
AKP iktidarının son yıllarda, salt İslami temelli radikal adımlar atmasını
gözlemleyen sağduyulu, Cumhuriyet’e ve Atatürk ilkelerine bağlı
laik yapıdaki insanlarımız, ülkenin gidişatını endişe ile izlemekteler…
Partinin Genel Başkanı Tayyip Erdoğan’ın 2002 yılından sonra iktidarının ilk yıllarında, yani birinci dönemlerinde Başbakan olarak ortaya koyduğu fotoğrafla
bugünkü fotoğrafı arasında dağlar kadar fark var. İlk dönemlerinde uzlaşmacı, uysal, uyumlu görüntü veren Tayyip Erdoğan ve AKP, aradan geçen yılar sürecinde
2011 seçimlerinden sonra, şaşılacak biçimde “Ben yaptım oldu”,
Her zaman benim dediğim olacak…” türünden firavunlaşmaya dönük olduğu izlemini veren
demokrasiden uzak endişe verici bir yapıya dönüşmüş durumda…
“Evet. Bu radikal hareketlerde Türkiye tamamen ikiye bölünüyor…
Bu kadar tepeden inmeci bir rejimi sultanlık dönemlerinde bile az görüyoruz…
Bugün Türkiye padişahlık bile yaşamıyor.. Tiranlık yaşıyor. Müslümanlığın kabul etmeyeceği bir firavun dönemi yaşıyor… Tepeden bir karar iniyor, pat diye, o milletvekili olarak, millete söz vermiş insanlar Meclis’te tartışmadan el kaldırıyorlar…
(….)
İttihat Terakki döneminin yapamadığı kadrolaşmayı bugün AKP iktidarı yapmaktadır Türkiye’de. Ve kadrolaşmadan başka bir amaç yok. Bizim insanımız iktidarda olacak,
diğerleri iktidardan uzaklaştırılacak. Karısı başörtülü olmayan işe giremiyor bugün!.. İnsanlar belli bir liyakat sistemi yerine, inanç sistemiyle ayrıştırıyorlar.
Eskiden diyordu ki AKP, ‘Biz kimsenin başörtüsüne karışmayız, Herkes istediği hayat tarzını yaşayacaktır. Bugün karışmayla başladılar. Yarın başörtüsüne de karışabilirler. Sen kadının nasıl doğum yapacağına karışırsan, yarın başına da karışırsın. Ve bir kulp bulursun, dersin ki, ‘Bunlar grip oluyor, bunun devletimize maliyeti oluyor, iyisi mi başlarını örtsünler…’ “
Yukarıda tırnak içinde okuduğunuz satırlar, Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Profesör Faruk Birtek’in Vatan gazetesinde 4 Haziran Pazartesi günü yayınlanan Mine Şenocaklı ile yapmış olduğu röportajdaki açıklamalarıdır.
Çarpıcı, düşündürücü ve kaygı yaratan bu açıklamaların röportaj satırlarında
aynı duyguları yaratan öncesi var, sonrası var… Okuyanlar gördüler… Sayın Birtek’in ortaya koyduğu görüşlerin daha doğrusu yakınma ve uyarıların, AKP üst yönetici saflarınca nasıl algılanacağı ve ne şekilde bir yaptırıma yol açacağı sanırız pek merak konusu olmayacaktır. Çünkü “gözü kara” biçimde firavunlaştıkları iddiaları içinde, fütursuzca yoluna devam eden iktidarın ve Sayın Başbakan’ın, bu tür uyarılarla “Durun hele nerede hata yapıyoruz” türünden bir özdenetime yöneleceklerini
hiç düşünmüyoruz… İçinde bulunduğumuz gemi sessiz ve kontrolsüz biçimde, meçhul bir yöne doğru yoluna devam ediyor… Akıbet ne olacak göreceğiz!.. 12 Eylül 2010’da yapılan referandum öncesi mitinglerde Başbakan Tayyip Erdoğan kürsülerde meydanlarda halka “evet” oyu verirlerse ne diyor ve ne gibi vaatlerde bulunuyordu?
25 maddelik anaya değişikliğinin içerisinde, sendikal hakların yüceltilmesi, her sektördeki emekçilere grev hakkının tanınması gibi taahhütleri vardı. Bugün yaşanan realite nedir? Havacılık hizmetlerinde çalışan emekçilerin grev yapması bir gecede yasaklanırken, 300 den fazla çalışan bir gün içinde cep telefonu mesajlarıyla kapı dışarı edildiler. Büyük olasılıkla çıkarılanlar AKP zihniyetini taşımayanlardır…
SONUÇ:
Sevgili halkım!
Sen damarlarında asil kan taşıyan yüce bir milletsin.
Artık uyanmalısın!
Türkiye nereye gidiyor duyarlı biçimde gözlemlemelisin.
“Basra harap olduktan sonra”
Yıkılan dünyanın onarımı, çocuklarının çökertilmiş geleceğinin kazanılması hayalden öte geçemeyecektir!
Silkin ve etrafında ne dolaplar döndüğünün ayrımına var artık!
Emperyalizme yenik düşmüş radikalleşen iktidar ve çeteleşen cemaat el ele birlikte nereye doğru koşuyorlar gör artık!...
Burhan Özbey