okuyucularım, “Bu kafalar” ülkemizde laik Cumhuriyet rejimini yok etme çabasında. Din devleti hızla kuruluyor.
Türk Silahlı Kuvvetleri başta olmak üzere devletin bütün kurumlarını ele geçirmiş olmanın rahatlığı ile koşuyorlar.
Meclis önceki gün açıldı. Bay Abdullah Gül konuşma yapıyordu ve eşi Hayrünisanım ilk kez Meclis’te türbanıyla boy gösterdi.
Alıştığımız bir görüntü değildi.
Hemen yanıbaşında, başta Genelkurmay Başkanı Necdet Bey olmak üzere komuta kademesi oturuyordu.
Türkiye’nin nereye sürüklendiğini, bu iktidar döneminde daha neler yaşanacağını, din devletinin kendilerinin de katkıları ve görmezden gelmeleriyle nasıl kurulmakta olduğunu düşünme zahmetine hiç katlandılar mı?
Bunları biraz olsun düşünmek acaba akıllarına hiç geldi mi!..
Bugüne kadar hiçbir Cumhurbaşkanı eşini Meclis’te örtülü boy gösterirken görmemiştik.
Hayrünisanım orada açık açık türban şov yaptı.
“İşte, biz de artık örtümüzle Meclis’e giriyoruz” mesajını verdi. Komuta kademesi acaba bu mesajı aldı mı, yoksa bir süredir olduğu gibi “Biz devlet memuruyuz, bunlar bizi hiç ilgilendirmez” demekle mi yetindi.
Öğretmen evlerinde içki yasağı başladı. Polis evlerinde zaten başlamıştı. Türkiye’nin dört bir yanında bu yasak zaten geçerli. Gidin Anadolu kentlerine, bir bardak bira içecek yer
bulamazsınız.
Bu kafalar içki içen herkesi “Sarhoş ve ahlaksız” olarak görür ve topluma böyle yutturmaya çalışır.
İçki yasağını Kuran’a dayanarak getirirler.
Bu yasakları getirirken kamuda türbanı serbest bırakıp kadınları robot gibi kullanır, örtünmeye teşvik ederler.
Dün önemli bir haber vardı. Erzurum Polis Okulu, Erzurum Müftüsü tarafından okunan ve yedi dakika süren dua ile açıldı.
Yakın gelecekte ilköğretim okullarını, hatta üniversiteleri bile dualarla açıp kapayacaklar.
Bir zamanlar bizim bir ordumuz vardı. Biz onu laik Cumhuriyet rejiminin kalesi, koruyucusu olarak bilirdik. Gerektiğinde tepki verirdi. İktidarların emir kulu değildi…
Şimdi ise eski camlar bardak oldu, güvendiğimiz dağlara kar yağdı.
Hayrünisanım’ın Meclis’te yanıbaşında oturan Necdet Bey ve öteki komutanlar acaba nereye sürüklendiğimizin farkında mı, değil mi?

İnsanlık ayıbı

İstanbul Gülsuyu’nda bölgeyi ele geçiren uyuşturucu çeteleri ile onlara geçit vermek istemeyen ve çoğunluğu Alevi olan mahalle halkı arasında büyük kavga var. Bazen silahlar çekiliyor, büyük kavgalar çıkıyor.
Son olarak bir cinayet işlendi. Çeteler mahalle halkından 21 yaşındaki Hasan Ferit Gedik’i öldürdü. Katiller kayıp!
Gedik’in cenaze töreni önceki gün cemevinde yapıldı.
Babası İbrahim Gedik cinayetten hükümlü olarak Bolu Cezaevi’nde yatıyormuş, oğlunun cenazesi için cezaevi aracıyla cenazeye getirilmiş.
İnsanlık ayıbı işte bu aşamada başlıyor.
Baba bir jandarma erine kelepçeli. Elini kaldıracak, jandarmayla birlikte kaldırması gerekiyor.
Ağlıyor ve gözyaşlarını silecek, elini yine jandarmayla birlikte kaldırmak zorunda. İndirirken yine aynı görüntü…
Tabutun başında dua ediliyor, baba “Amin” diyecek, elini yine jandarmayla birlikte kaldırıp yüzüne sürmek zorunda kalıyor.
İşin komik tarafı, bu ayıp belli olmasın diye babanın kelepçeli bileği beyaz bir bezle örtülmüş. Kelepçenin üzerine bez koymuşlar!
* * *
Evet, bu bir insanlık ayıbıdır.
Bunun adı manevi işkencedir.
Baba tanınmış bir insan olsaydı, bu olay sonrasında kıyamet kopardı. Ama o sadece sıradan bir Alevi vatandaşımız.
İşkence ille de dayak atarak, sopayla döverek, yerlere savurarak yapılmaz.
Bir babanın insanlık onurunu zedeleyen, onu evladının cenazesinde bile bu durumlara düşüren davranışların tamamının adı işkencedir.
“Biz işkenceyi kaldırdık” palavralarına sakın ola ki inanmayın.
Bu yazıyı dün öğle saatlerinde yazıyorum. Hasan Ferit Gedik’in cenazesinin, aradan iki gün geçtiği halde toprağa verilmesi henüz mümkün olmamıştı. Polis cenaze alanını TOMA’larda, akrep araçlarıyla kuşatmış, gösteri olur diye götürülmesine izin vermiyordu.
İleri demokrasi… Demokrasi paketi!.. Açılım!..
Utanın be!

