12 Mart Muhtırası ve Üniversiteler



Tüm askeri darbelerde olduğu gibi 12 Mart Muhtırası da ülkenin içine sürüklendiği anarşi/terörden üniversiteleri sorumlu tutmuştur. Üniversiteleri kurumsal olarak saldırmışlar, sorunun kaynağının üniversitelerin özerk yapısından kaynaklandığını düşünerek, “zapturapt” altına alınmalarını öncelediler. Muhtıracıların üniversiteyi bakışını en iyi yansıtan, dönemin Başbakanı –akademisyen olan- Nihat Erim’in; “Çıkacaksın kürsüye, eğitim, öğretim, bilim serbestliği var diye, bu hür, demokratik düzen denilen şey laftır, burjuva uydurmasıdır, asıl hürriyet bu değildir, asıl hürriyet Mao’nun, Che Guevera’nın, Lenin’in hürriyetidir diyeceksin ve senelerce bunu söyleyeceksin. Olmaz! Hiçbir devlette böyle bir şey olmaz. Bu çocuklar ellerinde sten tabancalarla, dinamitlerle yerden bitmediler ki! Bunlar kafaları yıkana yıkana, şartlandırıla şartlandırıla bu hale geldi” sözleridir.

12 Mart Muhtırası sürecinde üniversite ile ilgili iki önemli uygulama olmuştur. Bunlardan biri “Balyoz” hareketi, diğeri yeni üniversite yasasının çıkartılmasıdır.

Muhtıra “Yurdumuzu anarşi, kardeş kavgası, sosyal ve ekonomik huzursuzluklar içine sokmuş olmakla” suçladığı hükümete karşı verildi. Ülkede anarşi ve kardeş kavgasının önüne geçmek için “aşırı uçların hareketlerini mani olmak” içeriğiyle beklentinin dışına çıkarak ilerici gençlerin, aydınların ve akademisyenlerin üzerine yöneldi. 22 Nisan 1971 günü Başbakan Nihat Erim’in TRT'de yaptığı konuşma da "Alınacak tedbirler balyoz gibi kafalarına hemen inecektir" açıklamasıyla sol teröre karşı başlatılan ve terörle bağlantılı-bağlantısız sola karşı yapılan tutuklama, işkence, yargılama ve cezalandırmaları kapsayan “balyoz” harekâtı başlatıldı. Harekât kapsamında akademinin kamuoyunca tanınan saygın üyeleri Prof. Dr. Muammer Aksoy, Bahri Savcı, Mümtaz Soysal, Tarık Zafer Tunaya, Cahit Talas, Uğur Alacakaptan, Yaşar Gürbüz, Diyarbakır Tıp Fakültesi Asistanları Ferhan Paytak, Muzaffer Sipahioğlu, M. Tahir Hatipoğlu’nun içinde olduğu yüzler akademisyen gözaltına alındı, tutuklandı. Üniversitelerden ilerici, sosyalist, demokrat akademisyenlerin arındırma hareketine girişildi. Anarşinin kaynağı algısı oluşturulmaya çalışıldı. İtibarsızlaştırıldı. Üniversitenin yıldırılması, arındırılmasına kurumsal hale dönüştürmek, kalıcı kılmak için yeni bir “Üniversite Yasası” hazırlama süreci başlatıldı.

Üniversitelerin yeniden düzenlenmesini hedefleyen çalışmalar 1961 Anayasası’ndaki üniversite özerkliğini düzenleyen 120. Maddeden idari özerkliği ve üniversite öğretim üyelerinin siyasal partilere girmesini serbest bırakan hükmün çıkartılması ve “öğrenim ve öğretim hürriyetlerinin tehlikeye düşmesi ve bu tehlikenin üniversite organlarınca giderilmemesi halinde” Bakanlar Kurulunun üniversite yönetimine el koymasını ön gören düzenlemeyle başlandı. Bu anayasa hükmü doğrultusunda yeni bir üniversite yasası hazırlanmaya girişildi. Yasanın ruhu “milli tarih şuuruna sahip, vatanına, örf ve adetlerine bağlı, milliyetçi ve sağlam düşünceli aydınlar” (7 Temmuz 1971 tarihli ve 1750 sayılı Üniversite Kanunu Madde 3-b) yetiştirmek olarak belirlendi. Yasa ile üniversitelerin özerkliği aşındırıldı, öğretim elemanlarının çalışmalarında, cezalandırılmalarında, kurumla ilişkilerinin kesilmesinde yeni düzenlemeler yapıldı. Öğrencilerle ilgili olarak yapılan düzenlemede “üniversite içinde ve dışında öğrencilik sıfatına, şeref ve haysiyetine aykırı davranış gösterenlerin” ilişkilerinin kesilmesi ön görülüyordu. Güvenlik güçlerinin üniversite binalarına ve eklentilerine izin girmelerinin yolu açıldı.

Muhtıracılar tarafından kabul ettirilen yeni üniversite yasası ile üniversiteler üzerinde devletin denetimini ve gözetimini sağlayacak, yeni üniversiteler üstü kuruluşlar getirildi. Üniversiteler bir bütün olarak alındı, merkezden yönetilmesi için “Yüksek Öğretim Kurulu” (YÖK) ile Başbakanlığa bağlı üniversiteler üzerinde devletin gözetim ve denetimini sağlayacak “Üniversite Denetleme Kurulu” oluşturuldu. Bu düzenlemeler üniversiteler tarafından eleştirildi, karşı çıkıldı. Ve yasanın kurduğu YÖK’ün yetkileri anayasaya aykırı dinilerek; Ankara Üniversitesi ve Cumhuriyet Halk Partisi tarafından Anayasa Mahkemesi’nde iptal davası açıldı. Yüksek mahkemenin 1975 yılında ilgili hükümlerin iptal etmesiyle üniversiteler yeniden özgür/özerk yapısını kavuştu.

Üniversiteler tarihin her döneminde darbeci/muhtıracı, baskıcı, anti demokratik siyasal iktidarlarla başı derde girmiştir. Anarşi/terörün kaynağı olarak görülmüş, solcu/komünist öğrenciler yetiştirdikleri gerekçesiyle ders içerikleri, eğitim izlenceleri müdahale edilmiş, aykırı görülen akademisyenler sistemin dışına itilmiştir. Bugün üniversitelerimize yapılan saldırı, kurum içine egemen olan bağnazlık darbecilerin/muhtıracıların döneminden farksızdır. Bu nedenle akademinin darbe/muhtıralara, anti demokratik siyasal iktidarlara karşı durması temel görevidir. Eğer mücadelede tereddüt yaşarsa, akademi hızla “ortaçağ karanlığına” sürüklenir ve karanlıklar içinde boğulur.

İrfan O. Hatipoğlu
Mustafa Kemal Üniversitesi