Attila İlhan’la sohbet


Rahmetli Attila İlhan’ı ne kadar özlüyoruz! Her zamankinden daha fazla olarak ABD’nin kulu ve kölesi olma yoluna saptığımız, her zamankinden daha fazla olarak ülkenin bölünmenin eşiğine geldiğiniz gördüğümüz şu günlerde Attila Abi’yi ne kadar özlüyoruz.
Batının Suriye ile Türkiye’yi adıma adım savaşa sürükleyip meydana gelen manzarayı seyrederek “kahkahalarla şarap yudumladıkları” şu günlerde ah keşke Attila Abi olsaydı, keşke karşı karşıya oturup ülkenin şu acınası halini konuşabilseydik.
Bu özlemle, onun hakkında yazdığım Attila İlhan’la Sohbet kitabıma sarıldım ve size rahmetli İlhan’la tam da bu günler anlatan bölümünden bir kesti aktarmak istedim.
“M. Bayraktar: Batı neden korkuyor Türklerden?
A. İlhan: Asya’dır! Barbarlar diye adlandırıyorlar ve bütün sorunları Asya’dır. Çünkü Batı tarihini yakından merakla izlediğiniz zaman ortaya şu çıkıyor: Batılılar bir kere geri… İkincisi nüfusları az… Üçüncüsü genellikle çekingen ve korkak insanlar, çok cesur değiller. Onlar için Batıda bir tek devlet her şeye hükmetmiş üstlerine, çıkmış Roma. Onun için Batının kendisi için en güzel düşündüğü yer Roma’nın yeri. Roma gibi olabilmek. Bu Atilla denen adam öyle bir adam ki, geliyor Roma da dahil hepsini harman döver gibi dövüp çekip gidiyor. Böyle birisi! Onun için korkuyorlar ve onun için onların nazarında Atilla korkunç, iğrenç, tahammül edilmez bir adam. Adını köpeklere koyarlar! Fransa’da köpek adıdır Atilla.
M. Bayraktar: Geçen hafta bir Alman dergisinde köpek karikatürü çıktı Türkiye ile ilgili. Türkiye, Avrupa kapısında bekleyen bir köpek olarak çizilmiş. Tesadüf değil yani. Avrupa kapısında bekleyen köpek!
A. İlhan: Benim yanımda Attila diye köpek çağırılmıştır, duydum.
Yani o bakımdan onların; meseleyi alış tarzlarının aksine, bizde Batı dendiği zaman -telkin edilmek istenen bir fikrin aksine- ırkçıdır. Yani Batılılar ırkçılığı Almanlara mahsus olarak sunarlar da Almanlara mahsus değildir! Hepsine mahsustur. Ben bunu bir başka vesileyle anlatmıştım da… Fransa’ya ilk gittiğim sene, ilk bindiğim trende bunu elle tutulur bir şekilde gördüm. Şimdi yeri geldi söyleyeyim. Üçüncü mevki bir vagonda seyahat ediyorum, daracık bir yer. Sıkıldım. Kalkıp dolaşmak istedim trenin içerisinde. Arka tarafa gidip kapıyı açmak istediğim zaman kapıyı açamadım. Kapı kilitli. Yalnız camlı bir kapı, öbür taraf da camlı. İçeriye baktığım zaman arka vagonda oturanların Cezayirli olduğunu gördüm. Cezayirlilerin trenin diğer tarafına gitmesine engel oluyorlar. Kapıları kilitliyorlar. E, şimdi bu ırkçılık değil de nedir? Cezayir’in çok özel bir durumu vardır Fransa’nın tarihinde ve coğrafyasında. Çünkü Cezayir diğer sömürgelerden farklıydı. Cezayir Fransa’nın bir vilayetiydi sömürge değildi. Demokrasi laf!
M. Bayraktar: Yani vilayetinden bile korkuyor.
A. İlhan: Arap, Müslüman, ona karşı bir tavır alıyor. Bütün bunların sonunda kendi hesabıma ben merakla kurcalaya kurcalaya, “Neden Batıda böyle bir davranış var? Neden Batılılar böyle de biz böyle değiliz?” sorusuna cevap bulmaya çalıştım. Bunu kurcaladığın zaman bulabiliyorsun. Bu dönüyor dolaşıyor geliyor Roma’ya dayanıyor. Bu Roma’da böyle. Roma büyük bir imparatorluk olmuş, tamam doğru. Birçok yer işgal etmiş. O da doğru. Roma bütün aksi düşüncelere rağmen, bir imparatorluk olmasına rağmen, bir demokrasi. Yani orada seçimler yapılıyor. İnsanlar seçimlerle geliyor ama sonra da imparator da olabiliyorlar. E bu seçimler nasıl oluyor? Bunları kurcalayacaksın. Orda yurttaş kavramı var. Yunanistan’dan onlara geçmiş. Bunları kurcaladığın zaman, Yunanistan demokrasisini kurcalıyorsun, onu kurcaladığın zaman ortaya çok ilginç bir şey çıkıyor. Demokrasi laf. Yunanistan’da demokrasi yok. Yunanistan’da sadece erkekler için, Atina da doğan erkekler için seçim hakkı var. Kadınlar için seçim hakkı yok. Yetişkin çocuklar için seçim hakkı yok. Melezler için seçim hakkı yok. Köleler için seçim hakkı yok. Bunların hiçbiri seçime katılmıyor. Yalnız bir avuç erkek arasından bir adam seçiyor ve o adam ülkeyi yönetiyor. Bu demokrasi mi? Oligarşi. Çok açık bir oligarşi. Aynı şey Roma da var. Roma demokrasisi dediğimiz şey de bir oligarşi. Üstelik o ne yapıyor? Yani geliyor Karadeniz kıyılarında bir takım sömürgeler kuruyor, koloniler kuruyor. Derhal geldiği yerde Latince’yi mecburi dil ilan ediyor, derhal geldiği yerde Hıristiyanlığı resmi din ilan ediyor. Yani dilini ve dinini mutlaka değiştiriyor.