Yandaş basın mahkemeye saldırıyor

Sevgili okuyucularım, 28 Şubat davası Ankara’da devam ediyor.
Duruşmaları gazete haberlerinden izliyorum.
İktidarın yandaş-yalaka-emir kulu-robot medyası bu davada da Silivri mahkemelerinin benzerini görmeyi umuyordu.
Hukuku çiğneyen, duruşmaları taraflı yöneten, sanıklara ve avukatlarına duruşma aşamasında bile sürekli ceza yağdıran, tahliye taleplerini asla kabul etmeyen
Silivri mahkemelerini özlemişlerdi!
Oysa 28 Şubat davası Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde adam gibi başladı, adam gibi devam ediyor.
Mahkeme heyeti sanıkları azarlamıyor, saygılı davranıyor. Dolayıyla sanıklar ve avukatları da mahkemeye karşı aynı saygıyı gösteriyor.
Üstelik davayı tarafsız bir hukuk gözüyle sürdürdüğü için gerektiğinde tahliye kararları
veriyor.
Davanın başlangıcında 103 sanık vardı, hemen hepsi 28 Şubat döneminin komutanları idi.
Önceki gün sekiz kişi daha bırakıldı, böylece bugüne kadar 56 kişi tahliye edilmiş oldu.
Şu anda tutuklu sayısı 19 kişi.
* * *
Silivri mahkemelerinin hukuksuzluğuna alışan yandaş-robot basının şimdiki boy
hedefi, yargılamayı yapan Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Tayyar Köksal ve mahkemenin iki üyesi.
Sürekli saldırıyorlar, iftira atıyorlar. Şu manşetlerine bakınız:
- Hastayım diyen tahliye ediliyor…
- Sanık paşa muhabirimize saldırdı…
- 28 Şubat buharlaşıyor…
- Hakim Bey şaşırttı…
- Sanıklar minderde oturuyor, bu nasıl iştir… (Yaş ortalaması 70, tahta sıralarda günlerce nasıl oturacaklar!)
- Çetin Doğan duruşmada eşiyle telefonda konuştu, ilanı aşk etti… (Oysa Nilgül Doğan birkaç metre ötede duruşmayı izliyor.)
- Mahkeme heyeti sanıkların duruşmada kitap okumasına göz yumuyor…
- Müslüman mahallesinde salyangoz satan bu mahkeme neyin nesidir!..
- Tutuklu sayısı 19’a düştü…
* * *
28 Şubat duruşmalarına gitme olanağını ne yazık ki bulamadım. Ama bu yandaşlardan anladığım kadarıyla, mahkemenin hukuka uygun ve insanca davranıyor olması onları
çıldırtıyor.
Onlar Silivri mahkemelerinden alışmış, astığı astık, kestiği kestik bir mahkeme olacak, sanıkları düşman gibi görecek ve haksız yere en ağır cezaları yağdıracak.
Yargının siyasete alet edilmesi işte budur.
Şimdi burada bir endişemi dile getiriyorum:
AKP’nin arka bahçesi olan Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) günün birinde 28 Şubat davasına bakan mahkemenin başkan veya üyelerini görevden alır mı?
Olmaz olmaz demeyin, bu kafalar için olmaz olmaz!

Emin Çölaşan
Sözcü