Hamas lideri Meşal Tayyip'le buluştu!..


SEVGİLİ okuyucularım, Türkiye AKP döneminde tam bir komedi ülkesine dönüştü. Filistin ve İsrail’deki terör olaylarıyla ünlü Hamas örgütünün başı olan kod adı Halid Meşal isimli şahıs dün Ankara’ya geldi ve Tayyip’le görüştü.

Bu adam 2006 yılının şubat ayında bir kez daha gelmişti. Ancak o tarihte Tayyip kendisinden kaçmış, görüşmeyi reddetmişti. O ziyaret tam bir komediye, skandala, rezalete dönüşmüştü. Şimdi köprülerin altından başka sular aktı, bu kez Halid Meşal, bizimki tarafından kabul edildi.

Şimdi size o olayı bir kez daha aktarayım da, ülkemizin nasıl yönetildiğini görün!

Adamın geleceğini biliyorlardı ama kamuoyundan ısrarla sakladılar. Dışişleri Bakanlığı terörist Hamas heyetinin geleceğini ısrarla yalanlıyordu. Sonunda geldiler! Bu kez yapılan resmi açıklamada “Heyet hükümetin değil, AKP’nin davetlisi olarak gelmiştir” demek zorunda kaldılar.

Teröristler AKP genel merkezine gidip orada Dışişleri Bakanı Abdullah Gül tarafından kabul edildi. Genel merkezde düzenlenen göstermelik basın toplantısında gazetecilerin soru sormasına izin verilmedi. Kürsünün arkasındaki AKP yazısı ve ampul işareti de yok edilmişti.

Aslında o görüşmede Tayyip de olacaktı.

Ancak ABD, AB ve İsrail’den gelen baskı nedeniyle korktu ve görüşemedi.

Herifin Türkiye ziyareti tam bir komediye, skandala dönüşmüştü.

***

Ama iş bununla da bitmedi. Kod adı Halid Meşal olan adam, Esenboğa’dan uçağa binip Tahran’a gidecekti. Fakat rastlantıya bakın ki, tam o sırada Tayyip de aynı yerden uçağa binip İstanbul’a gitmek üzere araç kafilesiyle birlikte yola çıkmış durumda! Ama Halid‘i havaalanında bile olsa görmemesi gerekiyor. Niçin?..

Çünkü özellikle ABD ve İsrail posta koymuş, ‘Ey Tayyip, bu teröristle görüşürsen seni pişman ederiz’ demiş durumda.

Tayyip orada Hamas lideriyle karşılaşsa, sadece el bile sıkışsa olmaz. Aksi takdirde ister istemez bazı konuları konuşacaklar, ABD ve İsrail bozuk çalacak.

Herif uçağa binene kadar Tayyip‘in zaman kazanması gerekiyordu!

Bu durumda Esenboğa yolunda rastgele bir işyerine daldı. İşyeri sahipleri şaşırmıştı çünkü durup dururken karşılarında Tayyip ve ekibi belirmişti. “Nasılsınız, işler nasıl gidiyor bakalım” falan diye soruyorlardı!

Bir süre sonra Esenboğa’daki koruma ordusundan haber geldi:

“Paket gönderilmiştir Sayın Başbakanım. Arz ederiz!”

Oh beee, herif uçağına binip gitmiş ve Tayyip rahatlamıştı. ABD, AB veİsrail, artık“Bu teröristle nasıl olur da görüşürsün” diye posta koyamayacaktı!

***

Aradan bir süre geçti. 2006 yılında Halid Meşal’den köşe bucak kaçan bizim hükümet, bu kez Hamas örgütüne yardım malzemesi göndermeye karar verdi.

Bu amaçla İsrail’e doğru yola çıkarılan Mavi Marmara gemisini İsrail komandoları denizin ortasında bastı ve çok sayıda insanımız can verdi.

Orada ölenlerin tümünün günahı vebali, başta Tayyip olmak üzere bu seferi düzenleyen ve bütün uyarılara karşın geminin yola çıkmasına izin verenlerin üzerindedir.

Geçmişte Halid Meşal’e nasihat veriyorlardı:

“Silahı ve terörü bırak. İsrail bizim de dostumuzdur. Hamas olarak İsrail’i tanı ve iyi ilişkiler kur!”

Bir süre önce Halid Meşal Ankara’ya geldiğinde onu görmemek ve karşılaşmamak için her çabayı gösteren, konvoyuna yol değiştirten Tayyip, bu teröristi dün Ankara’da, Başbakanlık binasında kabul edip uzun uzun görüştü.

AKP hükümeti 2006’da İsrail’in dostu idi. Hamas’a nasihat veriyordu.

2006’da Hamas’tan kaçıyorlar, örgüt liderini Ankara’da gizliyorlar, giriş çıkışlarını kargo ve garaj kapılarından yaptırıyorlardı.

Şimdi Hamas destekçisi kesildiler, dün baş başa halvet oldular!

