‘Üstadı’ Necip Fazıl olanın yolu da Amerika olur


Bunu da gördük ya, daha ne diyelim !
Başbakan açıklama yaptı;

‘Sınırları aşan her girişim yetki gasbıdır. Seçilmişleri, atanmışlara kul etmeyiz’
Bir an düşünüyor insan ;

‘Acaba biz mi farklı ülkede yaşıyoruz, yoksa başbakan mı farklı bir ülkeyi yönetiyor?’
Partisinin gençlerine seslenirken hali ve açıklamaları, Türkiye Cumhuriyeti’nin geldiği son noktanın da göstergesi gibiydi.

Elinde ‘üstadı’ Necip Fazıl’ın kitabı.

Nutuk olsa gurur duyacağım.

Masal kitabı olsa anlayışla karşılayacağım
Sayın başbakan, Necip Fazıl kimdir?
Ölümden geçinen, Türkiye’nin sağ sol çatışmasına girmesinde en etkili iki isimden birisi değil mi bu adam?
Terör örgütü İBDA-C’nin temelini atan, fikir babası değil mi bu adam?

Bu sözlerin sahibi sizin ’Üstadınız’ değil mi sayın başbakan?
‘Amerikan politikasını korumakla mükellefiz… Amerikan siyasetini tutmak biricik yol… Amerika’dan nazlı bir sevgili muamelesi görmek biricik dikkatimiz olmalı. Yoksa bir Amerikan bahriyelisinin iki yana açık bacakları arasında mütalaa ettiği kadından ileri geçemeyiz’
Ya da Atatürk düşmanlığını gizleyemediği şu sözleri;
‘Bak, arslan hakikate, ispinoz kafesinde;
Tartılan vatana bak, dalkavuk kefesinde!
Mezarda kan terliyor babamın iskeleti;
Ne yaptık, ne yaptılar mukaddes emaneti?
Ah! küçük hokkabazlık, sefil aynalı dolap;
Bir şapka, bir eldiven, bir maymun ve inkılap!
Başbakanın kılavuzları ve üstatları hep uçlarda.
Bir yerde devleti sinsice ele geçirmeye çalışan Fetullah, diğer yanda sözde ‘üstad’ Necip Fazıl..
İnsan ancak, ‘yazık bu millete’ diyebiliyor…
Neyse, Necip Fazıl başlı başına bir yazı konusu. Ben bugün daha çok Başbakanın açıklamaları ile ilgileniyorum.
Ne demişti Erdoğan;
‘Sınırları aşan her girişim yetki gasbıdır. Seçilmişleri atanmışlara kul etmeyiz ‘
İlk cümlesi başlı başına bir felaket.

Bir ülke düşünün ki, başbakanı canı istediği zaman bir davanın yargıcı, savcısı ya da avukatı olarak görüyor kendini.
Aynı başbakan canı istediği zaman gazetecileri, karikatüristleri, yazarları azarlayıp görev bildirimi yapabiliyor.. Hatta sağolsun çok canı çekerse bu milletin efendisi çitçileri bile azarlayıp işini öğretebiliyor.
Ya da, şu ana kadar milyonlarca sivil müslümanın katlinden sorumlu uluslararası kan emici bir örgütün eşbaşkanı olmaktan gurur duyup, kendi yetkilerini aşabiliyor.
Yani?
Yani, yetki aşımının alasını bizim başbakan zaten yapıyor. Erdoğan başbakanlık haricinde her türlü meslek grubunun yetkilerini kullanmaya çalışıyor.
Bunun siyasi terminoloji de ki tam karşılığı ise malumunuz
‘FAŞİZM’
Kısacası bu ülkede yetki aşımından en son bahsedebilecek kişi sayın başbakan.
Ve diğer cümlesi.
Ve en tehlikelisi…
‘Seçilmişleri atanmışlara kul etmeyiz’
İçeride seçilmiş CHP ve MHP milletvekilleri yatarken söylenebilecek en garip cümle sanırım.
Ama şimdi olaya bir de farklı cepheden bakalım isterseniz;
BDP milletvekilleri de içerde,
sebep KCK soruşturması..
KCK bir silahlı terör örgütü.
Savcılık, KCK-BDP ve PKK üçgenine desteğin bizzat başbakanın temsilcisi olduğunu söyleyen MİT müsteşarı Fidan tarafından gerçekleştiğini söylüyor.
Yani..?
….
Başbakanın söylemi o kadar tehlikeli bir söylem ki.

BDP, bu söyleme cezaevinde ki PKK’ya destek verdiği savcılık tutanaklarına bile gerek duyulmadan belli olan BDP’li milletvekilleri için karşı çıkıyor.

CHP ve MHP ise haklı olarak F tipi savcılar tarafından sadece Erdoğan muhalifi oldukları için, hiçbir resmi delil olmadığı halde içeride bulunan, aydın ve asker kökenli milletvekilleri için karşı çıkıyor.

Başbakan açısından gerçekten büyük başarı.

Tek bir cümleyle CHP-MHP ve BDP’yi aynı çizgide buluşturdu kamuoyunda.
Sıradan vatandaşın gözündeki tablo, CHP ve MHP’nin de BDP’li terörist milletvekillerini savunduğu..
Hep savunduğum bir görüş vardır.
‘Emperyalizmin günümüz Türkiye’sin de iki resmi çocuğu var. Birisi AKP, diğeri ise BDP. Bu iki çocuk, babalarının çıkarları için sürekli kavga halinde görünse de, aslında birbirlerinin varlığından hayat buluyorlar.

BDP ve PKK’sız bir AKP olmaz. AKP olmadan da BDP ve PKK olmaz.’
Anlayabilenler için siyaset, çok ince bir çizgi.
En akıllı siyasetçiler bile zaman zaman çizginin ters tarafına düşebiliyor. Bir partiyi ve lideri büyük yapan ise siyasi öngörüsünden geçiyor.
Hani şu Atatürk’den sonra hiçbir siyasetçide görülmeyen üstün meziyet..


Burak H. Özdemir
Kemalistler