Vah Atatürk Vah!


Herkes bilir ki, 23 Nisan 1920’de Gazi Paşa’nın sadece çocuklara armağan ettiği bir bayramın adıdır.
Çocukluk yıllarımızda 23 Nisan’ı şöyle dile getirirdik:
“Bugün 23 Nisan neşe doluyor insan.
Kamutay- Meclis- o gün doğdu.
Karanlığı boğdu.”
23 Nisan 1920 bu dizelerde anlatıldığı gibi Erzurum ve Sivas kongrelerinde altı çizilen “Cumhuriyet’in ilk adımıdır. O nedenle sonradan bayramın adına ‘ulusal ve egemenlik’ kelimeleri de eklenmiştir.
İki gün önce 23 Nisan’dı. Bayramdı ama tarihi farklı, konuşanları farklı, kafalardaki hesapları başka bir 23 Nisan…
92 yıl önce o onurlu insanları, elbiselerine kan ve barut kokuları sinen bir avuç kahraman, çağa damgasını vuranlardı.
2012 yılında 23 Nisan başka bir 23 Nisan’dı içimden “Vah Atatürk vah!” demek geçti. Bu 23 Nisan’da temelleri atılan Cumhuriyetin çatırtı sesleri Meclis’in duvarlarında yankılanıyordu sanki. Meclis Başkanı:“Bu 23 Nisan yeni bir Anayasanın temellerinin atıldığı gündür” diyordu.
Diyarbakır’da PKK üniformaları giydirilmiş bir ilkokullu kız çocuğu yanındaki öğretmenlerinden aldığı kopya ile anlamalarını kavrayamadığı bir suç işleyerek:“Bu 23 Nisan’da bizim bayrağımız değil!” derken terörle savaşan ordumuzun başı acaba ne düşünüyordu? Geride kalan yılların verdiği 35 bin şehidin anaları babaları, karıları ve çocukları ne düşünüyordu. İşte “Dindar ve Kindar bir nesil” yetiştirmenin Diyarbakır’da ilk provası buydu. Bay Kılıçdaroğlu:“Ne Ulusal Kurtuluş Savaşı’ndan sonra ne de ulusal ve üniter devletten söz etti? Neden Cumhuriyeti kuran 88 yıl yaşatan bir ulusun karşısına bir SOROS dostu olarak çıkan Kılıçdaroğlu, moralsiz, kuzulaştırılmış, kendi partisinin grubu içinden yükselen sesleri duymayacak kadar duyarsızdı”
Grubunda:“Bu sorumluluğa bu Cumhuriyeti yıkma girişimine ortak olmalıyım” sesleri üzerine acele toplanan parti meclisinden sonra:”Çekilmek diye bir şey yok. Sonuna kadar masada kalacağız!” diyerek derecede parti içi demokrasiye de eleştirilere de karşıydı. Sorulduğunda aynı sözleri kırık plak gibi tekrarlıyordu:“Komisyonda uyuştuk, anlaştık ya!”
Bu kez yaşamının sonuna dek laik bir cumhuriyetçi olarak kalan İnönü’nün de sarf ettiği gayretle yandım ve:
“Vah benim Paşam!” demekten kendimi alamadım.
Sayın TBMM Başkanı:
Ne demişti parmağını sallaya,sallaya ve muhalefeti işaret ederek:
“Acele etmeliyiz.Mayıs başında Yeni Anayasa’yı yazmaya başlamalıyız.Yoksa bu fırsat bir daha elimize geçmez…” Sayın Başbakan Cumhuriyet devrinde yapılan darbelerden söz etti. Ama Anadolu’yu kan deryasına çeviren iç isyanlardan, cihat çağrılarından gericiliğin hortladığından hiç söz etmiyor, darbelerle teşebbüs edenlerin haddinin bu Meclis ya da yargı tarafından bildirileceğini söylemeye devam ediyordu: Ya o Türkeş’in yaptığı 27 Mayıs devriminde “darbe” diyenlerin sırada olduğunu hiç aklıma getirmeden:
“-Bu yeni Anayasa için elimizi taşın altına koymaya karalıyız” demez mi? oysa onun partisinin içindeki ve dışındaki ülkücüler de, bu utanç belgesinin özgürlüklere ket vuracağını bilerek karşı çıkıyorlardı…

Milli Anayasa Forumları
Gene hiç bir Allah’ın kulu çıkıpta:“Yahu yaptığınız marifet hukuka aykırıdır.Anayasa’nın temel felsefesini oluşturan ilk 4 maddeyi ve 174.Maddeyi değiştirmeye kalkmak Cumhuriyet’e de kurucu iradeye de ihanet olur?” diyemiyordu.Korku içindeydi!
Bereket Milli Anayasa Forumları bir anda şimşek gibi çaktı ve şu sıralarda o forumların yapıldığı solanları yurttaşlar doldurmakta.
Hukuka, insan hak ve özgürlüklerine saygılı olan yurt severler yasal direnme haklarını kullanacak bir büyük çoğunluğun sesini hem salonlarda hem alanlarda yükseltmeye başlamıştır.
Yeni Anayasa yapmak ve Cumhuriyet’e yeni bir elbise giydirmek için telaştır almış başını gidiyor. Bu histerini anlamı nedir? Rahmetli İsmet Paşa böyle bir anı, aynıyle yaşadığımızda aynen şöyle demişti
“-Suçluların telaşı içindesiniz…”
Yoksa öyle mi?

Kurtul Altuğ
Aydınlık