Hastanede 7 tecavüz.. Kürtaj yasaklansın mı?



Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Ayırımcılığın Tasfiyesi Sözleşmesi’ne Türkiye imza atmış. Bu sözleşmede “Kadının doğuracağı çocuk sayısına ve ne zaman doğuracağına karar verme hakkı olduğu” açıkça belirtilmiş.. Bir ülkenin böyle bir anlaşmayı imzalaması “taraf olduğunu” açıklamak anlamına geliyor ve buna rağmen Hükümet “kürtajın ‘anne veya bebeğin hayatının tehlikede olması’ gibi özel haller dışında yasaklanacağını” açıkladı. Bütün tepkilere rağmen de geri adım atılmadı..

Dün son haberler arasında Osmaniye’nin Kadirli Devlet Hastanesi’nde küçük yaşta refakatçi bir kıza “biri doktor olmak üzere” tam 7 kişinin tecavüz ettiği ve kızın hamile kaldığı, kürtaj için geldiği hastanede “yaşının küçük olması nedeniyle” ailesine haber verildiği de vardı. Şimdi Başbakan Erdoğan ve tüm ilgili bakanların ellerini vicdanlarına koyarak şu noktaya dikkat etmeleri gerekiyor; tecavüz edenlerin biri doktor, diğerleri güvenlik görevlisi, ambulans şoförü, hademe gibi utanmazlar, sapıklar.. Yani hastanede erkek sağlık görevlisi ordusu-teknisyenler vb dışında herkes (belki onlardan da var) bu çocuğa tecavüz etmiş. En başta bir doktor!

DEVLET ACİZSE..

Burası her sorununu çözmüş, kurumlarında ve hiçbir yerde kadın-çocuk tecavüzü olmayan bir ülke olsa hadi neyse.. Ki oralarda bile gördüğünüz gibi BM sözleşmesiyle durum karara bağlanmış.. Ama Türkiye’de, hele bu son örnek gibi “çocuk tecavüzü vahşeti”nin devlet hastanelerinde bile alıp başını gittiği ve Hükümetin bu konuda “cezaları en ağır hale getirmek ve bunun mutlaka uygulanacağını sıkı sık anons etmek” başta olmak üzere hiçbir önlem almadığı bir ülkede tecavüzü önlemeye öncelik vereceklerine kürtajı yasaklamak asla kabul edilemez.

Görülüyor ki devlet hastanelerine bile sahip değil, görülüyor ki bırakın kadını, çocuğu bile koruyamıyor.. O zaman ne konuşuyorsunuz, hangi hakla konuşuyorsunuz? Bu çocuk kürtaj yaptırmayıp da o korkunç skandaldan, saldırıdan, ahlaksızlıktan doğan hamileliği mi sürdürecek?

Bu rezalet tabloya ve isteğe tüm toplumun karşı çıkması gerekir. Nitekim çıkıyor da.. Kürtaj mitinglerinin, eylemlerin arkası kesilmiyor.

YÜZLERCE ÖRGÜT, ON BİNLERCE İMZA!

“Kürtaj Yasaklanamaz” kampanyası imzacısı, destekçisi 829 örgüt ve yurt içinden ve diğer ülkelerden on binlerce kişi “güvenli kürtaj hakkı”nın kadın haklarının vazgeçilmez bir parçası olduğunu savunarak toplanan sayısız imzayı dün Cumhurbaşkanı, Başbakan, Sağlık Bakanı ile Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı’na göndermişler.

Kampanyaya katılan örgütler “Başbakan’ın kürtajla ilgili açıklamasından sonra harekete geçen kadınlar olarak bu sürecin derhal durdurulması talebiyle ulusal ve uluslararası imza kampanyası başlattıklarını.. Hükümet programında yer almayan, seçim sürecinde de hiçbir şekilde dile getirilmeyen kürtajın son yıllarda TCK reformu sırasında ‘yasaklanmak bir yana süresinin uzatılması’ ile gündemimize girmiş bir konuyken Başbakan’ın aniden dayatmasıyla yapay bir şekilde gündeme geldiğini” belirten bir basın açıklaması yayınladılar.

Açıklamada sadece bir haftada www.kürtajyasaklanamaz.com imza kampanyasına Türkiye içinden ve dışından 55 binden fazla bireysel imza katılımı olduğu da belirtiliyor. Örgütler CEDAW Sözleşmesi’nde yer alan “kadın hakkı”nın Anayasa’ya konmasını ve bu sürecin derhal durdurulmasını talep ediyorlar.

Hükümet bu talebi değerlendirirken Kadirli Devlet Hastanesi’ndeki (ve benzerleri) dehşet olayı, o çocuğun hayatının mahvolmasını da değerlendirir umarız. Bakalım sefil çocuk tecavüzcülerine ne ceza çıkacak?

*****


Meğer PKK’ya çoktan söz verilmiş!

Benim için sürpriz değil “devlet veya Hükümet-PKK anlaşmaları” zira ‘referandum öncesinden başlayarak anlaştıklarını, PKK’nın referandumdan önce başlayıp seçim sonrasına kadar verdiği eylemsizlik kararının ve referandumdan çekilerek oyların başka yöne akmasını sağlamalarının nedenlerini’ o günlerden beri sık sık yazdım.

