Nazlı Ilıcak’ı bakın nereye çağırdılar
Ahmet Meriç Şenyüz “Gerçek bir 12 Eylül yargılaması yapılıp bunun basın ayağı da konu edilirse, 12 Eylül basın davasının bir numaralı sanığı da olsa olsa Nazlı Ilıcak olur” diyor dünkü Birgün’de. Bunu söylerken kallavi bir “delil klasörü” de var elinde. Ilıcak’ın “ıslak imzasını” taşıyor yayınladı her belge.
Bakalım Ilıcak’ı, bir nevi “darbede faydalanılan gazeteci(!)” yapan neymiş Şenyüz’e göre:
“Ilıcak’ın darbeciliğinin ilk belgesi, 17 Aralık 1978’den… Ilıcak’ın başyazarı olduğu Tercüman gazetesi ne yazdı:
“13 ilde sıkıyönetim yürürlüğe girdi. Huzura susamış milletimiz yürekten sesleniyor: Merhaba asker…”
Ilıcak, bu tarihten sonra darbeye zemin oluşturma faaliyetlerine köşe yazılarıyla tam gaz devam ediyordu:
“Bir, iki, üç… Ama bir gün gelir ordu, madem tek başına beceremiyorsun, şöyle çekil kenara çekil de gölge etme deyiverir.” (17 Haziran 1979, Tercüman)
“Bırakalım ikinci sınıf meselelerle hükümet uğraşsın, halkta antipati doğacaksa, o üzerine çeksin. Yıpranacaksa ordu değil, siyasi iktidar yıpransın. Zira iktidarların alternatifi her zaman bulunur ama silahlı kuvvetlerimiz tek ve alternatifsizdir.” (8 Aralık 1979)
Muhtıraya övgü
Türkiye doludizgin darbeye doğru giderken bakın Nazlı Ilıcak, muhtıraya nasıl methiyeler düzüyordu:
“Türk Silahlı Kuvvetleri’nin er geç müdahale edeceğini bilmeyen yok gibiydi… İnönü’nün 1960 öncesi sarfettiği bir cümleyi hatırlatalım: ‘Şartlar tamamlanınca ihtilal meşru olur.’(…) Anarşi, halkta bir otorite özlemi yaratmıştı. Nitekim sıkıyönetim birçok kesimde sevinçle karşılandı.”
DGM’ler kurulsun!
Ilıcak, toplumsal muhalefete karşı ancak açık faşizmin ilanıyla uygulanabilecek çok daha sert önlemler istiyordu:
“Yetkililer gaflet, hatta dalalet içindeler… Yüzlerce kişi tutuklanıyor; aralarında ceza görenler ise çok az. Neden işler bu kadar uzuyor? Savcı adedi mi, hakim adedi mi eksik, yoksa mahkemeler mi yetersiz?
-Devlet Güvenlik Mahkemeleri neden kurulmuyor?
-Anayasanın olağanüstü hallerle ilgili 123. maddesine neden işlerlik kazandırılmıyor?
-Anayasa Mahkemesi hâlâ 141-142. maddeler hususunda kararını bildirmedi. Değerli üyeler daldıkları kış uykusundan acaba ne zaman uyanakcaklar?
-Evren Paşa, tedbir tasarısı kanunlaşsın diye bir çağrıda bulunmuştu. Üzerinden aylar geçti, tasarı Senato’da tıkanıp kaldı.
-Sıkıyönetimin daha etkili olmasını sağlayacak kanun niçin ele alınmıyor?
(…) İdealist bir avuç gerillacı karşısında, ülküsünü kaybetmiş, cesaretini kaybetmiş kitleler yenilgiye mahkumdur”
12 Eylül darbe değil
İki gün sonra ise darbeyi meşrulaştırma girişiminde bulunuyor:
“12 Eylül bir darbe değildir, diyen Orgeneral Kenan Evren’e tamamiyle katılıyoruz. 12 Eylül ne bir darbedir, ne de bir ihtilâl.” (18 Eylül 1980, Tercüman)
Son olarak 12 Eylül’ün meşruiyetini vurguladığı satırlarına yer verelim:
“12 Eylül’ün gerekçesi haklıdır; 12 Eylül terörden bezen halkın meşru müdafaaya geçtiği gündür”. (16 Ekim 1980, Tercüman)
Gazetecileri hedef alan Odatv davasına müdahil olmuşluğu bulunmasından mıdır nedir, tedbiri elden bırakmamış ve yazısının sonuna “ironi” yaptığını vurgulayan bir not da yazmış!
