Tayyip'in son oyunu: Ortadoğu'ya lâiklik, Türkiye'ye gericilik

Tam Ayşe Arman'ın ilk mastürbasyonuyla Tayyip'in Ortadoğu mastürbasyonunu yazmaya girişecektim ki; Tayyip'in Mısır'da ve Tunus'ta 'lâik devlet'i öğütlediği haberi düştü ajanslara. Haliyle Arman'ın mastürbasyonu ehemmiyetini yitirdi.

Malumunuz; geçtiğimiz aylarda Ortadoğu ülkelerinde başlayan Amerikancı ayaklanmaların ardından Başbakan, yanında 280 işadamı ve 7 bakanın katılımıyla 'Arap baharı turuna' çıktı.

Yandaşlarının "dünya lideri gibi karşılanacak", "Gazze'ye de gidecek", "Tahrir Meydanı'nda yüz binlere konuşacak" hayalleri de 5 günlük gezi sonunda suya düştü. Ne Gazze'ye gidebildi ne de Tahrir'de konuştu.

Ortadoğu'ya lâikliği Tayyip mi öğretecek?

Önce Mısır'a giden Tayyip; Mısır'da Kasım ayında yapılacak seçimden sonra oluşturulacak yeni anayasanın lâik bir düzen üzerine kurulmasını önerdi.

Bu tür konuşmaları Tunus'ta da yineleyen Tayyip; "Türkiye'de anayasa, lâikliği devletin her dine eşit mesafede olması olarak tanımlar. Lâiklik kesinlikle ateizm değildir. Ben Recep Tayyip Erdoğan olarak Müslümanım ama lâik değilim. Fakat lâik bir ülkenin başbakanıyım. Lâik bir rejimde insanların dindar olma ya da olmama özgürlüğü vardır. Ben Mısır'ın da lâik bir anayasaya sahip olmasını tavsiye ediyorum. Çünkü lâiklik din düşmanlığı değildir. Lâiklikten korkmayın. Umarım ki Mısır'da yeni rejim lâik olacaktır. Umuyorum ki benim bu açıklamalarımdan sonra Mısır halkının lâikliğe bakışı değişecektir." dedi.

Tabi bu demeçlerden sonra medyada bu konu epey tartışıldı. Bazı kesimler ise bu söylemler karşısında şaşırıp kaldı.

Ne olmuştu da 'lâikliğe karşı fiillerin odağı' olma suçundan mahkemelerce cezalandırılan partinin genel başkanı; kırk yıllık lâiklik düşmanı Tayyip birdenbire Ortadoğu'ya lâiklik ihraç eder olmuştu?

Lâiklik nerede Tayyip nerede?

Birincisi Tayyip'in ortaya koyduğu lâiklik anlayışının altında; lâikliğin temelini oluşturan 'devlet yönetiminin dini esaslardan bağımsız bir şekilde yürütülmesi' prensibinden ziyade, kişilerin inançlarına devletin eşit mesafede yaklaşması, inançların devlet güvencesi altında yaşayabilmesi düşüncesi yatıyor.

Bu elbette lâikliğin ilkelerinden birisi, fakat Tayyip'in lâiklik anlayışında devlet yönetiminin dini inançlar temelinde yapılamayacağına dair bir vurgu yok. Dinci bir külhanbeyinin lâiklik anlayışı da bu kadar olur zaten.

Tayyip'in lâik maskesi

İkincisi Tayyip'in bu önermeleri Ortadoğu ülkelerinin gerçekten lâik bir toplumsal yönelime girmesi isteğinden kaynaklanmıyor. Atatürk Cumhuriyeti'ni yıkarken, içeriği değiştirilerek revize edilen lâiklik kavramının bölgeye sunulması AKP için ayrı bir anlam taşıyor.

Hatırlayacaksınız, 90'ların sonlarında Türkiye'nin Şeriatçı kutuplarının ciddi anlamda Batı karşıtlığı vardı. AKP'nin iktidara gelmesiyle hayata geçirdikleri 'Ilımlı İslam' sayesinde hem bu Batı düşmanlığı törpülendi hem de Batıyla sıkı ilişkiler kuruldu. Hatta ve hatta şimdilerde İsrail'e karşı katı tutumuyla İsrail-Türkiye savaşını körükleyen Tayyip'e İsrailliler başta olmak üzere batılılar 'Türk lokumu' diyorlardı.

Şimdiyse Ortadoğu'da yeni rejimlerin inşası sürecinde başı çeken İslamcı kesimlere örnek ve model olma gayretinde olan Tayyip, bu ülkelerin Batıyla uyum sağlaması için böyle bir misyon üstlenmiş durumda.

Tayyip kozunu aslında İran'a karşı oynuyor

Bu sayede kapitalizmin, dolayısıyla emperyalizmin bölgeye nüfuzunun daha da artması gibi bir sonucun ortaya çıkağı bu denklemde Tayyip'in rolü hiç de şaşırtıcı değil anlayacağınız.

Kurulacak İslamcı rejimlerin Türkiye'nin değil de, Şeriat rejimiyle yönetilen İran'ın etkisine kapılması fikri ve olasılığı Ortadoğu'nun 'ağabeyliğine' soyunan Tayyip'in elbette işine gelmeyecekti. Ortadoğu'da yerel ve bölgesel gücü olan devletlerin her türlü manevrayı yapma ihtimali Tayyip'i böyle bir hamleye itti.

