'Öfke yüklü dualar'


Başlıktaki ifade, Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez’e ait. Beddua sözcüğünün karşılığı olarak kullanıyor.
Bu ifade ile, Hükümet - Cemaat arasındaki dua - beddua polemiğini de yumuşatmaya çalışıyor.

*

Ama kavga o kadar büyük ki; artık, vaktiyle ‘süngü’ olan minareler kınına girmiyor, kılıfına sığmıyor.
AKP’li bakanları istifa ettiren, kabinenin üçte birinin değişmesine neden olan, AKP’ye yönelik büyük yolsuzluk ve rüşvet (Pandora’nın Kutusu) operasyonunun geldiği nokta şu.
Önceki gün, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Turan Çolakkadı, operasyonu yürüten savcı Akkaş’ı görevden aldı. Gerekçe olarak şunları söyledi: “Her soruşturma bana bildirilecek, yoksa kaos olur. İki yıldır bildirilmeyen soruşturmalar var".

Neresinden baksanız, çelişkilerle dolu bir açıklama.
Yani; iki yıldır kendisine bildirilmeyen soruşturmalar varmış ama şimdi ortaya çıkıyor ve kaos uyarısı yeni yapılıyor. Kılıçdaroğlu’nun dediği gibi; “Bu ana kadar neredeydiniz?”
Üstelik, yandaş (ve patronu Ciner’in de yolsuzluk iddialarına muhatap olduğu) Habertürk Gazetesi’nin haberine göre; başsavcı, görevden aldığı savcıya görevi kendisi vermiş. Diyor ki, Çolakkadı: “Dosyayı inceleyip bilgi vermesini söyledim. Ama o basına sızdırdı”.
Bu haber de doğru ise; işte kaos bu, demektir.

*

Dün Danıştay, AKP’nin operasyon yürürken aniden yayınladığı ‘Adli Kolluk Yönetmeliği’nin yürütmesini durdurdu.
Böylece, yine mevcut sisteme dönüldü ve memurların üstlerine (ve tabii ki siyasilere) haber vermeden operasyon yapmalarının önü açılmış oldu.
Tam da bu sıralarda, Başbakan Sakarya’da miting kürsüsünde idi.
Erdoğan volkanik patlamasını burada da sürdürdü ve inanılmaz bir gafa imza attı.
Sözleri bir demokraside (hatta hiçbir diktatörlükte) görülmeyen türdendi:
“HSYK (hâkimleri) suç işledi. Suç duyurusunda bulunuyorum. HSYK'yı kim yargılayacak? Öyle bir yetkim olsa, ben yargılayacağım. Ama millet yargılayacak. Her zaman söylüyorum; ya millet, ya zillet!”
Devam etti, kanunları kendisinin çıkardığını unutmuş (veya bizler unutmuşuz) gibi:
“Biz hukuktan yanayız, kanundan yana değil. Kanun hukukla bütünleşmiyorsa, orada çok ciddi sıkıntılar vardır”.
Bunları da mı görecektik?
Bir başbakan (siyasi kişi), işi yargılamak olan hâkimlere yargılama yaptırmıyor ama kendisi hâkimleri yargılamak istiyordu!
Üstelik, iddiaların odağındaki kişi olarak.
‘Yasama’ ve ‘Yürütme’ yetkisi yetmedi, ‘Yargı’yı da kendisi yapmak istiyor!
Kim bilir; belki bir ‘cesur’ hâkim bulunursa, HSYK hâkimlerinin bir gece yarısı veya sabaha karşı tutuklandığı haberlerini de duyarız!
Allah’ım, aklımıza mukayyet ol!..
Âmin…

*

“Eline diline dursun ya” diyor, Başbakan.
Yolsuzluk iddialarını ortaya atanlara ve soruşturanlara diyor bunu.
“Henüz böyle bir ihale yok ya. Buna benzer baştan aşağıya safsata. Bir savcı adliyenin önünde basın bildirisi dağıtır mı ya? Böyle bir savcı bizim için adaletin yüzkarasıdır. Bu konuyla ilgili de suç duyurusunda bulunuyorum. Egemenlik kayıtsız şartsız yargının değildir”.
Bu ne şiddet, bu ne celal?

Önce HSYK hâkimlerini yargılamak istedi, sonra soruşturma savcısını ‘yüzkarası’ ilan etti. (Bu sözler bile, kendisine tazminat davası açılması için yeterli değil mi?)
Ve bizlerden de; yargıya müdahale etmediğine, savcı Akkaş’ı görevden aldırmadığına inanmamızı istiyor. Öyle mi?

*

AKP, sonunda “yolsuzluğun adını ‘milli irade’ yaptı!”
Yolsuzluk iddialarına karşı hesap vermemenin adı da ‘İstiklal Mücadelesi’ oluverdi!
Mahkemeler, yargı, hukuk, adalet olmayacak mı? Sürekli olarak (ve en son dün) “Millet seçimde git derse, gideriz” dedi Başbakan.
Sanki dünyada ‘hukuk’ diye bir şey yok. Yolsuzluk, rüşvet iddiaları, suçlar ‘kanunsuz’ mu olacak? Dünyada suç işlemek serbest mi?
Yok, “Olacak ama, her konuya halk karar verir” diyorsanız, o zaman ‘Millet Mahkemeleri’ mi kuracaksınız?
Bu mahkemenin başkanı siz mi olacaksınız?

*

Yaklaşık 2,5 ay önce (10.10.2013’te) ‘Günün Sözü’ dipnotunda yazmıştım.
İbn-i Haldun diyordu ki:
“Hükümet, kendi yaptığı adaletsizlik dışındaki adaletsizliği engeller”.
600 yıl önceki bu sözün ne kadar doğru olduğunu, AKP İktidarı tüm dünyaya gösterdi.
Başbakan Erdoğan, arş-ı âlâya kadar çıkan, Sırat-ı Müstakîm’e (cennet ve cehennemi birleştiren köprü, dosdoğru yol) kadar uzanan büyük yolsuzluk iddialarına karşı direniyor.
Yani, AKP Hükümeti ve Erdoğan nezdinde; polis, yargı ve adalet AKP karşıtları için geçerli hâle getirildi. Çünkü, polis ve yargı (adalet), Adalet (ve kalkınma) Partisi’ne işlemiyor, Erdoğan’ın zırhını delemiyor.
Adaletin işlemeyeceği, delemeyeceği bir adaletsizlik zırhı olabilir mi?

*

Bu arada, Başbakanın siyasi başdanışmanı, milletvekili ve yazar Yalçın Akdoğan, “Cemaat’in milli orduya kumpas düzenlediğini” açıkladı.
Bu durumda, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel’in, silah arkadaşlarını ve TSK’nın onurunu kurtarmak için hemen eyleme geçmesi gerekmez mi?
Ne yazık ki, TSK buna şöyle yanıt verdi:
“TSK siyasi tartışmaların içinde yer almak istememektedir”.
Bu sırada, ‘Jandarma’nın savcının emrini dinlemediği haberlerini de hatırlıyoruz.
Helal olsun. En büyük asker bizim asker!

*

Halkın ‘öfke yüklü dualarını’ 30 Mart seçimlerinde hep birlikte göreceğiz, inşallah.

*

GÜNÜN SÖZÜ:
-HSYK'yı kim yargılayacak? Öyle bir yetkim olsa ben yargılayacağım. – Recep Tayyip ERDOĞAN (Başbakan)
-Nice insanlar gördüm, üzerinde elbisesi yok. Nice elbiseler gördüm, içinde insan yok. –MEVLANA