Enver Geldi Tamam M. Kemal de Yakındır


29 Ağustos Çarşamba günü iki yazarımız (Mine Kırıkkanat ve Enis Coşkun) aynı anda çarpıcı bir saptamayla, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nu Enver Paşa’ya benzetmişlerdi.

Ahmet Davutoğlu ile Enver Paşa’nın ortak noktaları, başkalarının emellerini kendi rüyaları haline getirmiş olmalarıdır.

1922 Ağustos’undaki ölümünden 74 yıl sonra naaşı yurda getirilen Enver Paşa’nın, gerçekleşmeyecek düşler peşinde koşarken, başkalarının emellerini kendi rüyaları sanmasının büyük kayıplara yol açmış olduğu tartışma götürmez.

O rüyalar on binlerce vatan evladının yaşamına mal oldu, en sonunda da, 41 yaşında kendi yaşamına.

Enver Paşa kendi rüyaları ve ülküleri sandığı hedefler peşinde koşarken, Alman hesaplarının aleti olduğunu ömrü boyu kavrayamamış, her biri on binlerin canına mal olan hesapsız işlere atılmıştır.

Enver Paşa’nın, 1914 Aralık - 1915 Ocak’ındaki Sarıkamış macerası çoğu soğuk ve hastalıktan olmak üzere 60 bin (kimilerine göre 90) cana mal olmuş, o ise bu dehşet ve utanç verici bozgundan ders çıkaracağı yerde, Sarıkamış’tan İstanbul’a dönüşte Sarıkamış seferi hakkında müthiş bir sansür uygulamış, ülkemizin insanları orada neler olduğunu ancak yıllar sonra öğrenebilmişti.

***

Bütün bu açıklamalar sanırım, Enver Paşa’ya benzetilmenin pek de hoşa gitmeyecek ağır bir kıyaslama olduğunu anlatmaya yeter.

Yine de, yukarıda yazılarından söz ettiğim iki dostumun, Ahmet Davutoğlu’na pek haksızlık etmediklerini söylemeliyim.

Davutoğlu diplomasisi, Osmanlı’yı bir oldubitti ile 1. Dünya Savaşı’na sokan Enver Paşa politikasına çok benziyor.

Doğrusu kimsenin hakkını yemeyelim, Almanlar kendi savaşlarını onlar adına veren Enver’in çılgınlıklarını bir yandan desteklerken, bir yandan aralarından kimileri büyüklük tutkusunun sınırsızlığını ve saçmalığını görüyor ve bunu dile getiriyorlardı.

Enver’in 60 bin kişiyi Sarıkamış dağlarında heba etmesi üzerine Von Der Goltz aynen şunları söylüyordu:

- Kafkasya’da maalesef, kendilerini Napolyon Bonaparte zanneden ve cahil yetişen birçok adam var. Bunlar ordularına güçleriyle bağdaşmayan işler vermişler ve büyük zararlara uğratmışlardır.

Tarihin şu garip tecellisine bakın ki, Sarıkamış’tan neredeyse yüz yıl sonra, kendinin diye sunduğu Amerika’nın Suriye politikasının akılcı bir açıklamasını yapamayan, ancak Hatay kamplarında neler döndüğünün görülmesini yasaklatmak yoluyla durumu tevil etmeye çalışan Davutoğlu’nun tutumu da, politik taşeronluğunu yaptığı ABD tarafından bile yeterince desteklenmemektedir.

Nitekim tampon bölge dileklerinin dile getirileceği BM toplantısında Davutoğlu, Hillary Clinton’u bile bulamamıştır yanında.

***

İşin ilginç yönü, Mareşal Goltz’tan yine 100 yıl kadar sonra, bu defa bir Amerikan generali, ABD Genelkurmay Başkanı Martin Dempsey Suriye’ye askeri müdahale tartışmalarını gerçekçi bulmadığını, Türk komutanların tampon bölge isteğinin ABD’ye ve ittifaka, altından kalkamayacakları bir yük yükleyeceği uyarısında bulunmak zorunluluğunu hissetmiştir.

Bu arada Enver Paşa’ya da haksızlık etmeyelim.

Enver Paşa iktidara geldiği zaman Osmanlı’nın yıkılışını kucağında buldu.

Ahmet Davutoğlu öyle bir miras devralmadı, bugün vardığımız yer onun eseridir.

Evet Enver, kötü mirası kucağında buldu, bilançonun daha da ağırlaşmasına yol açan girişimlerden de geri durmadı ve bu kanlı faturayı çok ağır ödedik.

Bu hesabın temizlenmesi, ancak macera döneminin sone erip, Mustafa Kemal ile birlikte yeni akıl çağının açılmasıyla oldu.

Çarşamba günü iki dost yazarı okurken bunları düşündün ve dedim ki:

- Neyse Enver geldi, tamam! Şimdi sıra Mustafa Kemal’de; onun da eli kulağındadır, neredeyse gelir, çünkü koşullar onu çağırıyor.

Düzeltme: Dün üç okurum, Onur Yörük, Ozan Yaşar ve Okan Tygar’dan ileti aldım. Daniel Carosso üç yıl önce 103 yaşında Barselona’da ölmüş. Bilginize sunarken, her üçüne de şükranlarımı iletirim. A.S.

Yorum Gönder

0Yorumlar
Yorum Gönder (0)