Laiklik Kavramı
Başbakan yardımcısı Bülent Arınç, “LAİKLİK TARTIŞILMALIDIR” diyerek, her konuda olduğu gibi Laiklik Kavramını da Sulandırmak istemektedir.
Laiklik’in tanımını, herkesin kendi zihniyetine göre, tek Bir Cümleyle yapmak, bizleri yanlış yollara götürür. Aslında ‘Laiklik’; çok Kapsamlı, bir o kadar da, KOLAY ANLAŞILIR bir Kavramdır.
Aşağıdaki Tanımlar bize bunu kanıtlayacaktır.
Anayasa’nın 24’ncü maddesi laiklik kavramını çok güzel, tanımlamaktadır şöyle ki:
“KİŞİNİN HAKLARI VE ÖDEVLERİ
VI. Din ve Vicdan hürriyeti
Madde 24 – herkes, vicdan, Dini İnanç ve kanaat hürriyetine sahiptir.
… Kimse, Devletin sosyal, ekonomik, siyasi veya hukuki temel düzenini, kısmen de olsa,
DİN KURALLARINA DAYANDIRMA veya SİYASİ veya KİŞİSEL ÇIKAR yahut NÜFUZ sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun, DİNİ veya DİN DUYGULARINI yahut DİNCE KUTSAL SAYILAN ŞEYLERİ İSTİSMAR edemez ve Kötüye Kullanamaz.” Diye yazmaktadır.
Anayasa’nın 24. maddesi Laiklik’i mükemmel açıklamış ama anlamak istemeyenlere Sayın Yekta Güngör Özden, “İnsan Hakları, Laiklik, Demokrasi Yolunda” adlı kitabında, açıklık getiriyor:
“… Laiklik; Din ve Vicdan Özgürlüğü değildir,
Din ve Vicdan Özgürlüğünün GÜVENCESİDİR.”
***
Laiklik kavramını, Toktamış Ateş’in, 1994’de basılan "LAİKLİK” adlı kitabından izlemeye başlayalım;
"… Kökeni eski yunanca “LAİKOS” “laicus” olan “LAİK” sözcüğü; DİN İŞLERİ ile UĞRAŞMAYAN “KİŞİ” (Din Adamı Olmayan İnsanlar) anlamına gelir.
… Önceleri “Rahipler Sınıfından Olmayanlar” için kullanılan bu terim, sonraları anlamını değiştirmiş DİN ve DEVLET Ayrılığı biçimine girmiştir.” Toktamış Ateş Hocamız bu konuyu çok anlaşılır bir düzeyde anlatmış kitabı okumaya devam edelim:
“… Laiklik; EGEMENLİĞİN KAYNAĞI ile ilgili bir kavramdır. Teokratik devlet, DİN ADAMLARININ YÖNETTİĞİ, ya da En azından, GÜDÜMLEDİĞİ Bir DEVLET türüdür."
Diyor ve devam ediyor:
Laiklik; "Yönetenlerin YÖNETME YETKİLERİNİ; TANRI'dan, ya da "DİN"den değil, HALKTAN aldıkları YÖNETİM BİÇİMİDİR.”
***
LAİKLİK; DİNSİZLİK DEĞİLDİR.
Atatürk, “Tevhidi Tedrisat Kanunu’nu”; (Öğretim ve Eğitimin Birleştirilmesi Yasası’nı) Hilafetin kaldırılmasından hemen sonra çıkararak, LAİKLİĞİN Din Düşmanlığı Olmadığını çok kesin bir şekilde kanıtlamıştır.
Önce Askerlikten kaçmak isteyenlerin sığındığı, miskinler tekkesi haline gelen Medreseler kapatılmıştır.
Medreseler kapatılırken,
bir tanesi, İLAHİYAT FAKÜLTESİNE,
29 tanesi de, İMAM ve HATİP OKULUNA dönüştürülüyor.
KARMA ve PARASIZ EĞİTİME geçiliyor,
DİN DERSLERİNDEN vazgeçiliyor.
Türkçe öne çıkarılıp HARF DEVRİMİ yapılıyor,
Arapça/Farsça ders yapılmasına son veriliyor.
Öğretim Birliği yasası, laikleşip bilimselleşerek eğitimin önünü açılıyor;
Osmanlının TEBAASI ya da ÜMMETİ yerine,
Cumhuriyet rejiminin YURTTAŞININ yetiştirilmesi dönemini başlatıyor.
----------
29 tane olan bu “İmam ve Hatip” okulları, Türk insanının Laikliğe Olan İnancı dolayısıyla ve İlgisizlik nedeniyle 1933 yılına gelindiğinde, ÖĞRENCİSİZLİKTEN Kapanmak zorunda kalmıştır.
Sayın Başbakan Diyor ki:
“… Bunlar o kitabın (‘KURAN’IN) OKUNMASINDAN, ANLAŞILMASINDAN korktular. Kur’an-ı Kerim’i bilmekten daha güzel ne olabilir?”
