Keynes, Sistem ve Siyasal Partilerimiz

Keynes’in ünlü, “Hendeği önce aç sonra tekrar doldur” modelinde olduğu gibi, savaşlar önce büyük hendekler açar.

Aynı zamanda, süper güçlerin amaçlarına ulaşmaları için, kaldıraç görevi yaparlar.

Soğuk savaş bittikten sonra dünyamız, süper güçlerin yeni ve eskisinden farklı bir paylaşım kavgasına girdi. Soğuk savaşın yerini sıcak savaş ve işgaller aldı. 2008’de başlayan ve henüz atlatılamayan yeni büyük krizle birlikte, yeni hendeklerin derinleştirilmesi gündeme geldi.

Türkiye ne yazık ki, açılmakta olan hendeklerin içinde yer aldığı Ortadoğu’nun, tam da ortasında bulunuyor.

Bölge bugün, paylaşım kavgasının yapıldığı en gözde alan.

Dün Yalta’da olduğu gibi, bugün Ortadoğu’da yeni yapılandırmalar ve sınır değişiklikleri ile yüz yüze bulunuyoruz.

Petrol, doğalgaz, su kaynakları ve enerji hatlarının geçiş yollarına, Türkiye coğrafyası egemen. İşte bu nedenle Türkiye’nin iç dinamikleri ile büyüklerin küresel hesapları çakışmış durumda. Çakışmış ama ortak çıkarlar örtüşmüyor, arada büyük sapmalar var. Örtüştürmek için iç dinamiklerde yapay öğelerin üretilmesi gerekiyor.

Artık AKP, CHP ya da MHP’nin sadece kendi iç parti dinamikleri ve hesaplarını bağımsız olarak yapmaları zorlaştı, hatta ortadan kalktı. Bunların küresel hesaplarla örtüşen ya da çatışan yönlerini masaya yatırıp pazarlık etmek zorunda bırakılıyorlar.

Partiler ulusal ekonomik, politik, askeri ve kültürel konulardaki çıkarlarımıza ne oranda yer verebilecekler?

Küresel hesaplara uyulması için istenen ödünlerin sonuçları, kendileri açısından ne olabilir? İşçisini, çiftçisini, memurunu, esnafını, sanayicisini, inşaatçısını gerektiği gibi koruyamaz ise iktidarda kalabilir mi?

Küresel hesaplar, içerde gerçek demokrasiyi, katılımcı demokrasiyi engelliyorsa, pazarlık marjları ne olacak? Demokrasi dışı öğelerle ne oranda haşır neşir olacaklar?

İslamcılar, sosyal demokratlar, sağcılar ve hatta liberaller bile bu mengenenin içine sıkıştırılmış durumdalar. Büyük Ortadoğu Projesi ve Türkiye-AB ilişkileri konusunda bu çevrelerin oldukça karmaşık ve çelişkili bir tutum içinde olduklarını ve kaldıklarını görüyoruz. Örneğin İslamcı gelişmelerden rahatsız olan geniş bir çevrenin AB konusunda, tek yanlı bağlanmayı destekler konuma gelmeleri ilginç bir çelişki.

İşi, Ortadoğu bağımlılığı (mandası) ile Batı bağımlılığı (mandası) arasında bir tercih konumuna getirmeleri, küresel bağımlılığın örtülü bir sonucudur.

Avrupa ve ABD’de sağ güçlenirken…

Soğuk savaş sonrasında Avrupa Birliği üyelerinde sağ ve aşırı sağ giderek güçleniyor. Fransa, Almanya, İngiltere, İsveç, Avusturya, Belçika ve Hollanda’daki gelişmeler ilginç.

ABD’de son seçimlerde Cumhuriyetçiler ilerlerken Demokratlar büyük kayba uğradı. Çay Partisi platformu da aşırı sağın cazibe merkezi haline geldi.

Irak’ın işgalinden sonra İran, Afganistan, Pakistan, Suriye ve Yemen üzerinde iç pazarlıklar yapılmaya başlandı. 11 Eylül başarılı bir biçimde Irak’ın işgaline neden olmuştu. Sıcak savaşlarla sürdürülen “hendek açma operasyonları” Türkiye’nin içine kadar uzatılmak istenebilir.

Şu anda gündeme oturtulan sıcak konular İran ve Yemen. İran konusu Türkiye’yi doğrudan doğruya ilgilendiriyor. Öte yandan Güneydoğu’da ortaya çıkan yeni ve sıcak gelişmeler Türkiye, İran, Irak, Suriye ve Azerbaycan hattında “yeni hendeklerin açılmasına yol açacak nitelikte” bölgesel bir olay. Aynı şekilde, füze kalkanı meselesinde yaşanan sorunlar da bunun sonucu.

Türkiye’nin iç dinamikleri ve siyasal partileri, “oldukça edilgen ve bağımlı konuma getirilmiş durumdalar”. Soğuk savaş sonrası kurulmak istenen ve büyük ölçüde de kurulan düzenin (sistemin) bağlı değişkenleri durumuna düşürüldüler.

Örneğin, laiklik konusunda tamamen ayrı kanatlarda yer alan siyasal partiler, öngörülen sistemle birlikte yaşamak ve hatta onunla yakın işbirliği içinde olmak durumunda kalmışlardır. Karşıt görüşlerine rağmen, sistem üzerinden dolaylı işbirliği içindeler.

Türkiye’nin içinde bulunduğu demokrasi zaafları, bu bağımlılığı kaçınılmaz hale getirmektedir.

Avrupa ve ABD’de sağ ve aşırı sağ güçlenirken,Türkiye ve bölge üzerindeki yeni politikalar, ülkenin iç dinamiklerini daha da bağlı yapıyor. Örneğin Güneydoğu (ya da Kürt) açılımı, tamamen küresel dinamikler tarafından yürütülür hale gelmiştir. Adeta, Türkiye’nin bir iç sorunu değil, Türkiye coğrafyasındaki küresel bir sorun olmuştur.

İç ve dış dinamikler arasındaki “etkileşim ve bağlanma”, 1990 sonrasında hızla yükselmeye başladı. Örneğin 2012’de ABD’de yapılacak başkanlık seçimleri, Türkiye’nin yalnız dış politikasında değil, iç politikasında da etkili olacaktır. Siyasal partilerin konumundan Güneydoğu’daki gelişmelere kadar her şeyi yönlendirecektir.

***

Server Tanilli dostuma acil şifalar diliyorum, en kısa sürede görüşmek umudu ile…

Erol Manisalı
Cumhuriyet