Siz devlet yönetmekten ne anlarsınız!



Gâvurdan “nişan” alarak devlet adamı olunamayacağını son olaylar ortaya koyuyor. Liderlerimiz yabancılardan ödül üstüne ödül, madalya üstüne madalya alıyor. Omuzlarında ecnebinin verdiği kalabalık nişanlar var. Başbakana Medeniyetler İttifakı Onur Ödülü ve Yahudi Hizmet Ödülü, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e “Büyük Şövalye Nişanı”, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’na Türk düşmanı Wilson adına verilen Woodrow Wilson Kamu Hizmeti Ödülü, Egemen Bağış’a “2007 Uygarlıklararası Diyalog Ödülü” gibi ödüller ve daha niceleri dağıtıldı bir biri ardına.
Ama bu ödüller ve plaketleri verenler kuşkusuz bir amaçla verdiler ve o nişanı verdikleri kişilerin kendilerine verilen görevin dışına çıkmamalarını sıkı sıkıya öğütlediler.
“Ödüllüler!” bu sıkı tembihe o kadar bağlılar ki, Irak’tan sızan teröristlerin cezalandırılması için Kandil Dağı’nın bombalanması konusunda “ABD’den izin beklediklerini” söylediler “utanmadan!”
Çünkü ortada kendi iradeleri yoktu, “emperyalizmin” iradesi vardı.
“Bağırıp, çağırarak” kendilerini “erkek” zannettiler, ama Kardak Adası’na ABD’yi karşısına alarak Türk bayrağı diken “bayan!” Tansu Çiller kadar “erkek” olamadılar.
Kıbrıs’a “ABD’ye rest çekerek asker çıkaran” solcu Ecevit kadar “delikanlı” olamadılar.
Türk dış politikası ilk defa böylesine hadım edilmiş hale geldi.
İşte son olay:
Bir Türk savaş uçağı Suriye semalarına giriyor ve düşürülüyor. Hadım edilmiş dış politika mensupları, “emperyalizmin taşeronu” olarak Suriye’ye gözetleme amacıyla gönderilen savaş uçağının düşmesi sonrası yaptıkları açıklamalarda tam bir aymazlık örneği sergiliyor. “Uçağımız Suriye karasularında düşürülmedi” diyorlar, ardından “Suriye semalarına girip çıktı” diyorlar, ardından “Türk karasularında vuruldu, düşerken Suriye karasularına girdi!” gibi Nasreddin Hoca fıkrası nevinden açıklamalar yapıyorlar.
Ardından NATO’nın 5. maddesinin işletilmesi için Batılı müttefiklerine YALVARIYORLAR!
Kardeşim madem Suriye, savaş uçağımızı kendi hava sahamızda düşürdü, bundan eminsiniz, yapılması gereken,“delikanlı” bir devletin yapması gereken tek şey Esad’ın sarayına füzeleri yağdırmaktır.
Yapamazsınız. Zira Türk savaş uçağı Suriye hava sahasını ihlal etti. Yani egemenliğine tecavüz etti. Bütün deliller bunu gösteriyor. Türk Dışişlerinin panik havası bundan. Lazkiye’de denize giren Arapların burnunun dibinden geçen uçağımız için “Türk hava sahasında vuruldu” diye yalan üretmenin anlamı yok.
Zaten şu anda arama kurtarma çalışmaları da Lazkiye’de yapılıyor!
Genelkurmay başkanımız, düşen savaş uçağına bakarak “Türkiye’nin bu haline ağlamaya devam etsin!”
Bugün Türk egemenliğini, yabancıların yataklarına meze yapanlar egemenlik ihlali kavramının ne olduğuna pek aşina olmadıkları için bu dediklerimizi pek anlamazlar.
Bundan dolayı, “aldıkları” emir gereği Suriye hava sahasına tecavüz edenlerin bir taraftan aldıkları madalyalara bakarken bir taraftan ne yapacağını şaşırmış halde kalmaları bundan.
Ne işi vardı uçağımızın Suriye’de kardeşim?
O uçağa “Suriye’ye gir” diyen irade her kimse, pilotlarımızın katili de odur.