----------
Mustafa Kemal Atatürk'ün, OKUNSUN, ANLAŞILŞIN diye HUTBELERİ, ‘DUA’LARI, ‘EZAN’I ve ‘KURAN’I TÜRKÇE'YE ÇEVİRTTİĞİNİ halkımızdan saklıyor bu yanlış yetmiyor, Cumhuriyet’i kuranları suçluyor.
----------
Sayın Başbakan, 4+4+4 ucubesine soktuğu ‘SEÇMELİ” Dersler için;
“Biz kimseyi bu derslere tekme tokat sokmuyoruz. İsteyen gideeer, istemeyen gitmez” diyor. Halkı uyutmaya devam ediyor.
Düz ortaokul ve liselere ‘KURAN’ ve ‘HZ. MUHAMMED’İN HAYATI’ derslerini koyacaksın da istemeyen gitmeyecek! öyle mi?..
Buna halk arasında “küçük at da civcivler de yesin” derler!..
Anadolu’da ve büyük kentlerin varoşlannda bu kadar MAHALLE BASKISI varken o aile ben çocuğumu o derslere “Göndermiyorum” diyebilir mi?
----------
“Dindar Olmayanlar” yaftasını boynuna geçirmek istemeyen aileler zorunlu olarak çocuklarını bu “seçmeli (!) derslere” yöneltecek!..bunu Bakan bilmiyor mu?
Henüz, aklı, sokakta arkadaşlarıyla topaç çevirmekde olan, 9 yaşındaki çocuğu, pek çok ana veya babanın Seçmeli bu dersi almaya zorlayacağını adı gibi biliyor!
İşin içine DİN İSTİSMARI girdi mi, o artık, “TERCİHLİ” olmaz, “ZORUNLU” olur! Zaten din sömürücülerinin, din tacirlerinin kıs kıs gülmesi de ondan!
----------
Sayın Başbakan, bu yasaya karşı çıkanları “statükocu” diye aşağılamaya kalkıyor, biz de ona diyoruz ki; keşke sen de “gerici” değil de “ilerici” olsaydın!
----------
Kur’an dersleri başlayınca, okullarda ESKİ YAZI - ARAPÇA yazı öğretilecek.
Bu kurnazca yöntemle, devletin okullarında bile küçük çocuklara Eski Yazı Öğretilecek, böylece, HARF DEVRİMİ, YAZI DEVRİMİ yok edilmeye çalışılacak
Bunların hesabı bir gün, elbette, sorulacak!.
----------
Sayın Başbakan, bilinen ve herkesin kabul edeceği, olması gereken, doğru şeyleri, - ilk defa kendisi söylüyormuş gibi - söyleyerek, Karşısındakileri olmadık şeylerle suçlayıp ÜSTE ÇIKIYOR ve bunu her zaman yapıyor,
Ne yazık ki, güzel halkımızdan da hep ALKIŞ alıyor, “OY” alıyor!
----------
AKP Genel Başkanı’nın arzu ettiği gibi, hükümetler “dindar” dedikleri kuşaklar yetiştirmeğe kalkışırlarsa, devlet de laik olamaz; aile düzeni de laik olamaz; ekonomi de laik ilkelere göre işlemez; Cumhuriyet’in diğer değerleri de laik ölçülerden uzak kalır.
Yani tüm toplumsal yaşam, akıl ve bilimin yerine inancı koymaya kalkan, demokrasi dışı, baskıcı bir yönetim altına girer.
----------
“TEK BİLDİKLERİ KUR’AN ve PEYGAMBER’LE HALKI ALDATMAK
Necati Doğru, 31 Mart 2012’de SÖZCÜ’de yazdı:
“… Tek bildikleri KUR’AN ve PEYGAMBER’i ALET ederek Halkı Aldatmak. İşte;“EĞİTİM REFORMU”adını verdikleri ve kimsenin ne amaçla yapıldığını çözemediği adımdan; 2 anlaşılır madde çıktı:
* Çocuk 5 yaşında okula başlayacak.
* “Kur’an Dersi ile Peygamber’in Hayatını” okullarda seçmeli Ders Olarak alabilecek.”
***
ATATÜRK’E GÖRE LAİKLİK:
“… Dünyada her şey için, Maddiyat için, Maneviyat için,
Hayat için, Başarı için En Hakikî yol gösterici “İLİM”dir, “FEN”dir.
İlim ve fennin dışında kılavuz aramak GAFLETTİR, [aymazlıktır] CEHALETTİR [bilgisizliktir] DALALETTİR [doğru yoldan sapmaktır]
----------
“… Din bir VİCDAN meselesidir. Biz DİNE SAYGI gösteririz. Biz sadece DİN İŞLERİNİ MİLLET ve DEVLET işleriyle karıştırmamaya çalışıyoruz”
----------
“… Din gerekli bir kurumdur. Dinsiz ulusların sürekliliğine olanak yoktur.
