
Suriye’nin uçağımızı düşürmesi sonrası meydana gelen gelişmeler zincirinde Başbakan Erdoğan’a en büyük destek MHP lideri Devlet Bahçeli’den geldi. Bahçeli bu olayı milli bir mesele olarak gördü ve şöyle dedi: “Başbakan Erdoğan’ın demokratik katılımı sağlamak amacıyla bizim de aralarında bulunduğumuz muhalefet partilerini davet edip görüşlerimizi alması ve devletin en yetkili isimleri tarafından brifing verilmesi olumlu bir gelişme olup bizim açımızdan memnuniyet verici olmuştur. Bu süreçte, Milliyetçi Hareket Partisi konuya hassasiyetle eğilecek ve Hükümet tarafından alınacak kararların yanında ve destekçisi olacaktır. Böylesine önemli bir sorunu bizim siyasete malzeme yapmamız, hükümet eleştirisine yönelmemiz düşünülemeyecektir.”
Bahçeli, başbakanın konu hakkındaki brifinginden son derece memnun olmuş. Hükümetin alacağı bütün kararlara destek verecekmiş.
Bir uçağımız komşu bir ülke tarafından düşürülüyorsa bu elbette milli bir meseledir. Ve elbette millet olarak topyekun birleşerek ortak bir milli ruh ile olaya tepki vermeliyiz. Zaten başbakan Erdoğan da “bu konu milli meseledir” diye ahkâm kesiyor.
Ama farkında mısınız AKP döneminde millet olarak “milli hassasiyetlerimizi” o kadar kaybettik ki, AKP’nin milli kimlikten, milli şuurdan uzak politikaları milleti öylesine esir aldı ki uçağımızın düşmesi kimsenin umurunda değil.
Anayasadan Türk kelimesini kaldırmak isteyenler, Türk milletinin resmi diline savaş açanlar nasıl olur da “milli mesele” kavramını ağızlarına alırlar?
Türk topraklarını ecnebilere hektar hektar satanlar, asıl misyonu satılan bu toprakları korumak olan savaş uçağımızın düşürülmesi karşısında nasıl olur da “milli mesele” kavramını ağızlarına alırlar?
Türkiye Cumhuriyeti tarihinin milli kimliğe, milli davalara ne yabancı hatta en hasım iktidarı sıkışınca milli dava diye ayağa kalkıyor.
Devlet Bahçeli de bu “köksüz ve sahtekâr” politikalara destek veriyor.
Pardon! Ortada politika bile yok!
Böyle günlerde hangi kararın çıkacağı merakla beklenen Milli Güvenlik Kurulu denilen çok hayati bir kurumu öyle hale getirdiler ki adeta kültürel misyona büründürdüler.
Oysa bu MGK 1998 Temmuz toplantısında alınan kararla “terörle mücadele bağlamında PKK’nın en önemli desteği konumundaki Suriye’ye karşı ciddi yaptırımlar uygulanmasına karar veriyor” ve bunu anında uygulamaya koyuyordu. Bu karar bağlamında Kara Kuvvetleri Komutanı Attila Ateş, Suriye hududundaki Hatay Reyhanlı’da şu konuşmayı yapıyordu: “Suriye gibi komşular iyi niyetimizi yanlış tefsir ediyorlar. Apo denen eşkıyayı destekleyerek, Türkiye’yi terör belasına bulaştırdılar. Türkiye, iyi ilişkiler konusunda gerekli çabayı gösterdi. PKK destekçisi Suriye, sabrımızı taşırmaya başladı. Suriye iyi niyetimizi suiistimal ediyor ve PKK’yı topraklarında besliyor. Gerektiğinde bu halk sorumlulara dersini verecektir.”
Askerin bu konuşması üzerine “Türkiye’nin savaş restini” gören Suriye tir tir titriyor, APO’yu apar topar topraklarından kovuyordu.
Dün bizden böylesine korkan bir Suriye politikası devralan AKP, bugün uçağımızı düşürme cesaretini kendinde bulan bir Suriye meydana getirdiler.
Ne Suriye sınırına gidip konuşacak asker bıraktılar ne milli refleks.
Dün Kara Kuvvetleri Komutanı’nın yaptığı o konuşmaları bugün “sivilleştirilen Türkiye’de” Bülent Arınç yapıyor ve “PKK’lılar karakol basarken silahlıydılar!” gibi şaheser ifadeler kullanıyor.
Türk uçağının düşürülmesi sonucu ne dediği belli olmayan, HÜRKUŞ “ isimli tayyarede pozlar veren, sınıra tanklar gönderip sonra “kesinlikle savaştan yana olmadıklarına dair” haberler yaptıran, bağırıp çağırmayı sert politika zanneden bir başbakanın Suriye politikasına nasıl destek verir Bahçeli?
Türkiye’nin gücünü ve kudretini böylesine ayaklar altına alan, tüketen bir iktidara nasıl destek verir?
Acaba Bahçeli genel seçimlerde seçilememe korkusu taşıyor da kendine AKP’de yer mi arıyor diye düşünüyorum!
Daha önce de “Allah Erdoğan’ı başımızdan eksik etmesin” diye dualar ettiydi de…