Londra Konferansı ve İkinci İnönü Zaferi
Cumhuriyet tarihimizde 1921 yılı savaşlar (daha doğru bir deyimle muharebeler) ve anlaşmalar dönemi olarak kabul edilebilir.
Konumuzla ilgili en önemli olaylardan biri,“Sevr” in revize edilmiş bir şeklini Türklere kabul ettirmek isteyen işgal güçlerinin Londra’da yaptıkları bir toplantıya ilk defa BMM Hükümeti temsilcisinin de davet edilmesidir. Milli Mücadele Döneminin en önemli safhalarından biri olan bu dönemde hem Osmanlı Hükümeti hem de Ankara Hükümeti temsilcilerinin davet edilmesi Dış güçlerin kendi siyasi hesaplarının sonucudur.
Barış görüşmelerinin şartlarını tespit etmek üzere 21 Şubat 1921’de Saint James Sarayında toplanan konferansta İngiltere, Fransa, İtalya ve Japonya temsil edilmekteydi. Konferansçılar ilk önce Yunan temsilcisi Kalegeropulos ile görüştü.(1) Tabii ki toplantıda İngiltere’yi Lloyd George temsil ediyordu ve sorduğu sorular ve müdahaleleri ile Mustafa Kemal’in direncinin nasıl kırılacağı imkânları araştırılıyordu.(2) Ertesi günkü toplantıya 80 yaşına gelmiş ve rahatsız olan Sadrazam Tevfik Paşa’nın katılmak istemesi herkesi etkilemişti. Kendisine söz verildiğinde, “söz, asıl milletvekillerine aittir. Bundan dolayı Anadolu heyetine söz verilmesini teklif ve rica ederim” demiş ve bir daha da konuşmamıştır.(3)
Bu basit cümle Anadolu Hükümetinin yurtiçinde kazandığı en büyük politik zafer kabul edilebilir. Bu tarihten sonra Anadolu’da artık bir tek ses, söz söyleme hakkına sahip olacaktır. Padişah ve hükümeti de artık Anadolu ile mücadele etmenin yanlış olduğunu anlamış ve düşmanca tavır ve davranışlardan vazgeçtiğini, egemenlik haklarından Ankara lehine (Milli Mücadele dönemi için) vazgeçtiğini açıklamış olmaktadır. Tabandan (halktan) gelen baskı, sonunda tavandan (Saray’dan) gelen baskıyı yok etmiştir. Artık Türk demokrasi tarihinde daha az engelli bir döneme girilmiştir.
Bütün bu olumlu gelişmelere rağmen, iş başındaki aydınlarımız bazı konulara hala duygusal, ürkek ve hatta kişisel yaklaşmaktadırlar. BMM temsilcisi Dışişleri Bakanı Bekir Sami Bey “Misakı Milli” ilkelerine aykırı düşecek anlaşmaları kabul edince, hem kendisini, hem de hükümetini müşkül durumda bırakacaktı.(4)
Londra Konferansıyla aynı günlerde TBMM temsilcileri Büyükelçi Ali Fuat Paşa ve Yusuf Kemal (Tengirşek) Beyler Moskova’da Sovyetlerle bir anlaşma imzalamanın arifesindeydiler. Bu görüşmeleri yakından izleyen İngiltere Başbakanı Lloyd George ve arkadaşları Bekir Sami Beyin kendi inisiyatifi ile Sovyetler aleyhinde verdiği beyanlar anında Lenin ve arkadaşlarına duyuruldu. Lenin bu tutarsızlık karşısında tereddüde düştü ve TBMM Hükümeti ile yapılması hazırlanan anlaşma tehlikeye düştü. Sorun Ankara temsilcilerinin büyük gayretleri ve samimi davranışları ile çözüldü. İmza işlemi 18 Mart günü imzalanmasına rağmen bir yıl önceki İşgal güçlerinin İstanbul’u fiilen işgal etmelerinin yıl dönemi olan 16 Mart 1921 tarihinde imzalanmış kabul edildi.
Bunun yanında Bekir Sami Bey İngiliz ve İtalyanlarla Ankara’yı zorda bırakacak anlaşmalar yapması üzerine derhal azledilecek ve yerine Sovyetlerle Moskova anlaşmasını imzalayan Yusuf Kemal (Tengirşenk) Bey Dışişleri Bakanlığına getirilecektir. Bu olay Mustafa Kemal ve askerler üzerinde olumsuz etki yapacak, dışişleri ile ilgili gelişmeleri yakından kontrol etme mecburiyetini hissedeceklerdir. Çünkü dış ülkelerle ilişkilerde duygusal davranmalara yer yoktur, her hususta akılcılık, her durumda milli menfaatler önde gelmelidir. Bunu kim başarabilirse ona görev verilmesi ilke olarak kabul edilecektir.
