Sizin Hiç Çocuğunuz Öldürüldü mü?


19 yıldır adalet bekleyen aileler mağdur oldu…

Toplum olarak zaten biz bunlara alıştık. Manisalı çocukların 15 yaşında işkenceden geçtiği, kanlı 1 Mayıs’ların yaşandığı, Kahramanmaraş katliamının unutulduğu bir Türkiye’de yaşıyoruz.

Sivas davasının zamanaşımına uğraması Türkiye için “kara bir leke”den başka bir şey değildir.

Madımak sanıklarını savunan avukatların çoğunluğu bugün AKP milletvekilleridir…

Elbet bunları yazarken tüm acıları, Başbağlar kıyımını, faili meçhul cinayetleri unutmadık ve unutmayacağız.

Hele hele Uludere katliamını nasıl unuturuz!..

Yazımı yazarken en gizli, en derin duygularıma doğru sanki koşar adım yürüyorum.

Toplumu kuşatan “kin, nefret, öç alma” duygularının nasıl ivme kazandığını görüyorum.

İşte bu yüzden kaygılarım artıyor, umutsuzluğa sürükleniyorum.

Bu nedenle olup bitenleri şaşkınlıkla izliyorum…

Siyasetçisi, gazetecisi, işadamı ve toplumun tüm kesimleri ikiye ayrılmış.

Bir yandan din eksenli faşizm, öte yandan giderek ivme kazanan kaba milliyetçilik.

İkisinin de buluştukları ortak nokta olur “şovenizm” bir süre sonra.

***

Sivas davasında “zamanaşımı”na karşı çıkıp da Uludere’de öldürülenleri insan olarak görmeyenlerin yazdıklarına, çizdiklerine bakınca gerçekten onlarla bir arada olmaktan tiksiniyorum…

Bakın yazdıklarına:

“Dünyanın neresinde görülmüş çatışmada öldürülmüş ‘kaçakçıya’ tazminat ödendiği?”

Oysa ortada bir çatışma yok!

Devlet köylülerin kaçakçılık yaptığını zaten biliyor. Bir jandarma komutanlığı var tepede.

Var ama komutana sorulmuyor “kim bunlar” diye…

Heronlar saptıyor, savaş uçakları gelip bombalıyor; olay bu…

O yörenin köylüleri ise korucu… Devlet onlara maaş ödüyor…

Şimdi şu soruyu soruyorum, her Kürt yurttaşımızı potansiyel terörist gören bu ırkçı kafalara:

“Ha dinci faşistler ha sizin gibiler… Birbirinizden ne farkınız var? Bizim aramızda işiniz ne sizin? Gidin başka yerlere, içinizdeki nefreti, kini orada dökün…”

Gazeteci, en azından Uludere’de yaşananın ne olduğunu bilecek, onları PKK’yi koruyup kollayan olarak görmeyecek.

Hem Sivas’ı, hem Başbağlar’ı hem de Ulus katliamını unutmayacak.

Yüreğinde insan sevgisi olacak!

***

Kenan Evren modeli sözde Atatürkçüleri gördükçe gerçekten öfkeleniyorum…

Kaba milliyetçilikle yurtseverliği karıştıran bu kişilere bir çift sözüm olacak benim de:

“Biraz olsun vicdan sahibi olun… Atatürkçülük adı altında kaba milliyetçilik, ırkçılık yapacağınıza uzmanlık dalınızda yazılar yazın… Çalıştığınız gazeteye daha yararlı olursunuz.

Ruh durumunuza bakıyorum da, din bezirgânlarından hiçbir farkınız yok.

Uludere’de bombalanarak öldürülen, Sivas’ta diri diri yakılan, Gazi’de, Ümraniye’de katledilenler de bizim insanlarımızdı…”

Bu ülkede otobüs durağında poşuyla bekleyen üniversite öğrencisi Cihan Kımızıgül kaç aydır zindanda…

Türkiye’nin dört bir yanında 600 üniversiteli genç tutuklu…

Türkiye tüm bunlara karşı toplumsal bir tepki verebiliyor mu?

Oysa bir sınavdan geçiyoruz…

Gazi Mahallesi ve Ümraniye’de 22 kişi yaşamını yitirmişti kışkırtıcı ajanların çıkardığı olaylarda…

Aradan bunca yıl geçti, katiller ortada yok!

Nedim Şener ve Ahmet Şık tahliye oldu diye seviniyoruz…

Peki içerideki öteki meslektaşlarımız ne olacak?

***

8 milletvekilinin, 600 üniversite öğrencisinin, 100 gazetecinin, bilim insanlarının tutuklu olduğu bir ülkede demokrasiden, ifade özgürlüğünden söz edilir mi?

Canım sıkılıyor canım!

Bir yanda din bezirgânları, öte yanda Kenan Evren gibi “asmayalım da besleyelim mi” düşüncesini Atatürkçülük adına topluma aşılamaya çalışanlar…

Yazımı noktalarken İlhan Selçuk’un bir sözü geldi aklıma:

“Atatürkçülük kaba milliyetçilik değil, yurtseverliktir!”

Ve son soru:

Sizin hiç çocuğunuz, kardeşiniz, babanız, kocanız öldürüldü mü?..

Hikmet Çetinkaya
Cumhuriyet