Bu Fethullah 12 Eylül'ü bile alkışlamış!


"Fethullah, 12 Eylül’ü de Alkışlamış"

SEVGİLİ okuyucularım, elimde Sızıntı isimli bir derginin taa 1980 yılı Ekim ayındaki bir nüshası var. Yani 12 Eylül darbesinden sonra çıkan ilk sayı. Dergi, Fethullah cemaatinin dergisi.

Bunlar o günlerde, bugün olduğu gibi palazlanmış ve devleti ele geçirmiş değil. O yüzden güçlünün karşısında eğilip bükülüyor, çıkarları öyle gerektiriyorsa askere selam çakmaktan, övgü düzmekten bile asla gocunmuyor!

Şimdi bakmayın bütün yayın organlarıyla, gazete ve televizyonlarıyla 12 Eylül’ü tu kaka ilan edip her gün verip veriştirmelerine…

Şimdi Fethullah dergisinin bu başyazısını sizlere -özetleyerek- aktarıyorum. Yazı Arapça ve Farsça sözcüklerle dolu, O kadar ki, okuyanlar anlasın diye, yazının sonuna bazı sözcüklerin Türkçe anlamını açıklayan dipnotlar koymuşlar. Türkçe hataları da cabası!

Ancak yazı imzasız!

Fethullah o günlerde ABD’de ikamet buyurmuyor. Türkiye’de yaşadığı için kendisini garanti altına almak istiyor!

Üslup onun üslubu. Yazıyı ya onun adına kendi adamları yazmış, ya kendisi yazdığı halde imzasını koymamış.

Yazının başlığı Son Karakol, İşte bazı bölümler. (Arapça ve Farsça sözcüklerin Türkçesini kullanıyorum.)

“Karakol sessizliğin, huzur ve emniyetin işaretidir. Orada düzen, orada huzur, onda gözlerin uyanık oluşu, genel emniyet ve dengenin en büyük teminatıdır. Orada (karakolda) kargaşa ve bunalımlar ise, arkasındaki topluluklar için en büyük felakettir…”

Sonra, 12 Eylül öncesinde yaşanan anarşi ve terör olaylarına değiniyor:

“Heyhat!..Binbir vahşet senaryosunun sahnelendirilmesi karşısında sessiz ve infialsiz (tepkisiz)kaldık. Evet, bütün bir millet olarak arenalardaki kavgayı seyreder gibi, bu kanlı boğuşmadan hiçbir şey anlamadık… Daha köklü ve gönülden bir hareket gerekliydi ki, milli bünyeyi kemiren yıllanmış kanserler bertaraf edilebilsin…”

Son bölümde ise, darbe yapan Türk ordusuna resmen “Hoş geldin, iyi ettin” diyor:

“Ve işte şimdi, binbir ümit ve sevinç içinde, asırlık bekleyişin doğuşu saydığımız bu son dirilişi, son karakolun varlık ve devamına işaret sayıyor, ümidimizin tükendiği yerde Hızır gibi imdadımıza yetişen Mehmetçiğe (Türk ordusuna) bir kere daha selam duruyoruz.”

Evet, derginin 12 Eylül sonrasındaki ilk sayısında orduya övgü düzüp teşekkür ediyor!

***

12 Eylül sonrasında selam duranlar sonra 180 derece çark etti… Çünkü güç dengeleri artık değişmişti. Bu kez cemaat olarak yeni egemenlere, yeni güçlülere selam durmaya, onların karşısında eğilip bükülmeye başladılar!

Ancak bu eğilip bükülme o kadarla da kalmadı.

28 Şubat döneminde asker yine güçlenmişti. Kamuoyu ve askerler, adına Refahyol denilen koalisyon iktidarının, bu komedi Hacı-Bacı hükümetinin istifasını istiyordu.

Güçlü askerin bu isteklerine Fethullah hazretleri de aynen katılmak zorunda kaldı… Çünkü kendi geleceğini kurtarmak için, katılmak zorundaydı.

İşte size 18 Nisan 1997 tarihli bazı gazetelerin manşetleri:

Hürriyet: “Beceremediniz, artık bırakın. Gülen, Refahyol’a emaneti iade edip çekilme çağrısında bulundu…”

Milliyet:” Gülen de uyardı. Şok çıkış. Beceremedik deyip hemen seçime gidin.”

İslamcı Akit: “Gülen: Hükümet gitsin.”

Bu şahıs ve başında bulunduğu cemaatin, günü geldiğinde araziye nasıl uyduğunu bu örnekler yeterince gösteriyor.

12 Eylül darbesi yapılmış, asker yönetime el koymuş…Ve “Hoş geldin asker, vatanı kurtardın” muhabbeti!..

28 Şubat süreci başlamış, hükümete “Derhal istifa et” çağrıları…

Size yemin ediyorum, gelecekte bir darbe daha yapılacak olsa, bu gibiler başımıza yine “En hızlı askerci” kesilecektir.

Müritleri, bunların kim olduğunu halen de anlamıyor mu?

***

İnsanoğlu tuhaftır, her zaman güce ve güçlüye tapar. Ama geçmişin egemenleri günün birinde o güçlerini yitirdiğinde, onun karşısına geçer. Saf değiştirir, eleştirir, hatta alay eder, belki de sövmeye başlar.

Artık geçmiş unutulmuştur!

Nerede Evren döneminde onun önünde sıra kapmak için dirsek atan, övgü düzen tipler!..Onun ve ailesinin yanında şimdi acaba kaç “Dost” kaldı!

Şu yakın geçmişimize bir kez daha bakın! Örneğin bir Özal hanedanı vardı. Karşılarında bir sürü yağcı, yalaka tipler eğilip bükülürdü. Kadınlar papatya olmuştu, kocalarının işlerini takip ederdi. Şimdi sorun bakalım Semranım’a, nerede artık o yalakalar!.. Hanedanın çevresinde kaç kişi kaldı!..

Bu iktidarın Kemal Unakıtan isimli bir Maliye Bakanı vardı. Yanına yaklaşmak bile her babayiğidin harcı değildi. Bütün parasal işler kendisinde biterdi. Gün geldi, saf dışı kaldı. Şimdi sorun bakalım Kemal Bey ve Ahsen yengeye, onların hatırını soran olup olmadığını!..

Nerede o Tansu’nun çevresindeki yağcılar, yalakalar, övgü düzenler!..Tansu bittiği anda gemiyi ilk onlar terk etti ve savuştular. Kimileri kapağı Tayyip’in teknesine, kimileri de başka yerlere attı.

***

Aynı olay günün birinde Abdullah-Tayyip ikilisinin de başına gelecek. Er veya geç gelecek.

İşte o zaman görecekler ki, çevreleri boşalmış, güce tapan ahlaksız ve omurgasız yağcıların tamamı ortalıktan toz olmuştur.

Bugün güçlüsünüz beyler! Küçük dağları kendinizin yarattığını zannediyorsunuz!.. Ama herkes gibi siz de bu gücünüzü kişiliğinizden değil, makamınızdan alıyorsunuz.

O makamlar er veya geç sona erecek, günün birinde sizler de iyot gibi açıkta kalacaksınız. Burası Türkiye, bu işler hiç belli olmaz!..Belki birileri ortaya çıkıp sizlerden de hesap soracak.

Bir atasözüne çok inanırım:

“Ne oldum deme, ne olacağım de!”

Emin Çölaşan
Sözcü