Takdir!



Ne olacak bu memleketin hali diye soran yok artık!

Olan da olacaklar da ortada.

Maşallah iktidar ile ana muhalefet, ülkedeki terör ve Kürt sorununun

çözümünde el ele vermeye hazır.

Bir de MHP’yi dörtlü ittifaka dahil edebilse Kılıçdaroğlu, tamam! Kürt ve terör sorunu bugün mü desem yarın mı, yoksa yarınlardan da yakın mı; çözümlenecek!

Bu mantığa karşı çıkmak ne haddimize? AKP ile CHP uzlaştılar mı halkın yüzde 50 artı yüzde 26’sı; toplam yüzde 76’sını temsil etmiş olmayacaklar mı? MHP ve BDP oylarıyla katılım yüzde 90’larda!

Hesap ortada!

***

Sorunların çözümünde önkoşul Öcalan’ın İmralı’dan çıkıp, kendisine şöyle dayalı değil, konukları kabul edeceği, basınla söyleşeceği geniş salonları olan bir de konut tahsis edilmesi mi? O kolay! Dört parti ittifak etti mi dert değil diyorsa CHP Genel Başkanı; dert değildir. İmralı’ya yeşil ışık yandı demektir.

Ya halk? 35 bin kişiyi öldürene bu sefa ne ola der mi? Dört parti, Abüziddin Bey’in borazanı mı?

Adnan Menderes’in DP grubuna, hilafeti bile getirirsiniz diye seslendiği gibi; dört parti isterse Öcalan’ı eve, evden parlamentoya da taşıyabilir; halk demek Meclis’teki dört parti demek değil mi?

Üstelik mantık da sağlam: Kim ki katiller katilinin eve çıkmasını istemiyorsa, elbette insan haklarını, herkese demokrasi ve herkese özgürlüğü savunan bir partiyi karşısında bulacak!

***

İnsanlar ne diye sorsunlar bu memleketin halini?

Güllük gülistanlık bir ülke işte. İnanmazsanız RTE’nin davetlisi olarak Meksika’ya giden Akşam Genel Yayın Müdürü İsmail Küçükkaya’nın dün yazdıklarını okuyun.

Türkiye’de siyaset, ekonomi, sosyal yaşam öylesine dik duruyor ki uçakta bu konularda ülkenin durumunu irdeleyen kitap, dergi okuyan yok! Her şey tıkırında! Örneğin bizzat Küçükkaya ve Başbakan uçağına yeni yeni ısınan Fatih Altaylı; Brzezinski’nin Stratejik Vizyon kitabını, Başbakan uçağının devamlı konuklarından Enis Berberoğlu, Golden Ratio’nun İngilizce versiyonunu okuyormuş.

Dikkati çeken ise Dışişleri Bakanı Davutoğlu. Başımıza yeni bir Osmanlı sorunu çıkarmaya hazırlanıyor galiba. Önünde bilgisayar, Osmanlı üzerine bir makale okuyor. Elinde de Osmanlı ve Balkanlar kitabı.

RTE konuklarına “Acaba ekonomi büyüyor mu” diye sormuş. Küçükkaya, “Ekonominin büyüdüğü bir gerçek!” demiş ve F. Altaylı, “Büyüdüğü fark edilmese yüzde 50 oy getirir miydi” diye desteklemiş ve…

…ve işte o an RTE’nin yüzünde güller açmış, Maliye Bakanı’na göz kırpmış.

Bu olayı nasıl, gerçeği söylemek mi yalakalık diye mi yorumlarsınız? Takdir size kalmış!

Bana sorarsanız, ülke medyası bu hallerde!

***

Ülkeye dönmeme kararını takdirine kalmış diye yorumlamasına karşın Başbakan’a uçakta, Gülen’in sıraladığı gerekçeler için ne düşündüğü tabii sorulmadı.

Gülen, 27 Mayıs’tan başlayarak 12 Mart, 12 Eylül’de hep asılmayı beklediğini, 1980’lerde davalık olduğunu, uzunca bir süre içeride yattığını, çok çektiğini ağlayarak neden anlattı acaba?

Tarihsel bir süreci anımsatmak mıydı amacı?

Amerika’yı ülkesine yeğlediği bir sırada 28 Şubat, e-muhtıra… Değişen bir şey yok demeye getiriyor. Dönersem? Kafasında sorular, sorular… Hatta bir gazetede Gülen’in 28 Şubat’a sıraladığı övgüler nedeniyle soruşturma açılmasından korktuğunu yazdı.

Korku, kaygı her neyse... Kendine özgü, gözyaşlarıyla desteklediği üslubuyla RTE’ye okkalı bir Osmanlı tokadı: “Gelmiyorum. Türkiye güvenli bir yer değil!”

Gülen’in takdiri ile Türkiye’nin bir huzur, özgürlük, adalet adası olduğunu her fırsatta ilan eden RTE’nin takdiri birbirine ters düşüyor.

Devlet içine yerleşmiş bir cemaatin lideri bile şayet Türkiye’de yaşamayı engelleyen kaygılar ve korkular içindeyse…

…hesap edin Türkiye’de yaşamanın ne demek olduğunu.

***

Artık ne olacak bu memleketin hali diye sormak takdirinize kalmış!

19 Haziran 2012 - Cumhuriyet