Yalnız şurası vardır ki; DİN, ALLAH ile KUL Arasındaki BAĞLILIKTIR”
----------
… Bin, iki bin, binlerce sene evvelki İLİM ve FEN dilinin çizdiği kuralları,
Şu kadar Bin Sene sonra bugün, aynen uygulamaya kalkışmak, elbette İLİM ve FENNİN içinde bulunmak değildir.” 1924 (“Atatürk’ün Fikir ve Düşünceleri” Utkan Kocatürk)
----------
Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan;
“Bir insan hem LAİK hem MÜSLÜMAN olamaz” diye devamlı Fetva veriyor
----------
Sayın Başbakan’a Din Adamları cevap veriyor:
(Yaşar. Nuri ÖZTÜRK’ün, “İSLAM NASIL YOZLAŞTIRILDI adlı kitabından: )
“… Laik bir birey; Müslüman, Hıristiyan, Musevi veya Budist olabilir.
Dindar olmak; laik olmayı,
Laik düşünceye sahip olmak da Herhangi bir ‘DİN’E mensup olmayı engellemez.”
----------
Şimdi de; KONUYU DİNDAR bir insan olan, Ali Fuat Başgil’in, "Din ve Laiklik", adlı kitabından izleyelim;
"… Laikliği dinsizlik sanmak, onu yanlış anlamaktır. İnsan, İLİŞKİLER ve İŞ Hayatında LAİK olur, Diğer taraftan, KİŞİSEL ve ÖZEL hayatında DİNDAR olarak yaşayabilir.”
----------
EĞİTİMDE LAİKLİK:
“… Eğitim ve öğretimin “Dinsel” değil, “Bilimsel” olmasıdır.”
“… Laik bir devlette; Eğitim; devletin gözetim ve denetimi altında Dini Baskıdan Uzak, Çağdaş düzenlemelerle yürütülür.
----------
HUKUK DÜZENİMİZDE LAİKLİK
“… Hukukun LAİK Olması demek; devletin, Kanun koyarken,
Dini Esaslara Uyma Zorunluluğunda OLMAMASI demektir.”
----------
LAİKLİK KAVRAMININ, TÜRKİYE CUMHURİYETİ ve
MİLLETİNİN HAYATINA GİRİŞİ Kısaca şöyle olmuştur:
1924 Anayasasının laiklikle bağdaşmayan hükümleri 10 NİSAN 1928’de değiştirildi.
Yapılan değişiklikler;
* 1924 Anayasası’nın 2. maddesi ("TÜRKİYE DEVLETİ’NİN DİNİ İSLAM’DIR, cümlesi metinden Çıkartıldı
* 16. Maddedeki, Milletvekillerinin ve 38. Maddedeki Cumhurbaşkanının yemininden
"VALLAHİ" kelimesi Çıkartıldı
* 26. Madde (Din İşlerinin Düzenlenmesinin TBMM’nin görevleri arasında sayılması) da kanun metninden Çıkartıldı.
* 26. Maddedeki "Ahkâmı Şeriyenin Tenfizi"(ŞERİAT hükümlerinin yürütülmesi) sözcükleri de Anayasa'dan Çıkarıldı.
----------
İnananların ibadetlerini kendi dilleriyle yapmalarını doğal bir hak olarak gören Mustafa Kemal'in, Aydın Din Adamlarıyla yaptığı görüşmelerden sonra,
* 3 Şubat 1928'de HUTBELERİN TÜRKÇE okunmasının kabul edilmesini,
* ‘DUA’LARIN, ‘EZAN’IN ve ‘KURAN’IN TÜRKÇE'YE ÇEVRİLMESİ çalışmaları izledi.
Anayasada son değişiklik 5 Şubat 1937’de yapıldı. Devletin RESMİ DİLİ ile BAŞKENTİNİ belirleyen 2. maddeye ‘6 ok’la simgelenen ATATÜRK İLKELERİ eklendi.
Bu ekleme ile 2. madde değişti:
“Türkiye Devleti, Cumhuriyetçi, Milliyetçi, Halkçı, Devletçi, LAİK ve Devrimcidir.
RESMİ DİLİ TÜRKÇEDİR. BAŞKENTİ ANKARA’DIR”
***
Şu ana kadar saydığımız olumsuzluklardan kurtulmak istiyorsak:
Ordumuzu, Yargımızı, Milletimizi, Vatanımızı Korumak ve Yaşam Seviyemizi yükseltmek istiyorsak, iktidar olmaya en yakın bir partiyi, İktidara Getirmeliyiz!.
Çünkü; İKTİDAR OLMADAN HİÇ KİMSE HİÇBİR ŞEY YAPAMAZ!
CEMİL DENK, (E. Albay)