Sözde planlarda “güncelleme” değil ama “düncelleme” yapıldı…
Görülmüştür damgalı son mektup dün tutuklu “Balyoz sanıklarından(!)” Hava Pilot Tümgeneral Bülent Kocababuç’tan geldi. “Diğer sanıklar gibi ben de suçsuzluğumu ispat ettiğimi düşünüyordum ancak savcılık makamının vermiş olduğu esasa ilişkin mütalaada, savunmamın ve ” Balyoz Darbe Planı”nın sahteliği konusundaki sanık ispatlarının hiç dikkate alınmadığını gördüm” diyor ve başlıyor dertleşmeye:
“Savcı esasa ilişkin mütalaasında, iddia edilen suça en büyük delil olarak sözde ” Balyoz Darbe Planı”nı göstermiştir. (…) Oysa ben, sözde “Balyoz Darbe Planı”nın sahte olduğundan, 2006 yılı sonrasında sanıkları hedef alan bir organizasyon tarafından hazırlandığından ve 2003 yılında yazılmış gibi gösterilip hakkımda suç üretildiğinden eminim. Bu iddiamı, yurt içi üniversitelerin bilişim konusunda uzman kişilerinden ve ABD yargı sistemine bağımsız bilirkişilik yapan Arsenal Danışmanlık adındaki bir kuruluştan alınan raporlara dayanarak savunuyorum.
Savunma hakkım engelleniyor
Ancak mahkeme, bu iddiamı doğrulayacak uzman veya bilirkişi çağrılması konusundaki talebimi ısrarla reddederek, benim savunma hakkımı engellemektedir. Ne yazıktır ki savcı, TÜBİTAK raporunu yeterli görmüş ve soruşturmanın genişletilmesine gerek duymamıştır. Oysa bu rapor sadece tespitte bulunmuş, sözde “Balyoz Darbe Planı”nı ihtiva eden CD’lerin 2003 yılından sonra yazılıp, 2003 yılında yazılmış gibi gösterilip gösterilmediği konusunda bilimsel bir çalışma yapmamıştır.
Aytaç Yalman’a sorulsun
Ayrıca ben, “sözde darbeyi önlediği” iddianamede belirtilen Sayın Aytaç Yalman’ın mahkemeye tanık olarak çağrılmasını, hangi darbeyi önlediğinin ve benim darbeyle ilişkili olup olmadığımın sorulmasını talep ediyorum. Buna rağmen, mahkeme bu çok haklı talebimi de reddetmektedir. Mahkeme bu kararıyla da benim savunma hakkımı engellemektedir.
Tek istediğim, adil yargılanma hakkımın sağlanmasıdır.”
Mektup böyle…
Ek olarak bir de “güncellendiği” iddia edilen dijital verilerin “düncellendiğini” gösteren örnekler göndermiş. Onlardan biri “Güvenlik Harekat Planı Kapsamında El Konulması Planlanan 4×4 Araçların Çizelgesi”.
Kocababuç oradaki araçlardan birinin plaka bilgilerinden yola çıkarak soruyor:
“2003 yılında oluşturulduğu iddia edilen 11 no’lu CD’deki “35 AR 6132” plakalı aracın 2006 yılında Bursa iline geleceği ve Nilüfer Trafik Tescil Şubesine 16 BEB 33 plaka numarası ile kayıt edileceği yıllar öncesinden nasıl bilinebilir?”
Bu ve benzeri çok basit soruların dahi cevabının aranmadığı bir yargılama “adalet”in tecellisini sağlayabilir mi?
Nasıl?
Hukukçuların tatmin edici bir cevap vereceğini umuyorum…
Selcan Taşçı
Yeniçağ