Ne ilkeli, ne omurgalı hükümetmiş bu!

VEFAT EDEN ANNENİN ARDINDAN

Balyoz davası tutuklusu emekli kurmay albay Dursun Çiçek’in annesi ağır hastaydı. Öleceğini, günlerinin sayılı olduğunu herkes biliyordu. Dursun albay, kendisini tutuklayan mahkemeye başvuruda bulundu:

“Cezaevinden iki gün izin verin, onu son kez göreyim.”

Henüz tutuklu olduğu için, yasalar uyarınca böyle bir izin verilemezmiş…Nitekim verilmedi. Anne hep oğlunu soruyor, ölmeden önce bir kez olsun görmek istediğini söylüyordu. Kendisine hep aynı yanıt veriliyordu:

“Dursun Amerika’ya gitti. İşleri biter bitmez gelecek.”

Bunlar insancıl olaylardır. İstediği her konuda iki günde yasa çıkaran iktidar, böyle insancıl konularda her nedense kılını bile kıpırdatmaz, iki satırlık bir yasa değişikliği yapmak aklına bile gelmez.

Cezaevlerinde yaklaşık 130 bin tutuklu ve hükümlü var. Onların da “İnsan” olduğunu, sevdikleri, ana babaları, kardeşleri, evlatları olduğunu, nice üzüntüler ve sıkıntılarla yaşadıklarını akla hiç getirmezler.

Çünkü zannederler ki bu düzen hep böyle gidecek, bugünküler krallar gibi yaşarken başkaları hep ezilecek, hak aramak onların aklına hiç gelmeyecek!

Dursun Çiçek bilinen bir isim. Böyle bilinen isimlerin sorunları kamuoyuna az veya çok yansıyor. Ya bilinmeyenler?..

Ya hiçbir hakkı olmadan, yasal haklarını bile nasıl arayacağını bilmeden cezaevlerinde yatmakta olan onbinlerce tutuklu ve hükümlü?!

***

Dursun albayın aynı zamanda avukatı olan kızı İrem Çiçek’i dün öğle saatlerinde arayıp başsağlığı dileklerimi ilettim. Telefonda çok üzgün, yorgun, çaresiz bir ses:

“Emin Bey biliyor musunuz, cenaze yarın (yani bugün) kalkacak. Mahkeme iki gün cenaze izni verdi. Ancak babamı İstanbul’daki cezaevinden Tokat’a uçakla değil de ring aracı ile göndermek istiyorlar. Ayrıca aracın yola ne zaman çıkacağını da bize söylemiyorlar. Gizlilik varmış. Biz şu anda hiçbir şey bilemiyoruz…”

Saat 14.30’da bir kez daha arayıp durumu sordum. Aynı çaresiz ses:

“Uçakla gelmesini sağlamak için çaba harcıyoruz ama muhatap bulamıyoruz…Ring aracının cezaevinden yola çıkıp çıkmadığını da öğrenemedik…”

Bu yazıyı yazdığım saatlerde durum böyleydi. İşlemin nasıl sonuçlandığını bilmiyordum.

Adına ring aracı denilen nesneyi biliyorsunuz. Mavi renkli, mahkum taşımak için kullanılan büyükçe minibüsler. Mahkemeye, başka illere, hatta hastaneye gönderilen her mahkumun içine bindirildiği demirden kafes.

Hani geçenlerde Van’dan İstanbul’a mahkum taşırken biri yandı ya!..Ve aracın içinde kilitli kalan beş mahkum cayır cayır yanarak öldü ya!..

Aracın içinde çeşitli kafesler var. Kelepçeniz çıkarılmıyor ve o daracık bölmelerden birine tıkılıyorsunuz. Üzerinize birkaç kilit vuruluyor. Bölmenin tek penceresi tavanda, dört parmak genişliğinde!..

Tutuklusunuz…Ama kesinleşen yargı kararına kadar masumsunuz. Kim takar!

Böyle bir ortamda anneniz vefat ediyor ve sizi cenaze için Silivri’den Tokat’ın Reşadiye ilçesine kadar ring aracı ile göndermeye kalkışıyorlar.

Neresinden baksanız 700 kilometre!

İşkence ille de vurmakla, dövmekle, çarmıha germekle, tırnaklarını sökmekle olmuyor. Böylesine acılı bir günde bile insanlara manevi işkence yapılıyor ki, vurmalı kırmalı olanından çok daha fazla acı veriyor.

Her gün Allah peygamber deyip Müslümanlıktan dem vuranların ayıbı mı, yoksa günahı mı!

***

Emin Çölaşan’ın notu: Durum dün akşam saatlerinde belli oldu. Dursun Çiçek Tokat’a bu sabah görevlilerle birlikte uçakla gidecek. Kendisine ve ailesine dün bütün gün bunca çile, bunca ıstırap acaba niçin çektirildi?

Emin Çölaşan
Sözcü