Şimdi bunun enteresanlığı nerede? Bunun enteresanlığı şurada: Sonra Avrupa büyüyüp dünyayı sömürge yapmaya başlayınca, Roma ne yapıyorsa aynı şeyi yapıyor. Her gittiği yerde insanlara dil ve din mecburiyeti getiriyor. Ve onları değiştirmeye çalışıyor. Bunun güzel örneği Kuzey Afrika. Kuzey Afrika aslında Arapça konuşan, kültürü Müslüman bir ülke. Birkaç ülke hariç bu ülkelerin hepsi Fransız sömürgesi oldular ve bizden alındılar. Yani Osmanlıdan alındılar. Alındıktan sonra o halk Fransızca konuşmaya başladı. Pek çoğu da Hıristiyan oldu.
Ele geçirdiği yerlerde dini ve dili değiştirmek Batının temelinde var
Bu bir şeye örnek veriyor. Doğu ile Batı arasındaki bu mukayeseyi sık sık yapıyorum ve yapmakta yarar görüyorum. Çünkü şöyle bir şey çıkıyor aşağı yukarı; Cezayir, Fas ve Tunus 300-350 yıl yanılmıyorsam Osmanlı hâkimiyetinde kalmışlardır. Yani Müslüman ve Türk bir devletin hâkimiyetinde idiler.
Buna mukabil son 100-150 yıl içinde Fransız hâkimiyetine geçmişlerdir. Şimdi oraya git pek çok Fransızca konuşana rastlayacaksın, birçok Hıristiyan olmuş Araba rastlayacaksın. Türkçe’yi hiçbiri bilmiyor. Niye? Asyalılar o mecburiyeti koymazlar. Asya kavimlerinde durum bu! Avrupa da yok bu.
Olmayınca ne oluyor? Sen bir yere girdiğin zaman, ne dinine dokunuyorsun, ne diline dokunuyorsun, ne yaparsalar yapsınlar. Seni ilgilendiren onların yönetime sadık olmaları, seninle beraber yaşamaları. Öyle yaşıyorlar ve nitekim ne oluyor? Osmanlıdan 30 tane devlet çıkıyor, 40 tane devlet çıkıyor, dili yerinde dini yerinde hiçbir şey aksamamış.
M. Bayraktar: Ama onlar medeni oluyor, biz barbar oluyoruz.
A. İlhan: Evet, işte sorun burada. İlginç tarafı şurada: Önceleri ben bunların yalnız bize İslami kesime ait gibi düşünüyordum. Sonra merak ettim. Daha dibini kurcaladım, hayır bütün Asyalılar böyle! Yani Asyalılar bunu yapmıyorlar. En korktuğum Ruslardı. Çünkü Ruslar Türk kavimlerine hâkim oldular. Aşağı yukarı 200 sene onlarla yaşıyorlardı. Ha ne oldu, bir serbest bırakıldı Türk kavimleri, dinleri, dilleri her şeyi ayakta dimdik ortaya çıktılar.
Hiçbir şeyleri aksamamış. Hatta daha enteresan bir şey var. Birçok konuda bizden daha Türk davranıyorlar! Bunu da hep aynı misali veriyorum, çok çarpıcı bir misal çünkü: Dede Korkut’un filmini biz yapmadık. Türkiye’ de Dede Korkut’un filmi yapılmadı. Sovyet yönetiminde Azerbaycan yapmış. Yani ne kadar serbestler bu çıkıyor ortaya. Şimdi netice şuraya varıyor. Aynı şey Cengiz Han’ a bakıyorsun, Cengiz Han Moğol. Cengiz Han’ın ordularına bakıyorsun Türk. Öbür tarafta Metehan’a bakıyorsun Türk. Ordularına bakıyorsun Moğol. Hiç Asya da böyle bir mesele yok Biz Asya da insanlar arasında tefrik yapmıyoruz. Bunu Batılılar yapıyorlar ve bizim toplumumuza onlar telkin ediyor, “yap” diye onlar yapıyorlar.
