Türkiye’ye sığınıyorlar ama..


Suriye'deki savaştan kaçıp Türkiye'ye sığınan yarım milyon insanın her biri ayrı bir hikâye.

Kamplarda şiddet ve tacize uğrayanlar, şehirlerde aç yaşayanlar, dilencilik yapanlar... Ama bunlardan bir tanesi, kimsesiz bir çocuğun bilinmeyene sürüklenme hikâyesini tüm karanlığıyla anlatıyor bize.

Suriyeli Ömer Bekke, bundan iki ay önce evine isabet eden bombayla annesi, babası ve iki ağabeyini kaybetti. Yıkılmış bir evden, ailesinin ölü bedenlerini geride bırakıp kaçarak, sağ kolunda derin bir yarayla sınırı geçip Türkiye’ye sığındı. Karşısına çıkan Türk yetkililere derdini anlatmaya çalışırken fazla söze de gerek kalmadı; o konuşurken oluk oluk kanayan kolu, yaşadıklarının tarifi olmaya yetiyordu.

Hatay Viranşehir’de hastaneye kaldırılan ve ilk müdahalesi yapılan Ömer, buradan Marmara Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne sevk edilerek ameliyata alındı. Sonra da fizik tedavisine başlandı. Tabii hastanelerin durumu belli, kısa bir süre sonra da çıkışı yapıldı. Türkiye’de tek bir tanıdığı bile olmayan Ömer, tam iki ay boyunca gündüzleri sokaklarda geçirdi, geceleri hastanenin bahçesindeki banklarda yatıp kalktı. Onu önce güvenlikçiler fark etti. Söylediklerine göre yalnızca çay ve sigara içen bir çocuktu. Çok zayıftı ve her geçen gün daha da zayıfladı.

Bundan iki hafta önce de hastane personeli tarafından fark edilen Ömer, hemen acil servise kaldırıldı. Bir yandan da psikolojik destek sağlanmaya başladı çünkü konuşmuyor, yemek yiyemiyor, yalnızca ağlıyor ve sayıklıyordu. Geceleri kâbuslar görüyor, bağırarak uyanıyor, annesini, babasını, kardeşlerini görmek istiyordu. Üstüne başına birkaç parça kıyafet, cebine biraz para koydukları Ömer’in hayata bu şekilde devam edemeyeceğini anlayan hastane personeli, valilik, Emniyet, kaymakamlık başta olmak üzere yetkili mercilere durumu bildirse de, gelen yanıtlar hep “çok fazla sığınmacı olduğu için yapılabilecek bir şey olmadığı”yla sınırlı kaldı. Ailesi olmadığı için kamplara alınmayan, geçici kimliğinde ise 18 yaşında göründüğü için yurtlara yerleştirilemeyen Ömer, gündüzleri sokaklarda, geceleri hastane bahçesinde yaşamaya devam etti.

Biz de hastanede tanıştık kendisiyle. Kayıt cihazımı açmamı, fotoğraf çekmemi istemedi, yarım Türkçesiyle “Ben istemiyorum ünlü olmak” diyebildi yalnızca. Hastanedekilere, geçici kimliğin aksine, 18 yaşından küçük olduğunu, 16’sını yeni doldurduğunu söylemiş. Suriye’de savaştan önce varlıklı bir aileden geldiğinin, annesinin öğretmen, babasının ise gazeteci olduğu bilgisini de vermiş. Hepsi bu.

Tanışmamızdan bir sonraki gün ise hastanedekilerin söylediğine göre İstanbul’dan ayrılmıştı, önce Hatay’a oradan da Suriye’ye gitmeye karar vermişti, belki de savaşın burada yaşadığı bilinmeyenden daha katlanılabilir olduğu düşüncesiyle. Biz de bunun üzerine, Ömer’in akıbetinin ne olduğunu öğrenmeye çalıştık ancak hiçbir yetkili birimin konuyla ilgili bilgisi yoktu. Şimdi merak ettiğimiz, Ömer gibi kaç Suriyeli çocuğun daha Türkiye’de bu şekilde kayıplara karıştığı. Bir de, eğer bu sorunun cevabını yalnızca savaş mağdurlarının kendileri biliyorsa, Türkiye’nin bu insanları neden çağırdığı.

‘Resmi kayıt özellikle tutulmuyor’

GÖÇ- DER Başkanı İlyas Erdem, Suriye’den Türkiye’ye sığınan çocukların resmi kaydının, devletin sorumluluk almamak için bilinçli şekilde tutmadığına dikkat çekerek şöyle devam etti: “Türkiye’ye sığınanlar arasında en büyük riski çocuklar yaşıyor. Savunmasızlar ve büyük oranda dilenciliğe teşvik ediliyorlar. Sokaklarda her türlü istismara açık durumdalar. Bir de artık yeni bir sektör başlamış durumda; bu çocuklar, para karşılığı atölyelere satılıyor, resmen insan ticareti. Çok büyük bir sömürü düzeni işliyor. Tabii bunlar akıbeti bilinen çocuklar, bir de bilinmeyenler var. Ömer örneğinde olduğu gibi. Bu çocuklar resmi kayıt altına alınmıyor, çünkü devlet sorumluluk almak istemiyor. Sınırdan direkt geçiyorlar, büyükşehirlere gidiyorlar, akıbetlerinin ise ne olduğu belli değil.”


Cumhuriyet