Londra görüşmelerinden bir sonuç çıkmayacak, fakat İngiltere, Fransa ve İtalya (sözde) tarafsızlıklarını ilan ederek Türklerle-Yunanlıları dövüşmek için karşı karşıya bırakacaklardır.(5)
Londra Konferansı devam ederken Yunanlıların başında Kral Konstantin bulunuyordu. Bir yıl kadar önce Yunanistanı savaşa sokmak için Venizelos ve Avrupalı dostlarının zorlaması ile önce onun yerine Kral olan oğlu Aleksandr’ın sarayın bahçesinde gezerken ehli bir maymun tarafından ısırıldı. Bu ısırma olayı sonucu kan zehirlenmesinden 25 Ekim 1920’de ölmesi üzerine(6) kendisini çok şanslı gören Venizelos seçime gitmeyi tercih etti. 14 Kasım günü yapılan seçimleri kaybedince de (369 sandalyeden sadece 118’ini kazanabildi) iktidarı terk etmişti. Daha sonra 5 Aralık’ta yapılan referandumu kralcılar kazanınca Konstantin yeniden kral olarak 19 Aralık’ta Atina’ya dönmüştü.(7) Winston Churchill’in bu konu ile ilgili ilginç bir anısı vardır:
“Yunan seçimlerinin sonuçlarını bildiren telgraf geldiği sırada bir rastlantı olarak Lloyd George’la Bakanlar Kurulu odasında bulunuyordum. Lloyd George’un beyninden vurulmuş ve daha çok şaşkına dönmüş bir hali vardı.. Gülümseyerek şöyle demişti; “Şimdi ben tek başıma kaldım”.(8)
Londra Konferansı da aslında Venizelos’tan sonra ortaya çıkan duruma açıklık getirme amacından başka bir amaç gütmüyordu. Yunanlılar, Mustafa Kemal’in direncini güçle yıkacakları konusundaki kararlılıklarını ortaya koyunca, İngiltere, Fransa ve İtalya saldırıya izin verdiler. 16 Mart’ta Sovyet Dışişleri Bakanı Çiçerin ile Türk Heyeti Başkanı Yusuf Kemal Bey arasında Moskova’da imzalanan dostluk ve kardeşlik anlaşmasını(9) önleyememiş olmaları ve Türklerin Sevr’e karşı gösterdikleri direnç işgalcileri rahatsız ediyordu. Bu durumda bir Yunan zaferi pek çok sorunu kökünden çözebilir ve Anadolu’nun planlanan taksimi gerçekleştirilebilirdi.
Yunan saldırıları daha Türk Heyeti Londra’dan dönmeden 23 Mart 1921 günü başladı.Türk Ordusu İstanbul Hilafet Orduları ve Çetelerin baskısından daha yeni kurtulmuş ve yeterli ölçüde hazır bir duruma gelmemişti.Tek avantajı Komutanı,birinci İnönü zaferinden sonra Tuğgeneral rütbesine yükseltilen İsmet paşa ve yüksek savaş tecrübesine sahip subaylarıydı. İsmet Paşa Yunanlıları yine Eskişehir’in batısındaki İnönü Mevzilerinde karşıladı. Çok çetin geçen muharebelerden sonra Yunan Ordusu 1 Nisan 1921 günü muharebe sahasını terk ederek Bursa’ya doğru çekildi.
Toparlanmakta olan BMM ordusu ilk ciddi sınavını 23 Mart-1 Nisan 1921 günleri arasında başarı ile vermişti. Türklerin ikinci İnönü, Yunanlıların Avgin (10) muharebesi adını verdiği çatışma Yunan saldırısının durdurulması ile sonuçlandı ve Türk Ordusu ve Milli Mücadele elemanları büyük moral ve destek kazandılar.
DİPNOTLAR:
(1) Sabahattin Selek: Milli Mücadele-II, s.562(İstanbul–1971); Yusuf Ziya Ortaç, İsmet İnönü Bir Hayatın Romanı, s.91( İstanbul–1961)
(2) S. Selek-II, s.563-570
(3) Aynı eser, s.571
(4) Johannes Galsneck : Kemal Atatürk ve Çağdaş Türkiye s.166, 167(Ankara-1976); Mehmet Gönlübol ve Cem Sar:Atatürk ve Türkiyenin Dış Politikası., s.27-28(İstanbul-1963)
(5) Geoffrey L Lewis, Modern Turkey, s.79( Newyork- 1974); Y.Z. Ortaç, İsmet İnönü, s.91
(6) Michael Lewlyn Smith: Anadolu Üzerindeki Göz, s.154, 155( İstanbul–1978)
(7) Aynı eser, s.168, 188
(8) Winston Churchill, The World Crisis, s.387 (The Aftermath, Londra–1929)
(9) İsmail Soysal, Türkiye’nin Siyasal Anlaşmaları-I, s.27-28, (Türk Tarih Kurumu, Ankara-1983)
(10) General Trikopis’in Hatıraları, s.67 (İstanbul–1967)
Dr. M. Galip Baysan
İlk Kurşun
