Tarih Kanla Yazılmasın...
Geçmişin içinde yaşananlar içimizi acıtıyor... O topraklarda binlerce yıllık tarih, uygarlık ve kültür yatıyor...
Yüreğini, vicdanını, sevgisini o topraklarda çoğaltmış insanlar şimdilerde ölüm kusuyor.
Tarihin kalıntılarında korku tünelleriyle karşılaşırken, bir çığlığı duyuyoruz.
Bir yandan PKK terörüyle uğraşan Türkiye, kendi öz evlatlarını o topraklara gömüyor...
Burnumuzun dibinde bir iç savaş var!
Esad rejimi “yıkıldı yıkılacak” denirken hâlâ dimdik ayakta duruyor.
Esad’ın savaş uçağı var, helikopteri var, askerinin “muhalif güçleri” Halep’in mahallelerinden çıkardığı kesin.
Peki kim bu muhalifler?
Bunların Afganistan’dan, Çeçenistan’dan, Türkiye’den, kimi Arap ülkelerinden gelen El Kaide ve Taliban militanları olduğunu “cümle âlem” biliyor.
***
Esad rejimini savunduğumuz falan yok...
Gerçek olan, “muhalif” ya da “Özgür Suriye Ordusu” adı verilen bu silahlı militanların Suriye’de “İslam devleti” kurma peşinde olan güçler olduğu.
Nedense bu gerçekler medyamız tarafından perdeleniyor.
El Kaide militanlarını savunan avukat Halep’te çatışmada öldürülüyor.
Kaç Türk yurttaşı var Halep’te “muhalif cephe”de Esad güçleriyle savaşıp ölen?
Bunların demokrasi ve özgürlükle uzaktan yakından ilişkileri yok.
O nedenle Esad rejimi ayakta...
Üstelik yanında Rusya, Çin ve İran bulunuyor.
***
Yaşamı acılarla, darbelerle, ölümlerle, hapislik günleriyle, işkencelerle geçen bir kuşaktan gelenler, gerçeklerin karşısında sessiz kalamaz...
Onlar konuşur, yazar, çizer!
Teslimiyetçi değildir!
Yaşamı çoğaltmak, demokrasiyi ve özgürlükleri geliştirmek için çabalarlar.
Nice kayıplar, genç ölümler, bizi birleştirir vadilerde...
Sevgi!
Aşk!
Tutku!
Bizim kuşak için vazgeçilmezdir!
Kayıp çocuklar için de ağlarız, içimiz kanar...
Terörün bir insanlık suçu olduğunu biliriz...
Onun için “Terör nereden gelirse gelsin bir insanlık suçudur” diye haykırırız...
Tarlada bulduğu bir bombayla parçalanarak ölen 9 yaşındaki çocuğumuz için de ağlarız, Foça’da, Şırnak’ta şehit düşen askerimiz için de...
Din, dil, ırk, mezhep ayrımcılığı yapmayız...
Bayrağa sarılı tabutları kaldırılırken gözyaşları dökeriz, 13 yaşındaki Veysi’yi toprağa verirken hıçkırıklara boğuluruz.
***
Biz sevdalıyızdır, acıları bilen bir kuşak olarak.
Barışa ve kardeşliğe doğru yürürken haykırırız:
“Savaş değil barış!”
Emperyalizmin tezgâhına gelenleri, dün olduğu gibi bugün de uyarırız...
Kürt sorununu çözeceğim diye yola çıkıp işi çıkmaz sokağa götürenleri eleştiririz.
Suriye gerçeğini görmeyip emperyalizmin taşeronluğunu üstlenenlere şu soruyu sorarız:
“Akdeniz’in sularına gömülen uçağımızı kim düşürdü?”
Halkı aydınlatmak, toplumu bilgilendirmek siyasal iktidarın görevidir.
Halk olup biteni bilmeli, aydınlatılmalıdır...
Demokrasi dört yılda bir seçim yapmak değildir...
Şemdinli’de neler oluyor?
Bilen var mı?
Yok!
***
Ne demiştik?
Geçmişi yaşatan içimizdeki acıdır.
Artık bu acıların bitmesini istiyoruz...
Türkler ve Kürtler.
Bu coğrafyada yüzyıllardır birlikte yaşıyoruz... Terörün bir insanlık suçu olduğunu bilmeliyiz bunca ölümlerden sonra...
Musa Anter de öldürüldü Uğur Mumcu da... Türk aydınları da öldürüldü Kürt aydınları da...
Yaşadığımız coğrafya, binlerce yıllık tarih, uygarlık ve kültür...
Kanla sulanmasın artık!
