Toprak Kirlenirse…
İrfan O. Hatipoğlu Mustafa Kemal Üniversitesi
Siyasal iktidar uyguladığı doğa karşıtlığı politikalar ile Anadolu topraklarında yurttaşlarımızı yeni “Göç Destanı” yazacak. Topraklarımız, ırmaklarımız, ormanlarımız, dağlarımız taşlarımız ölçüt tanımadan uluslar arası tekellerin ürettikleri tohumlarla, kimyasallarla kirletilmekte. Topraklar yağmacı/arsız yapsatçılara verilerek betonlaştırılmakta. Kurulan HES’ler ile derelerimiz kurutulmakta. Balıklarımız, kuşlarımız yurtsuz bırakılmakta… Tarım politikası ile insanlar üretimden kopartılmakta, yoksullaştırılmakta ve yurtlarından ayrılarak kent varoşlarına göçe zorlanmaktadırlar.
Tarım topraklarımız –son 15 yılda- farklı biçimlerde ağır saldırı altındadır. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının verilerine göre 2002 yılında 26.579 bin hektar tarım alanı, 2016 yılında yaklaşık yüzde 10’a yakın küçülerek 23.900 bin hektara düşmüştür. Anılan dönemde değişik yöntemlerle 2.6 milyon hektar toprak, tarım arazisi dışına çıkartıldı. Siyasal iktidar tarafından, yağmanın daha hızlı olması için tarım arazisi toprakları, zeytinlikler ile ilgili yasal düzenlemeler yapılarak üretim dışı kullanımının önünü açmak için çalışılıyor. Gelinen nokta, topraklarımızın fiziksel, kimyasal, biyolojik ve jeolojik yapısının bozularak yok edilmesidir.
Bugün tarım topraklarımızın yok edilmesinin yöntemi toprağın kentleştirilmesidir. Büyükşehir belediyesi uygulaması ile topraklar kentleştirildi, zihinlerinde arsa, rant yaratma algısı dışında olgu oluşmayan kent yöneticilerinin eline teslim edildi. Toprağı arsalaştırma, rant yaratma dışında hiçbir deneyimi, beklentisi olmayan kent yöneticileri; toprağı verimli kılmak, toprağın kirlenmesinin önlenmesi çabası yerine kentsel kirliliğin artmasına, genişlemesine duyarsız kalmaktadır. Bugün toplam tarım arazilerinin yüzde 56,81’i Büyükşehir belediyeleri sınırları içinde. Toplam tahıllar ve diğer bitkisel ürünler ekilen alanların yüzde 54,30’u, nadas alanlarının yüzde 49,66’sı, sebze bahçelerinin yüzde 69,84’ü, meyveler, içecek ve baharat bitki alanlarının yüzde 74,81’i, süs bitkileri alanlarının yüzde 85,31’ü büyükşehirlerin kontrolündeki topraklarda üretildiği düşünülürse duyarsızlığın büyüklüğü ortaya çıkar.
Ölçüsüz/kontrolsüz kentleşmenin yoğun bulunduğu bölgelerde toprağın niteliği hızla bozulmakta, kirlenmesi yaygınlaşmaktadır. Kentsel toprak kirlenmesinin ana öğeleri arazinin kötü kullanılması, kontrolsüz betonlaşma ve alt yapı yetersizlikleridir. Öğelerin ortak ürettiği, toprak kirliliğine yol açan en önemli nedenlerden birisi kentlerin kirli sularıdır. Fosseptik yöntemiyle kent artıklarının toprakta biriktirilmesi, kentsel atık suların sulama suyu olarak kullanılması sonucu yoğunlaşan kirlilik, toprağın daha derin tabakalarına sızarak yer altı sularını da kirletmektedir. Aynı anda bu sular endüstriyel kimyasal maddeler, hastalık yapıcı virüs, bakteri ve parazitler, değişik cins ve miktardaki tuz ile ağır metaller gibi zararlı maddeler içerir. Bunlar ayrıca protozoa, bağırsak solucanı ve tenya gibi parazitlerin kendilerini veya yumurtalarını da taşıyabilmektedir. Bu parazitler tarım toprağından veya çiğ yenen sebzelerden hayvan ve insana geçerek çeşitli bağırsak hastalıklarının ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Kısacası yer altı ve yüzey kirli suları ile kanalizasyonun toprağa karışması ve çöp birikmesi “sağlıksız kentler” oluşturmaktadır.
Toprak kirliliği kentlerimizi ortak yaşam alanı olmaktan hızla çıkarmaktadır. Yaşamın sürdürülebilmesi, topraklarımızın kentlileşmesinin önlenmesi ile olur. Bunun içinde çiftçilerimizi yurtlarında tutacak, yoksulluklarını yenecek tarım politikaları geliştirmek zorundayız. Yurtlarında tutamadığımız insanlarla; sağlıksız insanların yaşadığı, yetersiz beslenen, kendi ürettiği kirlilik içinde boğulan kentler oluşturulur. Kent varoşlarına sarmış “tarım muhacirleri” destanları yazılır. Sürdürülebilir yoksulluğa kabullenmiş, “sanal” mutlu insanların yaşadığı üçüncü dünya ülkesi olunur.
