Akademi Yıldırılmış(!)



Sabahları gazetemizi almaktan, akşamları televizyon haberleri izlemekten ve arada sosyal medyada dolaşmaktan çekinir olduk. Sanki ülkemiz sorunlar yumağı imiş de, birisi uçundan tutup çekince ortalığa dökülüvermiş. Güneydoğuda yaşanan alçak yoğunluklu iç savaş, Suriyeli sığınmacılar, her gün biraz daha sıkan ekonomi/özgürlük/demokrasi/insan haklarından yoksunluk ve oluşturulan korku atmosferi; yurttaşlarımızı evlerini hapsetmekte, duyarsız, bireyci, günlük düşünür konuma sürüklemektedir. Üzücü olan kamusal duyarlılığının yüksek olduğu düşünülen akademi dünyasının kampüslere hapsolup, sessizliğe bürünmesidir.

Akademisyenlerin duyarsız/sessiz kalmasının nedenini bir öğretim elemanı sendikasının akademisyenler arasında yapmış olduğu anketten anlıyoruz. Ankette öğretim elemanlarına kurum içi yaşadıkları sorunları, önceliklerine göre sıralamaları istenmiştir. Ankete katılanların yüzde 50′si mobbingi en önemli sorun olarak gösterdi. Ve katılımcıların yüzde 80’i mobbing’i en önemli üç sorun arasında saydı. Öğretim elemanlarının en önemli sorun olarak gördükleri mobbing; yetkiyi/gücü elinde bulunduran kişinin ya da grubun, diğerlerine psikolojik yollardan (şiddet, kuşatma, taciz, rahatsız etme, sıkıntı verme) uzun süreli sistematik baskı uygulaması olarak tanımlanır. Kısaca iş yerinde psikolojik terör ve yıldırma uygulamasıdır. Üniversitelerde mobbing uygulaması rektörler tarafından yapılır. Yasal dayanağını 2547 sayılı Yükseköğretim Yasası oluşturuyor. Yasa rektörleri üniversitelerde “kurum kralları” durumuna getirmekte, tek yetkili kılarak aldıkları kararların tartışılmasının/ sorgulanmasının önünü tıkamaktadır.

Üniversitelerde rektörlerin mobbing uygulamasını öğretim elemanlarının “hizaya” getirilmesi olarak ele alınmalıdır. Uygulamada ilk ölçüt, öğretim üyesinin rektörlük seçiminde kime oy verdiği ve önümüzdeki rektörlük seçiminde kime oy vereceğidir. İkinci olarak öğretim elemanlarının dünya görüşleri, üniversite içi uygulamalara karşı çıkıp çıkmadıkları, çalıştıkları birimler de “rektörün ölçütlerine” göre sorun üretip üretmediklerine bakılır. Hizaya getirmenin yaygın uygulaması öğretim elemanlarının yükseltilmesinin (yrd. doçent, doçent, profesör ataması) yapılmaması, ders verilmemesi, -örneğin pedagojik formasyon sertifika programında ders verilmeyerek ücretten yoksun bırakma- Yurtdışı/yurtiçi kongrelere katılımının engellenmesi, araştırma çalışmaları için üniversite kaynaklarının/altyapısının kullanmasına izin vermemek, ilçelerdeki okullarda geçici olarak görevlendirmek vb. uygulamaları sayabiliriz. Bunlar yetmiyorsa haklarında idari soruşturma açmak, ceza vermek. Örnek olması için bazı öğretim elemanlarının üniversite ile ilişkilerini kesmek. Yalnızlaştırmak için çevresine baskı yapmak, değişik uygulamalarla gözdağı vermek. Aklımıza gelmeyen, fakat rektörün ve üniversite üst yönetiminin aklına gelen her türlü yıldırma uygulamasını sayabiliriz.

Üniversitelerde mobbing uygulamasının yaygın olması, rektörlerin kurumsal kral olması kadar, kurum içi dayanışmanın gelişmemesi ve öğretim elemanlarının dayanışma ağlarına (sendika, dernek) üye olmamasıdır. Dayanışma ağlarından yoksunluk öğretim elemanlarının rektörün mobbing uygulamalarında yalnız kalmalarına, hak aramanın zorluğu nedeniyle yılgınlığa kapılmasına neden oluyor. Öğretim elemanının bireysel çözüm (rektör, üst yönetimle uzlaşı) arayışlarına girmeleri mobbing uygulamalarının kurumsallaşmasının/yaygınlaşmasının önünü açmaktadır.

Akademideki yaygın mobbing uygulaması öğretim elemanlarının kişiliklerini örselemekte, akademik duyarlılıktan uzaklaşılmakta, bilim üretmek yerine intihale (bilim hırsızlığı) yönelmektedirler. Mobbing uygulamaları ile özgür/sorgulayıcı düşünce akademiden uzaklaşmış, “rektör hoca” ne düşünüyor moduna girilmiştir. Akademinin özgürleşmesi, bilim üretir, ülke sorunlarına duyarlı duruma gelmesinin yolu, üniversitelerin özgür/özerk yapıda olmasıyla mümkündür. Bunu sağlayamadığımız sürece mobbing uygulamaları içinde yoğrulmuş; korkak, ürkek, yıldırılmış akademisyenler olarak, rektörün “hangi camide” Cuma namazı kılacak arayışından kendimizi kurtaramayız.

Sizce akademi bu durumu hak ediyor mu?

İrfan O. Hatipoğlu
Mustafa Kemal Üniversitesi
(iohatip@hotmail.com)