M. Bayraktar: Attila Bey, bu korku, Batının Doğudan korkması halen devam ediyor mu? Yoksa bitti mi? Dünde mi kaldı? Anadolu İhtilali ve Rus İhtilali Batının önünü kesti
A.İlhan: Şimdi etmeyecekti muhtemelen, eğer 19. asrın sonlarındaki sonuçlar devam edebilseydi. Çünkü 19. asrın sonu, Batının Dünya hâkimiyetinin zirvesidir. Biz ortaokula, ilkokula başladığımız yıllarda coğrafya atlaslarında Afrika kıtasının tamamı sömürgeydi. Yani bir tek bağımsız devlet yoktu Afrika’da. Asya kıtasının yarısı sömürgeydi. Böyle acayip tavır ve bir durum vardı. Onun için 19. Yüzyılın sonuna gelirken her şey harikaydı. Böyle gitseydi Dünyada Batı hâkimiyeti kesindi. İki talihsiz olay oldu onlar için. Onlar için çok talihsiz olaylardı bunlar. Birisi 1917 Rusya İhtilali’dır. Hiç beklemedikleri bir zamanda, hiç beklemedikleri bir yerde, biraz da Almanların yardımıyla Ruslar isyan ettiler. Çarlık devrildi ve beklenmedik bir devlet kuruldu. Bir komünist devlet çıktı ortaya. Tam bunu nasıl halledelim diye düşünürlerken, pat ikinci olay gerçekleşti. Türkler isyan ettiler Anadolu’ da bir ihtilal başladı. Bu iki ihtilal 20. Yüzyıl’da Batının kaderini altüst etti. İşte bizde aydınların çoğunun ihata edemediği asıl sorun bu.
M. Bayraktar: Bu ihtilali, Anadolu İhtilali’ni beklemiyorlardı.
A.İlhan: İkisini de beklemiyorlardı. İki beklenmeyen ihtilal ortaya çıktı. Onları dehşete düşüren ikinci nokta, bu iki ihtilalin birbiriyle anlaşması oldu. Yani Türkiye ile ile Rusya anlaştılar. Anlaşınca ne oldu? Bunun ne önemi var diyor bizim gençlerimiz. Ya da bilmeyenlerimiz. Ha bunun şu önemi var. Urallardan önce başlayarak taa Doğu Akdeniz’in altına kadarki bir set ortaya çıktı ve bu set dünyaya hakim olmak isteyen sömürgeler ve setin öbür tarafında olan ülkeleri perişan etti. Asya yolu kapandı, Hindistan yolu kapandı, bir sürü mesele çıktı ortaya. Bu yüzdendir ki İngiltere, Rus ihtilalini alaşağı edebilmek için Polonyalılardan, Çeklerden, Ruslardan asker topladı. Başına Rus generaller koydu. Beyaz ordular halinde Rus ihtilalinin üzerine sevk etti. Fakat kader öyle istiyormuş yahut tarihin gelişi oymuş, bu orduların hepsi yenildiler ve Sovyet İhtilali kaldı. Türkiye’nin üzerine Yunanistan’ı sevk ettiler. Yunanistan da Türkiye’ye yenildi. Ortaya şöyle garip bir durum çıktı: Birisi sosyalist mayalı, ötekisi de demokratik mayalı iki ihtilal, 20. yüzyılın başında dünyada her şeyi değiştirdiler. Bunun sonucunda ne oldu dünyada demokratik devrimler birbiri ardına gelmeye başladı. Hindistan ve Çin ile beraber onun arkasından diğer sömürgeler ayağa kalktılar ve 20. yüzyılın sonlarına geldiğimiz zaman Batı bütün sömürgelerini kaybetti. Üçüncü Bloğun lideri Mustafa Kemal!
M. Bayraktar: Siz bunları bu iki ihtilale bağlıyorsunuz.
A.İlhan: Gayet tabi. Bu iki ihtilale bağlıyorum. Çünkü bu iki ihtilale baktığınız zaman öbürlerine, örnek alıyorlar bunları. Ya sosyalist ya demokratik. İki türden oluyor. Zaten bu 20. Yüzyılın üçüncü yarısına doğru çok enteresan iki blok halinde ortaya çıktı. Sovyet Bloğu bir tarafta, üçüncü dünya bloğu öbür tarafta. Üçüncü bloğun tabi lideri Mustafa Kemal’dir ve tabi olarak Türkiye’nin üçüncü bloğun başında olması lazımdı. Bunun niye hesabını sormuyoruz biz yöneticilerimize? Türkiye Bandung Konferansı’nda Üçüncü Dünya lideri olarak bulunmak durumundaydı, sadece Mustafa Kemal Paşa’nın ihtilalinde söylediği lafları söylese başlarında gezdirirdiler Türkiyeyi. Fakat biz oraya gittik ne dedik biliyor musunuz? “Amerikalılarla aranızı bozmazsanız iyi olur” dedi. Bunu dedirttiler Türkiye’ye. Zaten çok kan kaybetmişti Türkiye. Yaptığı ihtilale layık olamadı yönetimiyle. Maalesef. Ama bu çok büyük bir etki yaptı ve 20. yüzyılın korkusu yeniden başladı.” (Attila İlhan’la sohbet, Muharrem Bayraktar, Asya Şafak Yayınları)

Muharrem Bayraktar
Yeni Mesaj