Bence resim çok açıktı ve ayrıca seçim biter bitmez Öcalan’ın “ben hükümetin kurulmasını bile beklemem, çabuk verdiğiniz sözleri tutun” demesi de nasıl bir anlaşma yapıldığını yeterince anlatıyordu. Anlayamadığım tek nokta; “madem ki PKK-BDP’nin tüm talepleri karşılanacaktı ve bunun sözleri de çok önceden verildi, terör neden devam etti ve onca can kaybına daha göz yumuldu” idi ama bunun da açıklaması var. “PKK’nın silah bırakmamasının iyi olduğunu” çekinmeden söyleyen BDP de biliyor bunu..

İŞ ÇOKTAN BİTMİŞ!

Silahların ve katliamların gölgesinde, onların desteğiyle Hükümet veya devlet (MGK’nın bilgisi dahilinde görüşmeler yapılıp sözler verildiği de açıklanmış) bu sözleri tutmayı daha çabuklaştırabilir, onun için..

Taraf’tan Neşe Düzel’in (PKK liderleriyle görüşen) Avni Özgürel’le yaptığı röportajda lider Karayılan’ın “Oslo’da PKK ile görüşmeleri İngiliz İstihbaratı’nın ayarladığı, MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın da görüşmelere Başbakan’ın Danışmanı olarak katıldığı, Başbakan’ın emri olduğu ama MGK’nın da bilgisi dahilinde yapıldığı” sözleri var. “Çözüme yaklaşıldı” demiyor Karayılan, “Sorun çözülüp iş bitmişti. Anlaşmıştık. Protokol hazırlandı, siyasetin mutabakatı alınacaktı” diyor. 3.5 yıl boyunca her yıl birkaç kez görüşme yapılmış.

Demek ki “açılım” başladığında Oslo görüşmeleri de çoktan başlamış ve Karayılan’ın “iş bitmişti” dediği anlaşmalar sağlanmıştı..

NEDEN ÖLÜMLER DURDURULMADI?

O zaman neden hala “daha fazla demokratik hak, ilçe isimlerinin değişmesi” gibi konularla toplum oyalandı ve gerçekler gizlendi? Neden o süreçte onlarca sivil-asker şehit vermeye devam edildi de durdurulmadı soruları çıkıyor ortaya.. Bunlar cevaplanmadan AKP ile CHP’nin “birlikte çözüm arıyoruz” diyerek yeni bir şey üzerinde çalışıyor havası yaratmaları bir tiyatro oyunu mudur acaba?

Ve ayrıca, bütün o süreçten hiç haberdar edilmeyen CHP’nin şimdi sonuca ortak edilmesi ne anlam taşımaktadır, neden gerekli görülmüştür, CHP neden kabul etmiştir?

KOMİK İNGİLİZLER

Bu AB ülkelerinin garip çelişkileri mesela referandumda “kendilerinde izin vermedikleri antidemokratik, bağımlı yargı oluşumlarını Türkiye’de desteklemeleri” ve sonra “Türk yargısı özgürleşmeli” gibi açıklamalar yapmaları traji-komiktir. Burada da OSLO görüşmelerini ayarlayan İngilizler yine bir traji komediye imza atmışlar.

Eski başbakanları Tony Blair “İRA silah bırakmamış olsa asla anlaşmazdık” diyerek önce terör örgütlerinin cinayetlere son vermesi gerektiğini açıklarken Türkiye’yi “silah bırakmayan PKK ile masaya oturtmaları”na başka ne denebilir? İyi niyet aranabilir mi?

KILIÇDAROĞLU’NUN SÖZÜ

Tabii şimdi silahların gölgesinde “Kürt sorununa çözüm” diyerek önce Öcalan’ın serbest bırakılmasından (ev hapsi Türkiye’de bu anlama geliyor, eğer çoktan bırakılmamışsa tabii) başlanıyor işe.. Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da her nedense hiç şaşırmadan “Meclis’teki 4 parti de kabul ederse başım üstüne” diyor..

Nasılsa MHP’nin kabul etmeyeceğini düşünerek mi bu kadar rahat konuştu bilinmez ama öyle bile olsa binlerce şehit anasının ve daha yeni şehit olmuş asker analarının olduğu, gözyaşlarının bile kurumadığı ülkede hiç değilse biraz duraklayıp “buradan mı başlanacak, ilk nokta bu mudur” demeliydi?

Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay bile Bülent Arınç’ın “Öcalan’ın ev hapsine çıkması dikkate alınabilir” sözüne “gündemimizde yok” demişken “başımız üstüne” lafı olmadı. Kılıçdaroğlu partisinin içinde bile keskin bir kılıcın kenarında oturmakta olduğunu ne zaman fark edecek?

Her neyse, artık ya olacak, ya olacak noktasındayız, CHP “sürecine dahil edilmediği” gelişmenin faturasını paylaşacak başka çaresi yok!