Ali Kemaller değil, Mustafa Kemaller Kazanacak!
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yılları ile ‘hesaplaşma’ içinde olanlar; bir yandan Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarını ‘soykırım ve katliam yılları’ olarak zihinlere yerleştirmeye çalışırken, sömürgeleşmiş Osmanlı’yı ise‘‘Koskoca bir imparatorluk’’ söylemleriyle cilalıyor, parlatıyorlar.
Peki, Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde ülkemiz ne durumdaydı, kısaca anımsayalım.
* Kapitülasyonlarla, yani yabancılara tanınan ayrıcalıklarla, yeraltı-yerüstü zenginliklerimiz emperyalistlerin eline geçmişti…
*Osmanlı Maliyesi, emperyalistlerin Düyunu Umumiye’si tarafından yönetilmekteydi…
* İngiliz ve Fransızların Osmanlı Bankası, ‘koskoca bir imparatorluk’ denilen Osmanlı İmparatorluğu’nun Merkez Bankası olmuştu…
* Mondros Mütarekesi’yle Osmanlı Ordusu’nun silahları elinden alınmış ve Ordu dağıtılmaya başlanmıştı…
* İstanbul… Adana… Urfa… Maraş… Antep… Antalya… Konya… Merzifon… Samsun… İzmir… Kısacası yurdumuzun dört bir yanı, dönemin en büyük emperyalist devletleri olan İngiltere ve Fransa önderliğindeki güçler tarafından işgal edilmiş, ülkemize Sevr adındaki bölünme planları dayatılmıştı…
İşte bu durumdaydı ‘koskoca’ denilen Osmanlı İmparatorluğu!..
***
Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran devrimci pratiğin ve ülkemizi emperyalist işgalden kurtaran ulusal kurtuluş savaşımızın büyük önderi, büyük devrimci önderimiz Mustafa Kemal Atatürk, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkarken ülkemizin genel görünümünü NUTUK’un başlangıç bölümünde şu sözlerle anlatır:
‘‘Osmanlı Devleti’nin de içinde bulunduğu İttifak Devletleri grubu Büyük Dünya Savaşı’nda yenilmiş, Osmanlı ordusu her yanda zedelenmiş, koşulları ağır bir ’’Ateşkes Anlaşması’’ imzalanmış, Büyük Savaş’ın uzun yılları boyunca. ulus yorgun ve yoksul bir durumda. Ulusu ve yurdu bu Genel Savaşa sürükleyenler, kendi başlarının kaygısına düşerek, ülkeden kaçmışlar. Padişah ve Halife unvanını taşıyan Vahdettin, soysuzlaşmış, yalnız kendisini ve tahtını koruma çabası içinde alçakça yollar aramakta. Damat Ferit Paşa’nın başkanlığındaki hükümet, güçsüz, onursuz ve korkak; yalnız Padişah’ın isteklerine uymuş ve onunla birlikte kendilerini koruyabilecek herhangi bir duruma boyun eğmiş. Ordu’nun silah ve cephanesi alınmış ve alınmakta…’’ (*)
İşte bu karanlıktan aydınlığa çıkış sürecinin adıdır 19 Mayıs!
Esir olmamak için, başı dik ve özgür yaşamak için… Yer altı-yerüstü zenginliklerimizi ülkemizin ve halkımızın yararına kullanmak için… Ortaçağ kalıntısı sınıfları, anlayışları, kurumları tasfiye etmek için… Aklı ve bilimi ön planda tutan çağdaş bir ülke olmak için… ‘‘Ya Bağımsızlık, Ya Ölüm!’’ kararlılığıyla hayatlarını ortaya koyarak savaşanlara, mücadele edenlere duyduğumuz saygının adıdır 19 Mayıs!
İşte bu pratiğin topyekûn adı olan Kemalist Devrim’le bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’ni kuranlara düşman olanların, diğer milli bayramlarımıza olduğu gibi, 19 Mayıs’lara da sevgi ve saygı duymalarını beklemiyoruz elbette.
Ama onlara bir çift sözümüz var:
O gün olduğu gibi, efendilerinizle birlikte yine kaybedeceksiniz!
İrfan Tuna
Ulusal Bakış
