Türküler mi sapkın, yoksa?...


Neşet Ertaş'ın Hakk'a yürümesinden sonra bir de 'Bazı türkülerde sapıklık var!' tartışması çıktı.
Türküden sapık imal edenler; kendilerini 'mütedeyyin' veya 'muhafazakar' olarak tanımlayan sözde aydınlardır. Bu tiplerin en ilginci ise adının önünde bir de profesör lakabı taşıyan İskender Pala.
Haber Türk'ten sunucu Balçiçek hanımın çok sevdiği İskender Bey; bir Ebussuud Efendi havalarında türküler için fetva verirken demiş ki: 'Türkülerdeki erotizmin kadını aşağılamasından rahatsızım. (...) Neşet Ertaş'ın türkülerinde de erotizim vardır. Bir tenhada can cananı bulunca... ' diye başladığınızda istediğiniz sahneyi üretebilirsiniz.'
Bunlara; Zaman Gazetesi'nde yazdığı şu satırları ekleyin: 'Gel gelelim bazı türküler vardır ki maalesef eski oturak alemlerinin veya cinsel sapkınlıkların sözcülüğünü yapar gibidir.'
Bu aydın görüntülü İskender Pala'ya kalsa; başta TRT arşivi olmak üzere oturacaklar; türküleri sorgudan geçirecekler; mütedeyyin türküleri tutup diğerlerini yasaklayacaklar. Zaten bunu da yazısında açıkça istiyor.

SİZİN EDEBİYATINIZDIR SAPKIN
Şimdi bu kendisini Divan Edebiyatı (saray çevresinde oluşan edebiyat) profesörü gibi gören; bazı televizyoncuların da öyle zannettiği İskender Pala'ya onun sevdiği bu bahçeden seslenelim. Ve gösterelim ki sapkınlık türkülerde değil Bay Pala'nın uzmanlık alanı olan cenahtadır. Bunu ispat için de Divan Edebiyatı'nın en parlak ozanı olan Şair Nedim'den bir beyt okuyalım:
'Kızoğlan nazı nazın şehlevent avazı avazın
Belasın, ben de bilmem kız mısın oğlan mısın kafir'
Ne diyor burada şair Nedim ve de kimden söz ediyor İskender Bey? Kız gibi gözüken ama sesi bir delikanlı sesi olan birisinden değil mi? Delikanlıya aşkın anlatımı değil mi bu? Yani buradaki duygu gulamperestlik değil mi?...
Anlamadınız mı? O zaman size aynı şairin bir kıtasını okuyayım:
'İzn alub cüma namazına deyu maderden
Bir gün uğurlayalım çarh-ı sitemperverden
Dolaşub iskeleye doğru nihan yollardan
Gidelim serv-i revanım yürü Sadabad'e'
Şair burada diyor ki: 'Seni bırakmayan anana, 'Cuma namazına gideceğim' deyip onu kandır izin al. Böylece seni şu insana eziyet veren feleğin elinden bir günlük olsun çalayım. İskeleye doğru gizli yollardan dolaşarak varalım. Ey selvi boylum ikimiz Sadabad'a (Haliç gezi alanlarına) gidelim.'
Şair Nedim; cuma namazına gitmek bahanesiyle kimi ayartıyor dersin? Hiç bir kız cumaya gitmek için tek başına evden çıkıp da sevgilisiyle buluşabilir miydi 1720 İstanbul'unda? Öyleyse bu serv-i revanın cinsiyeti nedir?
Yine mi anlamadın, o zaman şu kıtayı oku bakalım:
'Bir civan-kaşı sarık sarmış efendim başına
Sürme çekmiş ıtr-i şahiler sürünmüş kaşına
Şimdi girmiş dahi tahminimde on beş yaşına
Gül yanaklı gülgüli kerrakeli mor hareli'
Şair Nedim Efendi burada daha açık söylüyor: 'Benim sevdiğim o genç; başına bir civankaşı sarık sarmış, kaşına sürme çekmiş ve en hoş kokuları sürünmüş. O gül yanaklı; güzel hırkalı, gösterişli mor içlikli sevdiğim ancak on beşindedir.'
Şairin sevdiği, vurulduğu bu genç, on beş yaşında bir erkektir. Çünkü civan, genç oğlanlara denilmektedir. Civan-kaşıda süslü bir sarık türüdür. Osmanlı kadınları elbette ki sarık sarmaz üst elbisesi olarak da hırka (kerrake) değil ferace giyerlerdi.
***
Burada, Osmanlı saraylarının-konaklarının selamlık kısmındaki oğlanlardan; şehirde bir meslek örgütü gibi çalışan şıkırdımlardan-civeleklerden söz etmeye yerim yok.
Eğer Bay Pala açık ve ilginç sapıklık arayacak ise Naima Tarihi'nde Kadızadelilerin macerasına bir göz atsın.
Ve bu sapkınlığı daha ayrıntılı öğrenmek muradı var ise, yakında Bilgi Yayınevi'nden çıkacak olan Esirciler Hanı isimli romana baksın.
Siyasi karşıdevrimin kültürel karşıdevrime dönüştüğü bir süreçte; sıra türküleri çürütmeye geldi. Yakında hep birlikte takkelerimizi takıp tek ağızdan ilahi okuyacağız...
Saz çalıp türkü söyleyenleri ise 16. Yüzyıl Osmanlı şeyhülislamları gibi; Arabistan'ın Vehhabileri gibi kafir ilan ederek 'Allahu Akbaaar!' nidaları ile haklarından geleceğiz.


Rıza Zelyut