Bölgemiz ve ülkemiz düzleminde yaşanan terör olayları ciddi travmaların yaşanmasına neden oluyor. Sıradan yurttaşlarımız çocuklarına, uzak/yakın aile üyelerine, dostlarına kalabalık yerlerden uzak durmalarına öneriyorlar. Siyasal iktidar ise terörün oluşturduğu kaotik ortamdan yararlanarak, zihninin gerisinde bulunan baskıcı/yıldırıcı anlayışını günlük yaşamımıza yerleştirmeye çalışıyor. Çok sesliliği ortadan kaldırmak, demokrasinin daraltılması, özgürlüklerin sınırlandırılması uğraşına girişiyor. İlk iş olarak darbeciler, muhtıracılar gibi üniversiteyi/akademiyi terörle ilişkilendirerek tutsak almak, korkutmak istiyor. Tutsak alma girişiminin görünen yüzü Bakanlar Kurulu’nun meclise sunduğu öğretim elemanlarına verilecek disiplin cezalarını düzenleyen yasa tasarısıdır.
Siyasal iktidarın uzun zamandır akademiyi kontrol etmek, yeniden düzenlemek istencini biliyoruz. Bu istencin özgür/özerk üniversitelerin oluşturulmasından çok; baskılanmış, korkutulmuş, yıldırılmış akademinin oluşturulmasıdır. Akademinin yıldırılması/korkutulmasının kolay yolu “terör” ile ilişkilendirilmesidir. Terör örgütünün başlattığı iç savaş, eylemlerini üniversitelere taşımak istemesi, bazı akademisyenlerin yayınladıkları bildiriler… Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması’nın (FETÖ/PDY) kontrol ettikleri üniversitelerdeki çalışmalarının “ulusal güvenliği” tehdit edici bulunması… Toplumsal barışın bozulmasında, terörün tırmanmasında –tarihten gelen- akademiyi sorumlu kılan kuşkucu bakış… Akademiye kontrol altına alınma girişiminin gerekçesini oluşturuyor.
Siyasal iktidarın TBMM’ye sunduğu akademiyi “zapturapt” altına alma, “iğdiş” etme yasa tasarısı akademiyi boğma girişimidir. Yasa tasarısı “bölücü amaçlarla eylemlerde bulunmak veya bu eylemleri desteklemek”, “yasaklanmış her türlü yayın, siyasi veya ideolojik amaçlı bildiri, afiş, pankart, bant vb. basmak, çoğaltmak, dağıtmak veya bunları kurumların herhangi bir yerinde teşhir etmek”, “Yükseköğretim kurumları içerisinde siyasi parti faaliyetlerinde bulunmak veya siyasi parti propagandası yapmak”, “siyasal ve ideolojik amaçlar dışında olan boykot, işgal, kamu hizmetlerinin yürütülmesine engelleme, işi yavaşlatma ve grev gibi eylemler yapmak suretiyle kamu hizmetlerini aksatacak davranışlarda bulunmak” hükümler içermektedir. Bu hükümlere ek olarak; “terör niteliğinde eylemde bulunmak veya bu eylemleri desteklemenin” de yer aldığı “kamu görevinden çıkarma” cezası gerektiren suçlamalarda YÖK Başkanı “disiplin amiri” sıfatıyla soruşturma açabilecek ve Yüksek Disiplin Kurulu kamu görevinden çıkarma ceza verebilecektir. Kısacası yasa içerdiği hükümlerle; göreceli/sübjektif bakış açısıyla akademisyenlerin suçlanması, çalıştıkları kurumla ilişkilerinin kesilmesinin/kovulmasının yolu açılmaktadır.
Akademi, YÖK yönetim sistemi -35 yıl- altında düşünme yetisini kaybetmiştir. 2547 sayılı Yükseköğretim Yasası öğretim elemanları yerine rektörleri, rektörler yerine YÖK Başkanı’nı, YÖK Başkanı yerine de Cumhurbaşkanı’nın düşünmesini sağlıyor. Çıkartılacak yasa ile akademi yerine yalnızca Cumhurbaşkanı ve YÖK Başkanı’nın düşünmesi yeterli görülmektedir. Örneğin 40 yıldır terörün yaşandığı ülkemizde akademi terör alanında ciddi çalışma yapmadı/düşünce üretemedi. Doktora düzeyinde sınırlı sayıda çalışma yapılmış, hazırlanan tezlerin niteliği ve içeriğini bakıldığında ülkenin yaşadığı terörün analizi, çözüm önerilerinden çok genel bilgilere sahiptir. Ülke terörünü irdeleyen ürkek/tedirgin üslupla yazılmış, resmi ideolojiyi destekleyen makale/kitaplar dışında akademinin aykırı/farklı bakış açısını yansıtan makaleler yazılmadı, kitaplar yayınlanmadı. Akla gelen her alanda enstitüler,
araştırma merkezleri kuran üniversiteler terör üzerine çalışan bir organizasyon içine girmedi. Bu durum akademi yerine başkalarının düşünmesi/düşündüklerini dayatması, onlar adına karar alması sonucu akademinin kamusal duyarlılığını yitirmesi, yıldırılmasıyla açıklanabilir.
Üniversiteler özgür düşüncenin ifade edildiği kurumlardır. Şiddeti önermediği sürece tüm konular –başta terör- konuşula bilmeli, öğrenciler ve akademisyenler düşüncelerini ifade edebilmelidir. Bunu sağlamazsanız akademik yaşam akıl/bilim egemenliğinden çıkar, yerine entrika, kumpasçı, intihalci, bencil anlayış, jurnalcilik yerleşir.
Çıkartılmak istenen yeni disiplin yasasıyla akademi daha ürkek/tedirgin hale getiriliyor. Öğretim elemanları ders izlencelerini hazırlarken kendi adına düşünenler ne der kaygısına düşecekler, terör örgütü destekçisi ihbarı yaparlar mı diye, duyu organlarını açık tutmak zorunda kalacaklardır.
Akademi buna hak etmiyor.
İrfan O. Hatipoğlu
Mustafa Kemal Üniversitesi
(iohatip@hotmail.com)