O kadar ki; Başyazarımız Gökçe Fırat'ın 2013 yılında öngördüğü Amerika'nın İran saldırısı esnasında Ortadoğu ülkelerinin bu savaştaki tutumu da mutlaka tarihin belirleyici tavırlarından olacaktır.

Mısır'da başı çeken Müslüman Kardeşler ise Tayyip'in bu söylemlerinin ardından rest niteliğinde bir açıklama yaptı: "Türkiye'ye ve lideri Erdoğan'a hoş geldin diyoruz. Fakat biz, Erdoğan'ın ya da ülkesinin bölgenin geleceğini tek başına çizmeye kalkmaması gerektiğini düşünüyoruz."

Lâiklikten geriye ne kaldı?

Tüm bu gelişmeler yaşanırken bir de Türkiye'de lâikliğin nereye geldiğine bir bakalım.

Gerçi CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'na göre Türkiye'de lâiklik tehlikede değil ama biz yine de gördüklerimizi, bildiklerimizi anlatalım.

AKP iktidara geldiğinden beri kendisinden beklenecek her türlü uygulamaya imza attı. Bir devlet kurumu olan TRT'nin, haber bültenlerinden çizgi filmlerine kadar AKP zihniyetini tıpkı Samanyolu TV ve Kanal 7 gibi kabullendiğini ve yansıttığını gördük. Bir çizgi filmdeki 'domuzcuk' karakterini bile sansürlediğine şahit olduk.

Karma eğitime karşı çıkan Milli Eğitim Bakanımız vardı, 'andımız kaldırılabilir' diyen hani. Bir de kız öğrencilerin okula gidememesine neden oluyor diye bu karşıtlığa destek olan liberallerimiz.

Milli Eğitim deyince; artık İmam öğretmenlerimiz var. İlköğretim okullarına Milli Eğitim Bakanlığı'nca ders vermek için imamlar atanıyor.

Bir de aile hekimimizden sonra 'aile imamımız' oldu. İmamlar artık camiden çıkınca ev ziyaretleri yapacak, çarşı-pazar esnaf gezecek.

Milli Eğitim Bakanlığı, Kutlu Doğum Haftası kapsamında düzenlenen etkinliklere her okuldan en az 3 öğrencinin katılımını zorunlu kıldı.

İmam Hatiplilere ise AKP sayesinde gün doğdu. Her 7 valimizden biri İmam Hatip mezunu. Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu yöneticiliklerine ise yeni düzenlemeyle birlikte İmam Hatipliler atanabilecek. Üniversite giriş sınavına ise İmam Hatipliler katsayı puanını hiç dert etmeden girebilecek.

Tabi en gerici uygulama ise üniversitelerdeki türban serbestisi oldu.

AKP iktidara geldiği dönemde Türkiye'de tartışılan konuların başındaydı türban konusu. Bir hafızamızı yoklayalım. Cumhurbaşkanının eşi türbanıyla Çankaya'ya girmeli mi girmemeli mi? Meclis'e türbanla girilsin mi girilmesin mi? Nereden nereye…

İlerici üniversitelerden gerici medreselere

Artık üniversiteyi de geçtik, ilköğretimde bile okula başında türbanı boynunda matarasıyla giden kız çocukları mevcut. Bu yıl yolu üniversitelere düşenler görecekler; artık boy boy türbanlılarımız var. Öyle parmakla da sayamıyorsunuz, 'ne oluyoruz yahu' diyorsunuz. Sahi; aydınlık kuşakları yetiştiriyordu, bilim yuvasıydı değil mi üniversiteler?

Şimdi bu yorumu okuyan bazı okurlar yine klasik argümanlarla türban savunuculuğuna geçebilirler.

Diyebilirler ki; "mini etekliler giriyor da türbanlılar neden giremiyor?"

Biz de deriz ki o zaman "türban siyasi simge, AKP'nin bayrağı."

Onlar da der ki; "velev ki siyasi simge; boynunda Haç olanlar giriyor, türbanlılar neden giremiyor?"

- Türkiye'de Hıristiyan Şeriatı tehditi mi var?

- Canım türban üniversiteye girecek de Şeriat mı gelecek, masum bir türban sadece?

- Siyasiler; türbanlılar üniversiteye girsin mi girmesin mi diye tartışırken bile binlerce çarşaflı çıkıp 'türban yetmez, çarşaf isteriz' diye meydanlara dökülüyor, hangi masumluk?

- Ama Batı'da üniversitelere türbanlılar girebiliyor?

- Peki Batı'da İslam Şeriatı tehditi mi var?

- Yok, ama sonuçta onları özgür bırakmalıyız.

- Türbanla özgürlük olmaz. Türban da çarşaf da kadının tutsaklığıdır!

Vs…

Tayyip Ortadoğu'da lâiklik pazarlamaya dursun, Türkiye'de gericilik her geçen gün güç kazanıyor. Türkiye dönüşüyor, kuşaklar kimlik değiştiriyor. Muhalefetin aylaklığı da sürecin tıkır tıkır işlemesine sebep oluyor. Bizden söylemesi.

Tamer Işıtır
Ulusal Parti